"GÖZE GÖZ"

TÜM İNSANLIĞI KÖR EDER

 

                                   Eleni Mavru

                                   AKEL M.K. Üyesi

 

 

 

       ABD’ye yönelik 11 Eylül terörist saldırısı ve bunun  yarattığı korkunç insan kaybı  insanlar arasında çelişkili duygulara neden oldu.  Bir yandan terör eyleminin  günahsız kurbanlarına ve onların ailelerine duyulan sempati ve bu sonuçları yaratan eylemlerin sınırsız mahkum edilmesi, diğer yandan da Amerika’nın diğer  halklara karşı işlediği  suçların cezalarını ödediği konusunda “adalet” duygusu.

      Yıllardan beridir ölülerinin yaslarını tutan halklardan gelen bu tepki beklenen bir tepki olmasına karşı , şiddet ve karşı şiddet mantığının sonu olmadığını da açıktır. Terör kimin tarafından uygulanırsa uygulansın bir çıkmazdır. Ganti’nin “ göz göze politikasının tüm insanlığı kör edeceği” ifadesi bugün çok daha ikna edicidir.

      Son haftalardaki gelişmeler sonrası insanlığın ve özellikle de ilerici güçlerin yeni bir tehlike  karşısında oldukları bir gerçektir. 

     Siyasal erkin ve “özellikle de ABD’nin- askeri çıkarlar tarafından el altından yönetilmesi  dünya barış güçleri arasında  her zaman endişe yaratan bir olguydu. 

     Uzun bir süreden beridir “ büyük” devletler,  kendi düzenlerini uygulanması için bir güç göstergesi olarak şiddetten başka hiç bir şeyin dikkate alınmayacağı mesajını veriyor.  NATO,  halkların ve halk hareketlerinin ezilmesinin jandarmasına konumuna yükseltildi. Artık sınır tanımıyor.  Politik, sosyal ve ekonomik rejimlerin sorgulandığı her alana müdahale ediyor.  Bu tehlike 11 Eylül terörist saldırısı sonrası daha da büyüdü. 

     Direniş bugün her zamankinden daha da fazla gereklidir. Aynı zamanda daha da zordur. Sağ güçler Uluslararası Ticaret Merkezi ikiz kulelerinin yıkıma uğratılmasından doğan boşluğu sömürüyor. Siyasi özgürlükler ve haklar ansızın müzakere konusu yapılmaya başlandı.  Uluslararası hukuk üniversitelerde ve uluslararası toplantılarda bir tartışma konusuna dönüştü.  

     Son  gelişmelerin bir diğer endişe verici bir unsuru da, "Medeni Batı"ya karşı "Barbar Doğu",   iğrenç  ayrımının tekrardan gündeme gelmesidir. Bu çok eski ayırımcılığa göre, savaş da sınıfsal değil, dinseldir.  

     Medeniyet ve barbarlık  coğrafi, dinsel ve ırksal olarak ayrılamaz.  Dinsel nitelikler temelinde bir ayrılığa dönüş olasılığı ise günümüzde de korkunç görünmektedir.  

     Son gelişmeler Kıbrıs'ı ve Kıbrıs sorununu da olumsuz olarak etkiliyor. Doğal olarak Kıbrıs sorunu BM tarafından “ donduruldu” ve uluslararası topluluk genel olarak dikkatini ABD’nin ve bağlaşıklarının vereceği  tepkiye çevirdi.  BM Genel Sekreteri'nin geçen bir yıl içerisindeki faaliyetlerini kapsayan yıllık raporu olaylarla direkt bağlantısı olmasa da dahi bir göstergedir.  6 Eylül tarihini taşımasına rağmen, Rauf Denktaş’ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin görüşmelerle ilgili davetini ret etmesin değinmiyor. 

     Tabii ki  ileri bir aşamada uluslararası topluluk yeniden Kıbrıs sorunu ile ilgilenecek. Sorunu kapatmak ve bunu özelliklede tam üyelik öncesi yapmak çıkarınadır. 

     11 Eylül’den bugün çıkan net mesaj  düşmanlığın ve karşıtlığın  yarattığı sorunlara karşı mücadelede  küresel bir işbirliğinin zorunlu olduğudur.  Ve ne yazık ki ne yeni dünya düzeni ne de “küreselleşme” yoksulluk, açlık, hastalık ve cehalet gibi  “sosyal” tehlikelere karşı mücadelede yetenekli olmadığını gösterdi.

 

 

 
                    ANA SAYFAYA DÖNÜŞ