|
|
|
![]() |
![]() |
|
|
|
|
|
|
|
AKEL MERKEZ KOMİTESİ GENEL SEKRETERİ DİMİTRİS HRİSTOFYAS'IN AKEL 20. KONGRESİ'NDE YAPTIĞI AÇILIŞ KONUŞMASI ____________________________________ 24 Kasım 2005 - Lefkoşa |
|
Yoldaşlar, yoldaş temsilciler, 20. Kongre'nin sevgili davetlileri, Partimizin 20. Kongresi'ni Kıbrıs Komünist Partisi-AKEL'in şanlı mücadelelerinin ve fedakarlıkların 80. yılını kutladığımız bir dönemde gerçekleştiriyoruz. Bu güzel rastlantı bu çok önemli yıldönümü ile ilgili olarak, kongre kürsüsünden de konuşma olanağını bize veriyor. Hızlı bir şekilde de olsa partimizin bugüne kadarki tarihsel sürecinin değerini saptamak ve geleceğe yönelik vizyonunu ortaya koyma fırsatını veriyor. Bu seksen yıllık sürecin temel karakteristiği nedir? Temel karakteristiği çetin mücadeleler içerisinden, partinin ve daha genelde sol hareketin Kıbrıs'ın özgürlüğü, Kıbrıs halkının tümünün birliği, demokrasi, emekçilerin sosyal kurtuluş davasına ve halkımızın kültürel yenilenmesine katkılarda bulunmasıdır. Partimiz Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'nin yankıları içerisinden doğdu ve bütün dünyayı etkileyen o devrimin idealleriyle Kıbrıs topraklarını aydınlatma görevini üstlendi. Partimiz koşulların çok zor ve ağır olduğu bir dönemde doğdu. İşçilerin, köylülerin ve genel olarak çalışanların sömürgeciliğin boyunduruğu altında, insanlık dışı sömürü koşullarında yaşadığı; çoğunluğun sefaleti ile azınlığın refahı arasında zıtlığın çok büyük olduğu; yoksulluk, açlık, sefillik döneminde doğdu. Kapalı ata erkil bir toplumda muhafazakar, gerici düşüncele ve anlayışların hakim olduğu bir toplumda doğdu. Kıbrıs Komünist Partisi'nin ortaya çıkışı dahi tek başına büyük bir devrimdi. Büyük mücadeleler ve büyük değişikliklerin hareketlendiricisi oldu. Bugünün gerçekliğinde 1920'li yıllarda hakim olan yoksulluk koşullarını hatırlatacak hiçbir olgu yoktur. O günden bugüne gerçekleştirilen atılım sadece ekonomik alandaki gelişmenin bir sonucu mudur? Kapitalizmin bazı savunucuları halkımızın ve özellikle de çalışanların bugün tadını çıkardıkları durumun sözde serbest pazar ekonomisinin bir ürünü olduğunu söylemektedirler. Gerçekten korktukları için bilinçli olarak çarpıtma ve aldatma yoluna gidiyorlar. Bugün bizimle olan şanlı emektar komünistler bugün yararlandığımız her kazanım için ne kadar emek sarf edildiğini, ne kadar ter döküldüğünü, ne kadar kan feda edildiğini çok iyi biliyorlar. Çektikleri çile, mahrumiyet, takibatlar ve tecritler onların hafızalarında hala canlıdır. Fakat hiç bir şey onları yollarından döndürmedi, onlarda hayal kırıklığı yaratmadı ve onları korkutmadı. Tam aksine örgütlü mücadeleyle sağladıkları her başarı onları kanatlandırdı, başarısızlıklar mücadeleye devam konusunda onları daha inatçı kıldı. Hiç bir şey çalışanlara bağışlanmadı ve çalışanlar bugünkü hakları ve kazanımları için hiç kimseye borçlu değildirler. Onlar her şeyi örgütlü mücadele ile kazandılar. Kararlılık ve dayanışma içerisinde disiplinli olarak mücadele ederek, nice kurbanlar vererek yiğitlikleriyle kazandılar. Bu örgütlü mücadeleye partimizin mührünü vurmasından ve öncü rol oynamasından gurur duyuyoruz. Verilen mücadeleleri ve sunulan hizmetleri tekelimize alma talebimiz yoktur. Hiçbir kimsenin ve hiç bir sosyal gücün buna yaptığı katkıyı küçümsemiyoruz. Diğer taraftan bazılarının hoşuna gitmese de, gerçeği söylemek bizim görevimizdir. Gerçek olan da, KKP'den önce Kıbrıs'ta işçi hareketi olmadığıdır. İlk işçi sendikalarını ve küçük esnafla köylülerin sınıfsal yönelimli meslek örgütlerini inşa edenler komünistlerdir. Mücadelelerin öncüleri bilinçli ve örgütlü sınıf savaşını öğrettiler. Sömürge polisinin hafiyelerinin ve plütokratisinin kabadayıların saldırılarına hedef oldukları bir dönemde, onlar sağlam temeller oluşturdular. Daha sonra bayrağı sosyal, sınıfsal destansı mücadelelerle örgütlenme hakkı, sekiz saatlik iş günü, toplu sözleşme hakkı, sosyal sigorta hakkı, ihtiyat sandığı , Eşel Mobil sistemi, ödenekli izin ve daha birçok kazanımlar sağlayan Kıbrıslırum Kıbrıslıtürk işçileri bayrakları altında toplayan AKEL ve PEO'ya verdiler. Tüm bu mücadelelerin verdiği ders nedir? Mücadele ile yaşamımızı daha iyiye doğru değiştirdik. Kazanımlarımızı sadece örgütlü bilinçli mücadelelerle savunabiliriz ve neo-liberalizm fırtınasının egemen olduğu bu zamana da inat kazanımlarımızı geliştirebiliriz. Ve bu mücadelelerin en güvenilir öncüsü AKEL ve daha geniş sol harekettir. Kıbrıs'ın, Britanya sömürgeciliği altında bulunduğu dönemde, partimizin varlığının ilk kırk yılı içinde birinci görevi sömürge boyunduruğundan kurtuluş için mücadeleydi. Halkımızın kitlesel mücadelelerine ve Kıbrıs sorunun uluslararasılaştırılmasına ağırlık vererek sömürge karşıtı mücadelenin ön safında yer aldık. Sömürgeciliğe karşı ortak cephe politikasını