Kıbrıs ve halkının yeniden birleşmesinin
başarılabilir bir olgu olup olmadığını kendi kendime birçok kez
sordum. İnsanların bu soruya farklı yanıtlar verdikleri biliniyor.
Hiç şüphem yok ki soru net olarak ortaya konduğunda hem
Kıbrıslırumların hem de Kıbrıslıtürklerin büyük çoğunluğu halkın ve
ülkenin birleşmesini arzuladıklarını net bir şekilde ortaya
koyacaklar.
Taksim ve toplumun birini diğerinden uzaklaştıracak
olan bir çözüm düşüncesi ile uzlaşamazlar.
Kıbrıs halkının arzularının ötesinde bir çözümün
rüyasını gören ve böylesi bir çözümü planlayan yerliler ve
yabancılar bu hesaplarında otelciyi hesaba katmıyor. Kıbrıslırumlar
ve Kıbrıslıtürkler köylerini, şehirlerini, mallarını ve evlerini
unutmadılar ve unutmaları mümkün değildir. Birlikte büyüdükleri
komşularını unutmuyorlar. Yaşlı işçiler ve çiftçiler madenlerde ve
diğer alanlarda sekiz saatlik iç günü, sosyal sigorta, hayat
pahalılığı ödeneği ve daha iyi yaşam koşulları için
gerçekleştirdikleri grevleri unutmadı. Düğünlerde ve bayramlarda
birlikte yaptıkları kutlamaları unutmuyorlar.
Yapay ve şiddete dayalı ayrılığın üzerinden birkaç
on yıl geçmesine rağmen dönüş arzusu varlığını korumaya devam
ediyor. Lidra Palas’ta, Pile’de veya bir başka alanda ortak
toplantılarda Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler ile konuştuğun zaman
bunu tespit etmek zor değildir.
İlk cümleler “nasılsın, ne yapıyorsun?” ile başlar
ve sonra da herkes konuşmaya şehri, köyü, tanıdıkları ve dostları
ile ilgili a devam eder. Ve ayni köyden insanlar bir araya
geldiğinde de evlerinin durumu gündeme gelir.
Ve ben eminim ki o anda hafıza geçmişe kayar ve
doğduğu evdeki ailenin güzel günlerine ait ilişkiler bir sinema
şeridi gibi gözlerinin önünden geçer.
O anlarda evini görme arzusu en üst noktalara çıkar.
Onun için en büyük ve en güzel hediye , en büyük iyilik bir an
için olsa dahi baba evine gidip o evi görmektir, evinin bahçesinden
bir çiçek kopartmak, ailesine bir saksı çiçek götürmek, bir dal
fesleğen , bir limon veya zeytin dalı veya avlusundan bir taş
götürmektir. O an o kadar büyük bir heyecan yaşar ki ayrılık
duvarını unutur. Günlük sorunlarını unutur ve büyük bir mutluluk
yaşar.
Yabancı turistlerin ve diğer bazı kişilerin
mahallelerimizden geçtiklerini, evlerimizin fotoğraflarını
çektiklerini ve ülkemizin güzelliklerinden zevk aldıklarını
gördüğümüzde bizim bunu yapamadığımızı kendi ülkemizde göçmen
konumunda olduğumuzu görmek aslında ne büyük bir trajedidir.
Bize yabancı merkezler tarafından , bizim bazı
yanlışlarımız sonucu dayatılan bu anormal ve trajik durumun bir
bitiş tarihi olmalı. Ve ben bu bitiş tarihinin var olduğundan eminim
, çünkü bu dünyayı yöneten ve yönlendirmeye çalışanların belki de
kendileri için küçük olan hesaplamadıkları bir durum var, o da:
Her ailenin , her ananın doğduğu eve dönme,
etrafında çocukları, torunları ile mutlu bir yaşam arzunu yıllardan
beridir biriktirmesidir. Bu çözüm yabancılaşmaya değil Kıbrıslırum
ve Kıbrıslıtürk halkın saf ve temiz duygularına yanıt verecektir.
Bu ülkeyi seven tüm kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler
insan haklarının elde edileceği federal bir Kıbrıs’ta dönüş
arzusunun olabildiğince kısa sürede gerçekleşmesi için mücadeleye
devam etmek zorundadır.
Kıbrıslırumlar böylece Apostol Andreas’ı,
Karpazı, Magosa’yı, Girne’yi, Morfu’yu ve
Kıbrıslıtürkler de Larnaka’yı, Limasol’u, Baf’ı
ve köylerini her gün görebilecektir.