AÇIK YARA

                                                                                   Andrula Gürof

                                                                             AKEL M.K Polit Büro Üyesi

Kıbrıs sorunun çözümsüz bir şekilde uzaması, gövdesinde var olan yarayı açık tutuyor. Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler kararların dayalı,  insan hakları ve uluslararası hukuka saygı gösteren adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını istemeyen Bu ülkeyi seven Kıbrıslı yoktur.

Kıbrıs sorunu yabancı bir işgal sorunudur. Atina Cuntası ile EOKA B’nin hain darbesi, Türk işgali ile tamamlanan Kıbrıs trajedisinin ilk adımıydı.  Bu ikili suç olgusunu izleyen tarihi ve  olayları inceleyen herkes,  yabancı güçlerin, bölünmeyi ve ayrılığı kendi çıkarlarına  başarmak için  iki toplum arasında milliyetçilik ile şovenizmi uyguladıkları tespitini yapabilir.  Bu entrikaların ve uzun yıllar süren ihanetin kurbanları Rum,Türk, Maronit, Ermeni, Kıbrıslıların  tümüdür.

Her iki toplumdan da birçok  onurlu insan yabancıların bölücü planlarına karşı çıktı.  Gürkan, Hikmet, Derviş Ali Kavazoğlu, Mişaulis ve daha birçok kişi ya fiziksel olarak ortadan kaldırılarak susturuldu ya da yurt dışına  göçe zorlandı.  AKEL ve genel olarak Sol hareket bu ayrılığı önlemek için milliyetçiliğe ve şovenizme karşı dişi ile, tırnağı ile mücadele etti.  Fakat ne yazık ki  kötülükten yana güçler galip geldi.  Bugün yıllardan beridir halkımızı ayrı tutan kabusun kovulması için iyilikten yana güçler hiçbir dönem olmadığı  oranda mücadeleye davet ediliyor.

Bizim kuşağımız, Zürich sonarsı kısa bir süre de olsa Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşama  ve ne kadar benzer olduğumuzu ve bizi birleştiren olguların ne kadar çok olduğunu tespit etme fırsatı buldu.  Ben küçük yaşımdan Kıbrıslırumlar ile daha iyi bir yaşam, demokrasi ve özgürlük için  aynı cephede mücadele eden ilerici Kıbrıslıtürklerle tanışma şansını bulmuştum. Belki de varlığımı ilerici, demokrat Kıbrıslıtürklere borçluyum. EOKA ile TMT’nin zirvede oldukları ve emperyalist güçlerin  böl ve yönet politikasının yaşama geçirilmesinin taşoranı olarak çalıştıkları dönemde PEO ve AKEL’ün üst düzey yöneticilerinden olan  rahmetlik babam,  bir çalışma arkadaşı ile birlikte Magosa’dan dönerken  TMT’nin ekstrem unsurlarının tuzağına düşmüştü. Anlattıklarına göre eğer PEO üyesi demokratik bazı Kıbrıslıtürklerin müdahalesi olmasaydı TMT ektremistleri tarafından kurban edilecekti.  O dönemde birçok Kıbrıslıtürk PEO ve AKEL üyesiydi.  Birçok grev mücadelesi ve 1 Mayıslar dahil ortaktı.

Öğrenim için yurt dışına gitmeden önceki son yazım olan 1970 yazını hiç unutmayacağım. O günlerde Kıbrıs’ta Kolera salgını vardı.  Babam PEO kliniğinin sorumlusuydu ve diğer gönüllülerle birlikte buna karşı aşılama çalışanları örgütlüyordu. PEO kliniği o dönem Lefkoşa’nın biraz dışında tam da yeşil hat bölgesindeydi. (Şimdi işgal altındaki bölgede bulunuyor) O dönem birçok Kıbrıslıtürk çekinerek çocuklarını getirip aşılatıyordu. Öncelik onlara verilmişti ve onlarla konuşmaktan büyük bir haz alıyorduk. Bu insanlar, cefa çekmiş Kıbrıslırumlarla birlikte, doktorları ve hastabakıcıları gökten inmiş melekler gibi görüyordu. Ağlayan çocukları ve onları susturabilmek için kendilerine şeker verişlerimizi hatırlıyorum.

Kıbrıslıtürklerle bir başka deneyimim de yaz aylarında çalıştığım bir kitapevi  aracılığıyladır. Kıbrıslıtürk ilericiler  bu kitap evine gelip Nazım Hikmetin Türkçe kitaplarını alıyordu. Yorgancı olan ilerici bir Kıbrıslıtürk  en sık geleniydi ve bizimle sohbet ediyordu. İş elbiseleriyle  pamuklar saçlarında oturur ve bize  bazı mısralarını tercüme ediyordu “ben yanmasam, sen yanmasan nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..” . Bir diğer genç Kıbrıslıtürk bana Türkçe öğretmeye başlamıştı. İlkokul birinci sınıfının  Türkçe kitabını hakla daha saklarım.

Tüm bu görüntüler ve tüm bu kişiler hain darbe ve daha sonra Denktaş’ın propagandasını yaptığı gibi Kıbrıslıtürkleri kurtarmak için değil Türkiye’nin ve patronları Amerikaların çıkarları için gerçekleşemeyen  Türk işgali sonrası ortadan kalktı.

Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürkler farklı dinler ve kültürel yaklaşımlara sahip bir halkız. Farklılığımıza saygı duymalı ve bunu cesaretlendirmeliyiz. Etnik kimliğimizi korumalıyız, fakat her şeyin üstünde bizi birleştiren ortak vatanımızı ve ürünlerini tüm çocuklarına  eşit olarak paylaştıran ortak vatanımız Kıbrıs’ı koymalıyız.

 Mart - 2002

 

 

 
                    ANA SAYFAYA DÖNÜŞ