öne sürdük ve bunun gerçekleşmesi için tüm gücümüzle mücadele ettik. Eğer bu başarılamadıysa bunun tek sorumlusu o dönem hakim olan anti komünist körlüktür. Eğer birlik halinde mücadele etmeyi başarsaydık ve bu cephenin sadece Kıbrıslırumlar değil Kıbrıslıtürkleri de kucaklasaydı bugün Kıbrıs'ın durumunun ne kadar daha iyi olabileceğini herkes takdir edebilir. Kıbrıs'ın koşullarında ve adamızın kendine özgü niteliklerinde silahlı mücadelenin maceralara ve çıkmazlara sürükleyeceği değerlendirmesi ve öngörüsü yaparak, böylesi bir mücadele taktiği ile uyuşmama cesaretini gösterdik. Bu tavrımız nedeniyle ağır bedeller ödedik. Hakaretler ve küfürler işittik. İftiralara hedef olduk. AKEL'i halkın bilincinden silmeye çalıştılar. Kıbrıs'ın özgürlüğü için cefa çeken ve haksız bir şekilde öldürülen Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk yoldaşlarımızın mezarlarında ağladık. Fakat iç savaş ortamına kapılmadık. Ve sonuçta olayların gelişmesi AKEL'in haklılığını gösterdi. Zürih antlaşmasıyla da hem fikir olmadık ve bunu sonradan değil, gerektiği anda, içte ve dışta Makarios'a imzalaması için baskı yapıldığı bir anda dile getirdik. Bağımsızlığı izleyen yıllarda, Kıbrıs'ın bağımsızlığını hedef alan yabancı komplolara ve dayatmalara karşı mücadelenin yine en ön safında yer aldık. Kıbrıs'ın NATO'nun batmayan uçak gemisi haline getirilmesine karşı direndik. Taksimin ve yabancı planların değirmenine su taşıyan milliyetçiliğin ve şovenizmin karşısına dikildik. Fedakarlıklarıyla Kıbrıslırumların-Kıbrıslıtürklerin ortak mücadelesinin ve barış içerisinde bir arada yaşamalarının sembolü olan Kavazoğlu ve Mişaulis'in bizim mücadele arkadaşlarımız, yoldaşlarımız olmalarından gurur duyuyoruz. Tutarlılık içerisinde Makaryos'u destekledik, içerideki ve dışardaki aşırı sağcı faşist güçlerden kaynaklanan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dağıtılması planlarına karşı Makaryos ve diğer demokratik güçlerle birlikte direndik. Türkiye'nin barbar istilası karşısında Kıbrıs'ın bağımsızlığını AKEL'ciler kanlarıyla savundular. Bizce özgürlük mücadelesi her zaman demokrasi mücadelesiyle bağlantılıydı ve böyle olmaya da devam etmektedir. Özgürlük, demokrasi ve enternasyonalizme inançları Kıbrıslı komünistleri İspanya iç savaşının, anti faşist mücadelenin, İkinci Dünya Savaşı'nın mücadele meydanlarına götürdü. Aralarında Ezekias Papayuannu'nun da bulunduğu İspanya'daki kırk Kıbrıslı gönüllü ve 16 Haziran 1943, sadece AKEL'in tarihinin değil, aynı zamanda Kıbrıs tarihinin de her zaman önemli aydınlık nişanı olacaktır. Faşizme karşı mücadele geleneğimizi sürdürerek, 1940'lı yılların sonunda faşist "X" örgütüne karşı direndik ve topraklarımızda neo-faşizmin yeşermesine izin vermedik. Cunta'ya ve buradaki provakatörlerine, Grivas'a ve EOKA-B'ye karşı mücadele ettik. Başka demokratlarla birlikte, demokratik direnişin en ön saflarında yer aldık ve o harika mücadeleyi verdik. Bütün bu yaşam ve faaliyet yılları boyunca partimiz, halkımızın demokratik haklarının kazanılması ve genişletilmesi için yoğun olarak çalıştı. Kıbrıs'ta kazanmış olduğumuz demokrasi ve halkımızın sahip olduğu demokrasi kültürü yoğun bir biçimde bizim damgamızı taşımaktadır. Farklı toplumsal ve siyasal güçlerin ortak hedeflere ulaşmakta başarılı olmak için gerçekleştirdikleri işbirlikleri alanında partimizin katkıları ve tecrübesi büyüktür. İttifaklar politikası Marksist-Leninist ideoloji ve pratiğin en temel unsurlarındandır. Bizim inancımıza göre, AKEL, ittifaklar politikasında genellikle doğru hareket etti ve bundan Kıbrıs, halkımız ve emekçiler kazançlı çıktı. Ülkemizin varlığını belirleyecek zor anlarda da, sınıfsal yönelimimizden ve ideolojik kimliğimizden zerre yitirmeden, önceliklerimizi nasıl sıralayacağımızı bildik. 1974'ten sonra, ülke ekonomisinin sadece üç yıl içerisinde yeniden ayakları üzerinde durmasını sağlamak için emekçileri kazanımlarının bir kısmından gönüllü olarak fedakarlıkta bulunmaya çağıran bu partidir. Çalışanların kazanımlarını elde etmeleri ve genişletmeleri için çalışanlara öncülük eden yine bu partidir. Her zaman birincil olanı ikincil olandan ayırt etme yeteneği ve elastikiyeti ile, ilkeler temelinde işbirliklerine girdik. İşbirliklerinin zor dönemlerden geçtiği sırada dahi, işbirliği içerisinde olduğumuz herkese saygıyla hareket ettik. Bize bağlı olduğu oranda siyasal olarak karşı karşıya gelişi tezlerin ve politikaların argümanlarla, diyalog aracılığıyla ortaya konulduğu demokratik bir çerçevede gerçekleştirerek, politik yaşamın düzeyini düşürmeden siyasal ve ideolojik rakiplerimizin karşısına kararlı bir şekilde dikildik. Siyasal kültür alanında sorumluluk dersleri verdik. Asla kısır bir şekilde reddetme anlayışına sahip olmadık, aksine her zaman tezlerimizi ve önerilerimizi sunduk. Popülarizm ve