Kıbrıs’ın , Kıbrıs
sorunu çözülmeden Avrupa Birliği’ne tam üyeliği perspektifi doğal
olarak Türkiye’de tartışmalara yol açmış durumda.
Türk tarafının Kıbrıs
sorunundaki değişmez tavrı olumlu anlamda soruna taraf olan kimsenin
çıkarına hizmet etmiyor. Eğer Ankara ile Denktaş kabul edilemez
koşullarında sonuna dek ısrar ederse görüşmelerin yeniden başlaması
söz konusu olamaz ve bu durumda sorumluluk sadece kendilerine ait
olur. Böylesi bir durum Kıbrıs sorununun çözümsüz kaldığı
koşullarda Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine tam üyeliğini de
kolaylaştıracaktır. Böylesi bir durumda Türkiye’nin teorik düzeyde
seçenekleri, ya askeri müdahale ya da tehdit biçiminde açıkladığı
işgal bölgesinin ilhakıdır. Birinci seçeneğin kullanılması
Türkiye’yi Yunanistan ile daha geniş bir çatışmanın içerisine
çekecektir. Böylesi bir gelişmenin sonuçları da hem iki ülke için
hem de bütününde Kıbrıs halkı için yıkım olacaktır. İkinci
seçeneğin kullanılması durumunda ise bu kadar açık uluslararası
yasadışılığı kimse tanıyamaz. Bu durum Türkiye’nin Avrupa
yönelimine de büyük yaralar açacaktır. Doğal olarak Türkiye’nin
tehditlerini yaşama geçirmemesi ve bugünkü statükonun devamı da
gündeme gelebilir . Fakat bu da Türkiye’nin çıkarlarına hizmet
etmez, çünkü artık bir Avrupa Birliği toprağını işgal etmiş olacak
ve yasa dışı devletin tanınması veya dahası kabulü olanağını
ortadan kaldıracaktır.
Tersine eğer Türkiye
onurlu bir uzlaşma yolunu , iki bölgeli iki toplumlu federasyon
çözümünü seçerse tüm tarafların çıkarına bir adım atmış
olacaktır. Her şeyden önce Türkiye’nin kendisi ağır bir siyasi ve
ekonomik yükten kurtulacak, Yunanistan ile ilişkilerinin
normalleşmesinde en büyük engeli ve Avrupa perspektifi önündeki
temel engellerden birini aşacaktır. Kıbrıslıtürkler yoksulluktan ve
yalnızlaşmadan kurtulacak ,daha iyi ekonomik çıkarlar elde edecek ve
Avrupa Birliği aracılığı ile toplumsal ve insan haklarını daha
sonuç alıcı bir şekilde elde edeceklerdir. Kendi bölgelerini
yönetecekler ve merkezi erk ve kararlara daha sonuç alıcı bir
şekilde katılabileceklerdir.
Türkiye’nin kolay bir şekilde mantıkî bir davranış içerisine
gireceği konusunda sahte umutlar taşımıyoruz. Türkiye’nin dış
politikası güçlü Milli Güvenlik Konseyi tarafından belirleniyor. Ve
bu organda Kıbrıs sorununa ülkelerinin jeo-stratejik çıkarları
için dar ve eski bakış açısı ile yaklaşan askerler egemendir. Ve
eğer bu Türkiye’nin Avrupa Birliğinden uzaklaşması anlamına
geliyorsa bundan rahatsızlık duyacak olan en son kişiler
askerlerdir. Çünkü Avrupalı bir Türkiye’de siyasi yaşamda rollerini
kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar.