Terör ve  Kıbrıs Sorununa Etkileri

                                                                                 Venizelos Zanettos

                                                                                 AKEL M.K. Polit Büro Üyesi

 

Terör, bir mücadele biçimi olarak insanlık tarihi boyunca çalışanların çıkarları yönünde ortaya koyduğu hedeflere ulaşmada başarılı olamadı. Ulusal kurtuluşçu hedefler ve ezilmiş halklar adına gerçekleştirilen eylemler bir umutsuzluğun sonucudur. Burada  soru bu tür  umutsuzluk eylemlerinin halkaların kurtuluş mücadelesini az da olsa ileri  götürüp götürmediğidir. Hiç şüphe yok ki bunun yanıtı her tür terör eyleminin bu amaçlara hizmet etmediğidir. Terör hem sonuçları belirsiz kör eylemler olarak hem de bu eylemlerinin sonuçlarına suçsuz insanların maruz kalması nedeniyle  mahkum edilme zorundadırlar. Bu tür eylemlere müsaade edilmemelidir. Hem mahkum edilmeli hem de engellenmelidir çünkü halkların mücadelelerini ileri götürmek yerine gericiliğe hizmet etmekte, bu mücadeleye kara çalma ve tüm ulusal kurtuluş hareketlerine en acımasız bir şekilde vurma olanağı vererek bu mücadelelerin altını oymaktadırlar. Sosyal adaletsizliğe karşı mücadele edenler ve insan haklarından yana olanlar terörist yöntemlere başvurmamalıdır. Tersine somut hedefler için örgütlü mücadele yolunu seçmelidir.

ABD’deki son olaylar ve bunu izleyen gelişmeler yukarıdaki düşüncelerin doğruluğunu net bir  biçimde ortaya koyuyor.  New-York ve Washington’a yönelik terörist saldırı  bahane edilerek  yeni dünya düzeninin dayatmak amacıyla sonuçları ile ilgili kimsenin öngöremeyeceği bir cezalandırma hareketine giriştiler. ABD ile NATO’nun 21. Yüzyılda Afgan halkına karşı açtığı ilk savaş her gün onlarca insanın ölümüne, köylerin yıkımına ve milyonlarca insanın göçmen konumuna  düşmesine neden olmaktadır. Terörle mücadele  bahanesi ile bir halka karşı savaş ilan edilmiş   ve daha başka ülkeler de hedef olarak ilan edilmiştir.  ABD’de gerçekleştirilen terörist saldırılar gericiliğe askeri üstünlükleri ile bölgeye  aktif bir şekilde müdahalede bulunarak kendi çıkarlarına hizmet edecek rejimleri dayatma  bahanesi yarattı.

Türkiye oluşan koşulları kullanarak bölgede lider konumunu teyit etmeye çalışıyor. İsmail Cem’in Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan’a gerçekleştirdiği ziyaret, üç ülkenin Kızılhaç ve Kızılay’ının aracılığı ile Afganistan’a insani yardım konusunda işbirliği ve Ankara’nın Avrupa Birliği ile İslam Konferansı Örgütü’nün İstanbul’da ortak toplantısını örgütleme girişimi bu yönde atılmış adımlardır. Fakat Kıbrıs sorununda neler oluyor? Adanın tüm sakinlerinin karşılıklı güven ortamında bir arada yaşam arzusunu engellemeye devam ediyor. Denktaş rejiminin ve uzlaşmaz tutumu desteklenerek, BM kararlarına saygı reddedilerek, ayrılık duvarları ayakta tutulmaya çalışılıyor. Buna paralel olarak her olasılığı harekete geçirerek iki toplum arasında var olan sorunları mümkün olduğu kadar büyütülmeye ve böylece siyasi sorunumuza barışçıl ve kalıcı bir çözüm olasılığı uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Kıbrıslırumların Kıbrıslıtürkleri terörize edeceğini ileri  sürerek  tam ayrılık düşüncesi sağlamlaştırmaya çalışılıyor.

Geçmişte Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürkler arasındaki ilişkileri bozan hareketleri bugün kınamaktan kimse kaçamaz. Sadece geçmişe atıfta bulunmakla geleceği güvence altına almak için yeni bir başlangıç yapma uğraşıları güçlenemez. Sürekli olarak geçmişe atıflar Ankara’nın tavrını da haklı kılamaz. Ne Ankara’nın, ne de Kıbrıs’taki yavrusunun terörist tutumunu haklı kılmaz.

Oluşan yeni ortam içerisinde hem Kıbrıslırumlar, hem de Kıbrıslıtürkler, nereden gelirse gelsin, baskılara, tehditlere boyun eğmemelidir. Kıbrıs sorununa adil bir çözüm bulma mücadelesi, uluslararası  hukukun ilkelerinde ve her toplumun kendi özelliklerine saygı ilkelerinde ısrar ederek sürdürülmelidir.

 

Ekim - 2001 

 

 
                    ANA SAYFAYA DÖNÜŞ