oy avcılığına yönelik demagoji bize yabancı unsurlardır ve çoğu zaman olası siyasal bedeli ödeyeceğimizi bilerek ilkesel tezlerimizi ifade ettik. Geçmişte ve yakın zaman içerisinde, gerek muhalefet gücü, gerekse hükümetlerde yer alan ya da destekleyen güç olarak halkımız bizi tanıdı. Her zaman sorumluluk duygusu içinde hareket ettik, halkımız karşısında açık sözlü ve samimi olduk. Partimizin kültür alanında da paha biçilmez katkıları oldu. Zamanın eskitemediği süreci boyunca AKEL'in aynı zamanda bir kültür kurumu ve yaratıcısı olduğunu da söylememe izin veriniz. Kıbrıs'ta ilerici sosyalist ideolojinin yayılması sadece sosyo-politik içeriğe ve öneme sahip değildir. Derin kültürel içeriğe de sahiptir, çünkü insana, yaşamın öncelik ve değerlerine yönelik olarak tamamen yeni ve farklı bir anlayışı yaratmıştır. Halktan insana, emekçi insana saygınlık vermiştir. Kadını erkekle aynı düzeye koymuştur. "Ben" anlayışının yerine "Biz" anlayışını getirmiştir. Sosyal adaleti insancıl yardım anlayışından kurtarıp; hak, talep ve mücadele düzeyine çıkartmıştır. Sınıfsal dayanışmanın, birliğin, disiplinin gücünü göstermiştir. Toplum, dil ve kültür alanında yeni düşüncelerin Kıbrıs'a gelmesi için kapıyı sonuna kadar açmıştır. Ve tüm bunların üstünde, okur-yazar olmayan işçilerin okuma ve yazmayı öğrendikleri 1920'lerin İşçi Merkezleri'yle, Solon ve Yangos Mihailidis, Tefkros Antias, Todosis Pieridis, Pavlos Liyasidis, Vladimiros Kafkaridis, Nikolas İkonomu, Hristoforos Savvas, Kostis Kosteas ve daha niceleri gibi, sanat ve kültür alanının doruktaki şahsiyetlerinin yetiştiği kültür fidanlarının bahçeleri olan kültür ve spor dernekleriyle büyük bir kültürel yapıyı inşa etmiştir. Günümüz kapitalizminin yoz kültürüne karşı mücadele ederek, kültürel yozlaşmaya karşı bu partinin ve bu halk hareketinin üstlendiği önemli kültürel insiyatiflerle, bu katkı bugün de devam etmektedir. Ülkemizde yerel yönetimlerin tarihi de AKEL'in damgasını silinmez bir şekilde taşımaktadırlar. AKEL'in ilham veren öncü gücü ile 1940'lı, 1950'li yıllarda Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin yaratılmasının ve faaliyetinin sonucunda seçilen Belediye Başkanları ve Halk Meclisleri yerel yönetimler tarihinde altın sayfaları teşkil etmektedirler. Bağımsızlıktan sonra, 1963-1964 olaylarının ardından uygulanan atamalar sistemine son verilmesi ve oylama ile seçilen yerel yönetim meclisleri uygulamasına tekrar dönülmesi için AKEL ilkeleri temelinde tutarlı bir şekilde mücadele etti. Bugün de, halktan insana hizmet sunma mücadelesinde yurttaşların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini esas alarak yerel yönetimleri değerlendirmeye devam etmekteyiz. Seksen yıllık sürecimizde şüphesiz hatalar da yaptık. Bu hatalardan parti zarar gördü, ama hiç bir şekilde bu hatalar ülkeye zarar vermediler. Biz başı dik yürüyoruz ve her yurttaşımızın gözünün içine bakabiliyoruz. Çünkü bizim ellerimiz hiç bir zaman kardeş kanına bulanmadı; biz hiç bir zaman düşmana kapıları açmak için hareket etmedik. Ülkemizi yaralayan acıların hiç biri bizim hata ve eksikliklerimizin ürünü olmadı ve bizim vicdanımız, bilincimiz huzur içindedir. Eğer kritik anlarda AKEL'in sesine kulak verilmiş olsaydı, pek çok maceradan ve acıdan kaçınılmış olacaktı. Bizim partimiz gibi partiler için özeleştiri bir fazilettir. Bizim özeleştiri yapmaya, hatalarımızı tanıyıp ders almaya ve daha iyi olmaya gücümüz dün de vardı, bugün de var. Keşke başkaları da aynı gücü gösterebilselerdi. Bu olsaydı, ülkemiz daha iyi bir kader ve daha iyi günlerle tanışmış olacaktı. Yoldaşlar, İlerlediğimiz yol, kolay bir yol değildi. Nice zor aşamaları vardı. Akıl almaz çileler, ağır ve zor koşullar içerisinden geçti. Pek çok yoldaşımızın kanlarıyla boyandı. Ama dayandık. Ne Palmer diktatörlüğünün zindanları, baskı ve sürgünleri; ne sömürgecilerin kara listeleri ve toplama kampları; ne muhbirler, grev kırıcılar, zorbalar; ne Grivasçı terör; ne sosyal inanç belgeleri diye adlandırılan pişmanlık beyanları ve solun aleyhine yapılan ayrımcılıklar; ne de Cunta ve EOKA-B bizi yıldıramadılar. Dayandık, çünkü bu memlekette derin köklerimiz vardı. Yeni mücadelelerle, yeni katkılarla, halkla sürekli ve canlı temas içinde yeniden canlanan ve sürekli olarak yenilenen köklere sahip olduk. Sadece dayanmakla kalmadık, her sınavdan daha da güçlenerek çıkmayı başardık. Avrupa'daki sosyalist devletler topluluğunun dağılmasına yol açan büyük fırtınadan sonra bile, Kıbrıs'ın içinde ve dışında bazı çevrelerin gizli emellerinin aksine, biz partimizi birlik içerisinde ve güçlü olarak tutmayı başardık. Hayal kırıklıklarının ve acının bizi peşinde sürüklememesini ve ayakta durabilmeyi başardık. Derlenip sıkı bir şekilde çalışarak, partimizin menzillerini ve saygınlığını daha fazla genişletmeyi başardık. İdeolojimizi