Köyüm Ayos Sergios’un olan biraz dışında,
Salamina’ya doğru Şaban adlı bir Kıbrıslıtürke ait hemen hemen
yıkılmış bir evi hatırlıyorum. Kocaman avlusu ile iki katlı büyük
bir evdi ve evin sahibi büyük bir ihtimalle zengin biriydi.
Bilmiyorum neden ama bisikletimle bu
evin önünden her geçişimde korkuya kapılırdım. Belki de korkum evin
harap olmasından ve sakinlerinin bazı sürüngenler ile vahşi
güvercinler olmasından veya büyüklerin konuşmalarından ve
özellikle de öğretmenimizin bize 1964’de Kıbrıslırumlar ile
Kıbrıslıtürkler arasında çatışmalar olduğunu anlatmasından
kaynaklanıyordu. Şaban efendi bu güzel evi o olaylar nedeniyle
terk etmişti.
İçimi sürekli kemiren çocukluk merakımı
giderme duygusu beni bir gün bu evin içine itti. Büyüklerin
anlattıklarından bu evin kıbrıslırumların yaşadığı evlerden farklı
olduğu yönünde bir izlenim edinmiştim. Araştırınca bizim evlerden
bir farkı olmadığını gördüm. Belki çocukluk akılsızlığı, belki
büyüklerin 1964 olayları ile ilgili olarak anlattıkları veya belki
de hayatımda daha önce hiç Kıbrıslıtürk görmemem, beynime bu
evde cinlerin yaşadığı düşüncesini enjekte etmişti.
Birkaç ay önce öğrencilerle bir
toplantıdaydım ve Kıbrıslırum bir öğrencinin “Bilmiyorum, fakat
kıbrıslıtürklerin hep büyük ayaklı oldukları ve büyük postallar
giydiklerini düşünürdüm. Lidra -Palas’ta Kıbrıslıtürk öğrencilerle
ilk buluşmamda yaptığım ilk iş masanın altından ayakkabılarına
bakmak oldu” dediğini duydum. Her iki toplumdan da buna benzer
yüzlerce düşünce olduğunu biliyorum.
Birbirimiz tanımadığımızdan ve dahası
kuşkucu bir ortam içerisinde bulunduğumuzdan çocuk olarak bazı
şeyleri büyütme ve olağanüstü büyütme özelliğimiz olabilir.
Bu duyguları, EDON ile ilişkiye girdiğim
ve özellikle de bir zamanlar “cin” olarak tahayyül ettiklerim ile
iletişim kurmaya başladığım zaman terk etmeye başladım. Fakat
herkese tanışma ve karşılıklı konuşma olanağı verilmiyor. Aşılması
gereken şüpheler ve ün yargılar var.
Özellikle gençler arasında iletişim
kanalları bulmamız gerekir. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler mutlu
ve barış günlerinde yaşamayı öğrenmelidir. İnsanlar geçmişte birlik
halinde sınıfsal mücadeleler verdiler. Onları o dönem ayıran sadece
Kemal veya Andreas diye çağrıldıkları vakit adlarıydı. “Böl ve
yönet” politikası ne yazık ki milliyetçiliği ve şovenizmi besledi
uzun yıllar bizi zehirledi.
Fakat gençler öğrenmelidir. Gençlerin
kendi aralarında tanışıp konuşmalarının bir başka önemi var.
Ben eminim ki bizi ayıran olgular
birleştirenlerden daha azdır. Bu gençler için daha da geçerlidir.
7 yaşındaki kızımın bu koşular altında da olsa, benim küçüklüğümde
sahip olduğum düşüncelere sahip olmamasından büyük bir mutluluk
duyuyorum. Kıbrıslıtürklerin küçük Andreas’a Pergama’da nasıl kan
verdiklerini gördü ve bu olayda ilgili duygularını defterine yazdı.
Kendi yaşındaki Kıbrıslıtürk çocuklar ile
birlikte resim yaptı ve üzerine EIPHNH - BARIŞ yazdı.
Gençler, bu çileli ve barış görmeyen
adanın umudu ve geleceğidir.
Eğer Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk gençlere
kendi ortak vatanlarını inşa olanağı verilirse onlar bunu Türk-Rum
dostluğunun sembolü olan Kavazoğlu ile Mişaulis kadar iyi inşa
edecektir.