Terör, bir mücadele
biçimi olarak insanlık tarihi boyunca çalışanların çıkarları yönünde
ortaya koyduğu hedeflere ulaşmada başarılı olamadı. Ulusal
kurtuluşçu hedefler ve ezilmiş halklar adına gerçekleştirilen
eylemler bir umutsuzluğun sonucudur. Burada soru bu tür umutsuzluk
eylemlerinin halkaların kurtuluş mücadelesini az da olsa ileri
götürüp götürmediğidir. Hiç şüphe yok ki bunun yanıtı her tür terör
eyleminin bu amaçlara hizmet etmediğidir. Terör hem sonuçları
belirsiz kör eylemler olarak hem de bu eylemlerinin sonuçlarına
suçsuz insanların maruz kalması nedeniyle mahkum edilme
zorundadırlar. Bu tür eylemlere müsaade edilmemelidir. Hem mahkum
edilmeli hem de engellenmelidir çünkü halkların mücadelelerini ileri
götürmek yerine gericiliğe hizmet etmekte, bu mücadeleye kara çalma
ve tüm ulusal kurtuluş hareketlerine en acımasız bir şekilde vurma
olanağı vererek bu mücadelelerin altını oymaktadırlar. Sosyal
adaletsizliğe karşı mücadele edenler ve insan haklarından yana
olanlar terörist yöntemlere başvurmamalıdır. Tersine somut hedefler
için örgütlü mücadele yolunu seçmelidir.
ABD’deki son olaylar ve
bunu izleyen gelişmeler yukarıdaki düşüncelerin doğruluğunu net bir
biçimde ortaya koyuyor. New-York ve Washington’a yönelik terörist
saldırı bahane edilerek yeni dünya düzeninin dayatmak amacıyla
sonuçları ile ilgili kimsenin öngöremeyeceği bir cezalandırma
hareketine giriştiler. ABD ile NATO’nun 21. Yüzyılda Afgan halkına
karşı açtığı ilk savaş her gün onlarca insanın ölümüne, köylerin
yıkımına ve milyonlarca insanın göçmen konumuna düşmesine neden
olmaktadır. Terörle mücadele bahanesi ile bir halka karşı savaş
ilan edilmiş ve daha başka ülkeler de hedef olarak ilan
edilmiştir. ABD’de gerçekleştirilen terörist saldırılar gericiliğe
askeri üstünlükleri ile bölgeye aktif bir şekilde müdahalede
bulunarak kendi çıkarlarına hizmet edecek rejimleri dayatma
bahanesi yarattı.
Türkiye oluşan koşulları
kullanarak bölgede lider konumunu teyit etmeye çalışıyor. İsmail
Cem’in Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan’a gerçekleştirdiği
ziyaret, üç ülkenin Kızılhaç ve Kızılay’ının aracılığı ile
Afganistan’a insani yardım konusunda işbirliği ve Ankara’nın Avrupa
Birliği ile İslam Konferansı Örgütü’nün İstanbul’da ortak
toplantısını örgütleme girişimi bu yönde atılmış adımlardır. Fakat
Kıbrıs sorununda neler oluyor? Adanın tüm sakinlerinin karşılıklı
güven ortamında bir arada yaşam arzusunu engellemeye devam ediyor.
Denktaş rejiminin ve uzlaşmaz tutumu desteklenerek, BM kararlarına
saygı reddedilerek, ayrılık duvarları ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Buna paralel olarak her olasılığı harekete geçirerek iki toplum
arasında var olan sorunları mümkün olduğu kadar büyütülmeye ve
böylece siyasi sorunumuza barışçıl ve kalıcı bir çözüm olasılığı
uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Kıbrıslırumların Kıbrıslıtürkleri
terörize edeceğini ileri sürerek tam ayrılık düşüncesi
sağlamlaştırmaya çalışılıyor.
Geçmişte Kıbrıslırumlar
ile Kıbrıslıtürkler arasındaki ilişkileri bozan hareketleri bugün
kınamaktan kimse kaçamaz. Sadece geçmişe atıfta bulunmakla geleceği
güvence altına almak için yeni bir başlangıç yapma uğraşıları
güçlenemez. Sürekli olarak geçmişe atıflar Ankara’nın tavrını da
haklı kılamaz. Ne Ankara’nın, ne de Kıbrıs’taki yavrusunun terörist
tutumunu haklı kılmaz.
Oluşan yeni ortam
içerisinde hem Kıbrıslırumlar, hem de Kıbrıslıtürkler, nereden
gelirse gelsin, baskılara, tehditlere boyun eğmemelidir. Kıbrıs
sorununa adil bir çözüm bulma mücadelesi, uluslararası hukukun
ilkelerinde ve her toplumun kendi özelliklerine saygı ilkelerinde
ısrar ederek sürdürülmelidir.