ve sosyalist toplum vizyonumuzu asla saklamadık Hiç bir zaman olduğumuzdan farklı bir çehre göstermedik. Genlerimiz bozulmadan yenilendik ve çağdaşlaştık. Bugün de yenilenmeye, çağdaşlaşmaya devam ediyoruz. Böyle olduğumuzdan ve yaptıklarımızdan dolayı Kıbrıs halkı bize değer veriyor ve bizi kucaklıyor. Yurt dışında da takdir ve saygı gördüğümüzü hissetmekteyiz. Özellikle kardeş partilerden yoldaşlarımız bizim başarılarımızdan mutluluk duyuyorlar ve başarılarımızı takdir ediyorlar. Yurt dışından Komünist, İşçi, Sol ve diğer ilerici partilerin büyük temsili partimize duyulan bu takdir ve saygının kanıtıdır. Yurt dışından gelen yoldaşlarımıza, mücadele arkadaşlarımıza en sıcak duygularla hoş geldiniz diyoruz ve AKEL'in yılmadan, yorulmadan enternasyonalist bir güç, anti-emperyalist dayanışmanın bir kurumu ve sözcüsü olmaya devam edeceği güvencesini onlara veriyoruz. Kıbrıs Cumhurbaşkanı katılımıyla Kongremizi onurlandırıyor. Kıbrıslırum-Kıbrıslıtürk Kıbrıslı partilerin liderleri ve temsilcileri Kongremize katılımlarıyla bizi onurlandırıyorlar. Yurt dışından gelen partilerin liderleri ve temsilcileri, ülkemiz sendikal örgütlerinin, gençlik örgütlerinin ve genel olarak sivil toplum kurum ve örgütlerinin liderleri ve temsilcileri, devletin bağımsız yetkilileri, yarı kamusal organizasyonların başkanları ve kurul temsilcileri de katılımlarıyla bizi onurlandırıyorlar. Dost Cumhurbaşkanı, partilerin dost liderleri ve temsilcileri, sevgili davetliler sizin buradaki mevcudiyetiniz bizim tarafımızdan partimizin mücadelelerinin ve fedakarlıklarının tanınması olarak, Kıbrıs'a ve halkımıza sunduğu hizmetlerin ve katkıların tanınması olarak yorumlanmakta, anlaşılmaktadır. En içten ve sıcak duygularla hepinize teşekkür ederiz. Sevgili delegeler, 80. yılını gurur ve heyecanla kutlayan, zamana inat bu ülkenin en büyük ve en iyi örgütlü siyasal gücü olmaya devam eden, Kıbrıs'ın sosyo-politik yaşamında belirleyici rol oynayan, pek çoklarının çağdaş komünist partisi örneği olarak gördüğü bu partiyi güçlü ve büyük tutmak borcumuz ve görevimizdir. Borcumuz ve görevimiz, bu partiyi daha da güçlendirmektir. Çünkü güçlü ve birlik içerisindeki bir AKEL, Kıbrıs ve halkımız için güvencedir. Bu ülkenin bütün çalışanları için güvencedir. KKP-AKEL'in 80. yılına değinmemi tamamlarken, yumruğumu kaldırarak canlarıyla, kanlarıyla AKEL'i bugün olduğu yere getiren insanlarımıza, veteranlarımıza en sıcak duygularla, yoldaşça selamlarımı iletmek istiyorum. Hepiniz adına onları sevgi, saygı ve şükran duygularıyla kucaklıyorum ve onlara büyük bir teşekkürü dile getiriyorum. Yoldaşlar, size yürekten teşekkür ediyoruz, çünkü siz hepimizin haklı olarak gurur duyduğumuz bir partiyi bize emanet ettiniz. Uğrunda yaşamaya, mücadele etmeye ve hatta gerektiğinde uğrunda can vermeye değer bir partiyi bize miras bıraktınız. Çünkü bizim için sol ve sosyalizmin idealleri olmaksızın yaşam, boş kayıp bir yaşamdır ve biz yaşamımızı boşa harcamak niyetinde değiliz. Veteran yoldaşlar, bugün burada yine bizimle olan, izinizde ilerleyen genç nesillere, "Şimdi ve daima AKEL, AKEL, AKEL" diye haykırma gücüne sahip olan genç nesillere sizin eseriniz olan bu partiyi daha güçlü ve daha büyük olarak bırakacağımıza dair komünist onurumuz üzerine söz veriyoruz. Genç nesiller vizyonumuza, ideallerimize heyecan duyarak sahip çıktıkça, politikamıza sahip çıkarak günlük eylem içerisinde yer aldıkça, gençlik bizimle birlikte oldukça hiç bir şey bizi korkutamaz. Gelecek bizimdir. Yoldaşlar, Parti dokümanlarımızda, kongrelerde ve kararlarımızda büyük bir bölümü uluslararası duruma ayırmayı alışkanlık edindik. Bu hiç de tesadüfi değildir. Kıbrıs, bizi çevreleyen dünyanın küçük bir parçasıdır. Dünyada olanlar, hele ki küreselleşmeyle adeta büyük bir köy haline gelen günümüz dünyasında olanlar bizi de doğrudan etkilemektedir Bugünkü dünya hakkında doğru bir anlayışa sahip olmadan Kıbrıs gerçekliğinin olgularını kavrayabilmek ve bu olgular karşısında doğru tutumu almak mümkün değildir. 20. yüzyılın son on yılının kritik dönemindeki değişiklikler -sadece kapitalizmin savunucuları tarafından da değil- yeni bir dünyanın doğmasına yol açan yenilikler olarak nitelenmekle kalmadı. Gerçekten yeni bir şey doğdu. Soru, ne tür yeni bir şeyin doğduğudur. Sovyetler Birliği'nin ve Avrupa'daki sosyalist ülkeler topluluğunun dağılmasına özgürlük, demokrasi ve insan haklarına dair dev açıklamalarla eşlik ettiler. Bu genel havaya zıt az sayıdaki istisnalardan biri de bizdik. Çünkü biz Sovyetler Birliği'nin ve Avrupa'daki sosyalist ülkeler topluluğunun yokluğunun insanlık için ve özellikle de çalışanlar için büyük acıların ön işareti olacağı değerlendirmesini yapıyorduk ve maalesef haklı çıktık. Çok reklam edilen özgürlük bir çifte başıbozukluk halini aldı; yegane süper gücün ve sermayenin başıbozukluğu halini aldı. Birleşik Devletler artık rakip korkusu olmadan, kendi "Yeni Dünya Düzeni"ni dayatmakta kendini özgür hissetmektedir. Birleşik Devletler'in ve yakın müttefiklerinin stratejik, jeo-politik ve ekonomik çıkarlarının bütün olarak halkların ve dünyanın kaderini belirlediği yeni bir emperyalist Dünya Düzeni ile karşı karşıyayız. Uluslararası hukukun, bağımsızlığın, toprak bütünlüğünün, devletlerin egemenliğinin ve halkların kendi geleceklerini tayin etme hakkının keyfi olarak aşağılandığı ve çiğnendiği yeni bir Dünya Düzeni ile karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler Organizasyonu'nu yönlendirme, "Yeni Düzen"in yöntemlerinin hizmetine sokma teşebbüsleri sergilenmektedir. Günümüzün haçlı seferleri için bahane de bulundu. Her şey terörle mücadele adına yapılıyor. Biz terörü kesinlikle mahkum ediyoruz, çünkü masum insanların yaşamlarını kaybetmelerine ve anlatılamayacak acılara yol açmasının yanı sıra, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerine yardımcı olmadığı görüşündeyiz. Terör, ulusal ve sosyal mücadeleleri sabote etmekte, onları doğru yoldan çıkarıp çıkmazlara hapsetmekte, emperyalizmin darbelerine teslim etmektedir. Ancak terörü mahkum ederken, terörü doğuran sebepleri de aynı biçimde mahkum edemeyiz. Çünkü teröre yol açan sebeplere doğru olarak karşı konulduğu takdirde, terör olgusu ortadan kalkacaktır ve terörizmin doğmasına yol açan nedenler emperyalizmin, tekellerin küreselleşmesinin, dünyamızın büyük bir parçasının mahkum edildiği yoksulluk ve sefaletin, ırkçılığın, şovenizmin, dinsel fanatizmin, toplumsal adaletsizliğin, ulusal baskının ve uluslararası hukukun her türden ihlalinin kendisinden başka nedenler değildir. Yine özgürlük diye adlandırdıkları ikinci başıbozukluk ta dediğimiz gibi çok uluslu büyük sermayenin başıbozukluğudur. İlkel bir kapitalizm başını kaldırıp, emek dünyasına tam cepheden saldırmaktadır. Çalışanların uzun yıllar boyunca nice fedakarlıklarla verdikleri mücadeleler sonucunda elde ettikleri hakları ve kazanımları yok etmede bu ilkel kapitalizm tehditleriyle büyük oranda da başarılı olmaktadır. Neo-liberalizm, sadece sosyalizmden değil, bütün dünya işçi hareketinden rövanşı aldığı hissini taşıyan günümüzün kapitalizmidir. Pazar ekonomisi, "rekabetçilik" ve elbette doymak bilmeyen kazanç adına tarihi onlarca yıl geriye, sermayenin iştahı karşısında çalışanların korumasız olduğu döneme götürmeye çalışmaktadır ve bütün bu korkunç geriye dönüşü çağdaşlaşma diye adlandırmaktadırlar. "Yeni Düzen"in ve neo-liberalizmin dünyasında Avrupa Birliği'nin de kendi yeri mevcuttur. Avrupa Birliği, Avrupa büyük sermayesinin egemen olduğu kapitalist siyasi-ekonomik bütünleşmenin öne çıkarılan bir biçimi olmaya devam etmektedir. AB'de bugün var olan güçler düzeni ile, AB'nin güçlenmesinin Amerikan süper gücü karşısında rakip korkusunu yaratacağını ve halkların ilkelerini ve haklarını savunmasını AB'den beklemek kendi kendini aldatmak olur. ABD'ye bağımlılıktan kurtulması adına AB'nin daha fazla askerileştirilmesinin Avrupa halklarına ve daha geniş olarak dünya halklarına sunabileceği bir şey yoktur. Sadece, Avrupa halklarının mücadeleleri ile orantılı olarak, bizim de vizyonumuz olan halkların Avrupası yönünde dengeler ve yapılar değişebilecek, Avrupa ilerici bir rol oynayabilecektir. Çağımızda teknolojinin ve genel olarak üretici güçlerin büyük gelişiminin sonucunda gerçekleşen ve somut bir süreç olan dünyamızın küçülüp adeta bir köy halini alması küreselleşme olarak adlandırıldı. Marksizmin klasikleri daha kendi dönemlerinde bu süreci öngörmüşlerdi. Küreselleşmenin beraberinde getirdiği olumsuzluklardan kurtulmak için ilerlemeyi durdurmak, özellikle ilerici insanlar ve hareketler için söz konusu değildir. Bu adeta kapitalizmin şafağında, yaşadıkları acıların sorumlusu olarak gördükleri için, o dönemde işçilerin ilk makineleri kırmalarına benzemektedir. Bugün yaşanan acıların sebebi kapitalizmdir, küreselleşmeyi kendi çıkarlarının hizmetine sokan çok uluslu tekellerin büyük sermayesidir. İnsanlık, bugün bütün insanlar için saygın bir yaşamı, maddi ve manevi refahı sağlayacak araç ve yeteneklere sahiptir. Ancak bunun yerine, küreselleşme büyük sermayenin çıkarlarının boyunduruğu altında olduğu için, bir yandan sayıları çok az olanların elinde zenginliğin yoğunlaştığını, diğer yandan da milyarlarca insan için sefaletin arttığını görmekteyiz. Gelişmiş kapitalist ülkelerde bile refah vitrininin ardında, Fransa'da haftalar boyu izlediğimiz gibi, patlamalara yol açan sefalet yoğunlaşmaktadır. Ve bu sadece ekonomik sefalet değildir. Aynı zamanda insanların her şeyi, saygınlıklarını, hatta daha iyi bir yarın için umutlarını dahi kaybetmelerine yol açan sosyal, manevi, kültürel bir sefalettir. Milyarlarca insanın çalışmalarının sonucunda üretilen zenginlik çok uluslu tekellerin bir kodamanlar gurubunun hazinelerine gitmektedir. Neden söz ettiğimizin daha iyi anlaşılması için bazı bilgiler verelim: · Dünyanın 100 büyük ekonomisinden çoğu ülkeler değil, çok uluslu şirketlerdir. Ford şirketinin satışları Güney Afrika'nın gayri safi milli hasılasından daha büyüktür. General Motors'un satışları Danimarka'nın GSMH'sından, Totoya'nın satışları Norveç'in GSMH'sından daha büyüktür. · Dünyanın en zengin üç insanının toplam mal varlığı, toplam nüfusları üç milyarı bulan 48 az gelişmiş ülkenin GSMH'larının toplamını aşmaktadır. · Bir milyardan fazla insan ya da dünya nüfusunun beşte birinin günlük kişi başına düşen geliri bir dolardan azdır. 3 milyardan fazla insan ya da dünya nüfusunun yarısının kişi başına düşen geliri günde iki dolardan azdır. · 507 milyon insanın 40 yaşına kadar yaşayamayacağı hesaplanmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerinde doğan üç çocuktan biri açtır. Her gün 30 bin çocuk ölmektedir. İki milyon insan yaşayabilmek için fuhuşa itilmektedir. 130 milyon çocuk temel eğitim olanağından mahrumdur. 250 milyon çocuk henüz 15 yaşına girmeden çalışmaya başlamaktadır. Zenginliğin yeniden dağılımının şart olduğu açıktır ve bunu kapitalizm yapamaz. Kapitalizm en iyi halükarda adeta sadaka operasyonları düzenlemeyi üstlenmektedir. Ancak dünya kodomanların ve onları ifade ve temsil eden çeşitli uluslararası fonların sundukları merhametle, sadakalarla kurtulmaz. Günümüz dünyasının çıkmazları yine solu tarihi rolünü oynamaya çağırmaktadır. Birleşik Devletler ve müttefiklerinin son yıllarda başlattıkları savaş akınlarına karşı, savaş karşıtı güçlü bir hareket yeniden doğdu. Bunun yanı sıra çok uluslu tekellerin küreselleşmesinin yol açtığı felaketlerle de küreselleşme karşıtı güçlü bir hareket doğdu. Bu iki hareket bir araya gelmekte ve birbirlerini tamamlamaktadırlar. Aralarında karşılıklı bağlantı vardır. Ana özellikleri, bu hareketlerde yer alan güçlerin siyasal ve ideolojik olarak çok çeşitlilik göstermeleridir. Bu çok çeşitlilik aynı zamanda günümüzün savaş karşıtı hareketinin ve küreselleşme karşıtı hareketinin hem gücünü, hem de zaafını teşkil etmektedir. Milyonlarca insanı bayrağı altında toplaması güçlü olmasına, bu milyonlarca insanın hedef ve beklentileri açısından ortak bir yaklaşımı oluşturamaması da zaafının olmasına yol açmaktadır. İşte bu noktada , komünistler kendi üzerlerine düşen görevi yapmaya çağrılmaktadırlar. Bu, elbette ki küreselleşme ya da savaş karşıtı hareketi yönlendirmek demek değildir, komünistlerin eylemleri ve ortaya koydukları örneklerle bu hareketleri ideolojik olarak güçlendirmeleri, örgütsel olarak desteklemeleri, bu hareketlerin kendi kendilerini aldatmaktan kurtulmaları için yardımcı olmaları demektir. Bu hareketlerin temelde anti kapitalist hareketler olmaları gerektiği bilincini aşılamaları demektir. Çok çalışmak gerekiyor ve eğer bu yapılmazsa o zaman bu iki hareket de yozlaşma tehlikesiyle karşılaşacaklardır. Onları bu yöne doğru itecek mekanizmalara emperyalizm sahiptir. Ancak bilinçli Marksistlerin üzerlerine düşen rolü oynayabilmeleri için öncelikle, bazen bizim de saflarımızda görülen içe dönüklüğü terk etmeleri gerekir. Avrupa'daki sosyalist devletler topluluğunu dağılmaya götüren sebepleri tartışmak olumludur. Dersler çıkarılması ve kendimizi geliştirmemiz, daha iyi olmamız için de gereklidir. Ancak bütün düşüncelerimizi ve enerjimizi bu konuya yoğunlaştırıp, dağınıklıklara sürüklenmek bizce yanlıştır. Komünist ve işçi hareketi halkların ve çalışanların hem büyük, hem küçük önemdeki sorunlarının çözümü için mücadele ile, hedefler belirleyerek, çözümler önererek, mücadelelerde öncü olarak güçlendi. Biz insanların beklentilerine yaşam verebilecek gücüz. Günümüz emperyalizminin dünyayı mahkum ettiği barbarlığa karşı, farklı bir perspektif sunabilecek gücüz. Görevimiz, bu rolü yerine getirmek için sıkı bir şekilde çalışmaktır. Enternasyonalizm, her zaman ideolojimizin ve eylemimizin temel direği oldu. Muhafazakar güçlerin koordine ve işbirliği içerisinde olmaları, buna karşın Marksist Sol güçlerin bunu başaramaması ya da çalışanların beklentilerinden çok daha aşağıda bir düzeyde başarmaları akıl alacak bir şey değildir. AKEL olarak, bölgesel düzeyde ve dünya çapında sol ilerici güçlerin faaliyetlerini koordine etmeleri ve işbirliklerini güçlendirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Bu hegemonya kurma eğilimlerinden, tecrit edici anlayışlardan uzak bir şekilde, partilerin özerkliklerine tamamen saygı gösterilerek yapılabilir, yapılmalıdır. Bu tezden hareket ederek, ele aldığımız bu son beş yılda sol parti ve hareketlerin katıldığı 35 bölgesel ve uluslararası konferansta yer aldık. Kıbrıs'ta bir uluslararası buluşma, Avrupa solunun yer aldığı iki toplantı, Avrupa Parlamentosu Sol Gurubu'nun katıldığı iki toplantı düzenledik. Onlarca dost ve kardeş partinin kongrelerine katıldık. Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesinden sonra, AKEL Avrupa Parlamentosu'nun Birleşik Sol-Kuzey Yeşil Sol Grubu'nda tam üye olarak yer almaktadır. Ayrıca Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Birleşik Sol Grubu'nda da aktif olarak yer almaya devam etmektedir. AKEL bu gruplar içerisindeki faaliyeti ile daha demokratik ve toplumsal olarak daha adil bir Avrupa'nın yaratılması için katkılarını sunmayı ve Kıbrıs sorunun adil çözümü için tezlerini öne çıkarmayı hedeflemektedir. Avrupa Sol Partisi'nin yaratılması konusunda da, AB ülkelerindeki Sol partiler arasında daha iyi koordinasyon ve birlik gereksinimine yanıt verebilecek bu partinin oluşturulması çabalarını AKEL daha başlangıcından itibaren destekledi ve bu çabalarda yer aldı. Bu konuda, Avrupa Sol Partisi'nin oluşturulması çabaları sürecinde partinin oluşturulması için gerçekten koşullar oluşmadan bazı aceleci hareketlerin olduğu değerlendirilmesini yapmaktayız. AKEL, Avrupa'da solun birliğinin sağlanmasının gerçek bir gereksinim olduğu görüşündedir ve bu yönde her faaliyetin istikrarlı ve emin adımlarla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yoldaşlar, Merkezinde Anan planı olan Kıbrıs sorunun çözümü yönündeki son uğraşılar "Yeni Dünya Düzeni" koşullarında geliştirildi. Bu girişim, şimdiye dek hazırlananlar arasında en detaylı olması anlamında Annan planı, Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulan en bütünsel uğraşıydı. Fakat biz hiç bir zaman bu planının ilhamcılarının ve hazırlayıcılarının sunduğu gibi adil ve dengeli olduğu düşüncesine katılmadık. Tersine, planda ve ona eşlik eden uğraşılarda Türkiye'nin talepleri tatmin edip süper gücün ve Britanya'nın jeo-stratejik çıkarlarına hizmet ön plana koyulduğu için ta baştan ciddi itirazlarımız ve çekincelerimiz vardı. Amerikan - İngiliz faktörü kendi nedenlerinden dolayı Kıbrıs sorununun çözümünü istedikleri görünümü veriyorlar. Eski dönemde sorunun yaratılmasına karışan bu güçler, şimdi bu baş ağrısından kurtulmak istiyorlar. Ağır bir bölgede ek ciddi sorunlara yol açabilecek bir gerginlik odağının ortadan kaldırılmasını istiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgedeki stratejik müttefiği Türkiye'dir. ABD'nin Kıbrıs sorununu çözme isteği, stratejik müttefiki Türkiye'nin anladığı biçimiyle çıkarlarına dokunulmadığı noktaya kadar gider. Türkiye'nin stratejik müttefik olarak kalması hedefi karşısında, ABD'nin duyarlı bölge Orta-Doğu, Merkez Asya ve Balkanlar'daki stratejik çıkarlarını ileri götürme hedefi karşısında ve Türkiye'ye Avrupa Birliği yolunu açma hedefi karşısında diğer olgular ikinci plana itildi. Diğer dönemlerde ve farklı koşullarda Birleşik Devletler'in felsefesinin Birleşmiş Milletler'in bir belgesinde bu kadar belirgin bir biçimde ifade edilmesi daha zordu. Fakat "Yeni Dünya Düzeni" döneminde bu mümkün oldu ve bu durumun doğurduğu olgu Anan planı oldu. Planının ortaya çıkmasının bir ön hikayesi var. 1999 yılı içinde gelişmiş ülkelerin, G-8'ler'in toplantısı bahanesiyle Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs'la ilgili kararlarının öz ve biçiminden kaymaya gidilmeye başlandı. Burada, Kıbrıs'ta hafızamız zayıf olduğundan, AKEL'in daha o zamandan bu yoldan çıkış hakkında tespitini yaptığını ve Kıbrıs sorununda bundan sonraki girişimlerin bu yoldan çıkışın damgasını taşıyacağı uyarısında bulunduğunu hatırlatmak istiyorum. O dönem hükümet edenler bu yoldan çıkışı görmemekle kalmayıp, AKEL'i azarladıklarını zannederek, ünlü "her şey masanın üzerindedir" olgusunu selamladılar. Fakat ne yazık ki gelişmeler AKEL'i haklı çıkardı. Nereden başladığımız ve buraya nasıl vardığımızı hatırlamamız büyük önem taşır, çünkü olayların devamlılığı söz konusudur ve eleştirdiğimiz zaman, hatta bazıları üst perdeden eleştirirken olayların sürekliliği gözden kaçırılmamalıdır. Bu noktada o dönem hükümet edenlerin çelişkilerinin, sözlerini geri almalarının ve kararsızlıklarının ve özellikle de "füze" ve "yanardağ" söylemlerinin planının ortaya çıkışını kolaylaştıran bir durum yarattığını bir kez daha not etmek istiyoruz. Planının yeter sayıda maddesinin o dönem hükümet edenlerin katılımı ile olmasa da, gösterdikleri tahammül ile biçimlendirildiğini hatırlatmak istiyoruz. Kıbrıs sorununun çözümünün bir uzlaşmadan başka bir şey olmayacağını biliyoruz. Bu uzlaşma, ifadesini, 1974 sonrası oluşan koşullara ilişkin ciddi ve sorumlu düşünceler sonrası Makaryos tarafından kabul edilen ve hemen hemen tüm siyasi güçler ve halk tarafından desteklenen iki bölgeli, iki toplumlu federasyonda buldu. Eğer isterseniz bunu 1974 ihanetinin ve suçunun sonrasında zorunlu olan tarihsel bir uzlaşma olarak ifade edebilirsiniz. Bunu da asla unutmamalıyız. Ülkeyi işgalden kurtaracak ve Kıbrıs sorununun çözümünde temel ilkeleri sağlayacak bir uzlaşma. Olumsuz unsurlarına rağmen planının temelde iki toplumlu iki bölgeli federasyonu öngördüğü değerlendirmesini yaptık ve bunun için de müzakere temeli olarak kabul ettik. Ülkedeki siyasi güçlerin büyük çoğunluğu da müzakere temeli olarak kabul etti ve bu tavır son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir kez daha halk tarafından da onaylandı. Ciddi ve derinliğine incelemeler sonrası AKEL olarak müzakere çerçevesinde yapılması gereken değişikliklerle ilgili çok sayfalı bir belge hazırladık. Bu değişikliklerin bir gereklilik olduğu mesajını Kıbrıslıtürk yurttaşlarımıza ve uluslararası faktöre vermek için Cumhurbaşkanı ile birlikte aylarca çaba sarf ettik. Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne planının çeşitli yanlarını birlikte inceleme ve var olan farklılıklar arasında köprü kurarak plana karşı ortak bir politika saptamayı önerdik. Ne yazık ki buna yanıt bulamadık. Yeni dünya düzeninin kibirliliği bizim durumumuzda da kendisini gösterdi, Kıbrısrum tarafının endişelerinin tatmin edilmemesi durumunda çözüm için uğraşının kaderi ile ilgili olarak verdiğimiz mesajlar gerekli yanıtı almadı. Ya planının yazıcıları eserlerinden o kadar emindiler, ya Kıbrıs'tan yanlış mesaj alıyorlardı, ya da son tahlilde "yeter ki Türkiye kabul etsin" deyip, Kıbrısrum tarafının kabul edip etmemesi onları o kadar ilgilendirmiyordu ve vermeleri gereken önemi vermediler. İsviçre'de son ana kadar mücadele verdik. Hakemliğin kabul edilmesi durumunda, önce sorununun temel yanları üzerinde anlaşma olacağı, Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde hareket edileceği ve -hakemliğin- bu boyutla sınırlı olacağı yönünde 2004 Ocak tarihinde verilen güvencelere rağmen, hakemlik rolünü kabul etmenin yanlış olduğu konusunda, ortaya çıkan sonuç sonrası öz eleştiri yapmaya da açık olduğumuzu ifade etmekte zorlanmıyoruz. Boğucu takvimler ve Genel Sekreter'in öngörülen hakemlik yöntemi iki tarafın özlü müzakere yapmasına ve üzerinde anlaşmaya varılan bir çözüme ulaşmamıza müsaade etmedi. Genel Sekreter'in hakemliği adil olmadı ve Türk tezlerinden yana ve dengesiz oldu. Bu koşullarda partimiz çok zor bir durumda kaldı. Bir taraftan hepimizin Kıbrıs sorununa çözüm bulma ve vatanımızla halkımızın yeniden birleştirilmesi arzusu vardı, diğer taraftan da bu ülkeye karşı sorumluluğumuz önümüzde olan planının olumsuzluklarını atlamamıza müsaade etmiyordu. Tartışmalarımız doğru karar aldığımıza yürekten inandığımız partimizin olağanüstü konferansında doruk noktasına ulaştı. Bu karar Kıbrıs sorununa kısa süre içerisinde çözüm bulma perspektifini açık tuttu. AKEL'in politikasında çelişki ve geriye gidiş bulmak için heyecanla çaba gösterenler, partinin kararına atıfta bulunup tekrar tekrar konferansı gündeme getiriyorlar. Partinin politikasında ne o gün, ne de bugün ne bir çelişki, ne de bir geriye gidiş var. Referanduma sunulan şekliyle planla ilgili olarak partinin tavrını belirlemek için konferansın toplandığını hatırlatmak istiyorum. Aynı zamanda aldığımız kararın özünün, başta güvenlik olmak üzere bazı konularda değişiklikler yapılması ve böylece Kıbrısrum tarafının da olumlu yaklaşımını getirecek koşulların yaratılması için referandumların ertelenmesini istemek olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Ne yazık ki bu önerimiz Türk tarafınca kabul edilmedi. Bu gelişme sonrası halka plana olumsuz oy verme çağrısı yapmaktan başka seçeneğimiz yoktu. Referandumlar tamamı ile saygı duyulan bilinen sonuçları ile gerçekleştirildi. O andan itibaren ve daha sonra tamamı ile farklı bir durum yaratıldı ve bu durumu bizim ele alıp yönetmemiz gerekiyor. Partimizin bu kongreye kadar görevde olan Merkez Komitesi ağır koşullarda bu durumu doğru olarak yönettiğimize ve yönetmeye devam ettiğimize kalpten inanmaktadır. Birinci olarak, hem Cumhurbaşkanı hem de biz uluslararası toplumun ve özellikle de Amerikan-İngiliz faktörünün tepkileri ile karşı karşıyaydık. Kıbrıs Halkının iradesine saygı açıklamalarına karşı tepkileri, Kıbrıs'ın geleceği için duyulan kaygı nedeniyle değil, aksine kendilerinin biçimlendirdikleri ve mükemmel olarak sundukları bir planı reddetme cesareti göstermemizden dolayı, aşırı olumsuz ve cezalandırıcıydı. Kıbrıslıtürkler'in "evet"ini kazanca dönüştürüp yasadışı devletin statüsünü yükseltmek isteyen Türkiye'nin çalışmaları ile de karşı karşıya kaldık. Planın reddinin Kıbrıs sorunun çözümünün reddi anlamına gelmediği konusunda ikna etmek için yoğun çalışma yaptık, büyük uğraşılar ortaya koyduk. Kıbrısrum toplumu tarafından da kabul edilir olması için Genel Sekreter'in planında özlü değişiklikler yapılması konusunda ikna etmek için yoğun çalışma yaptık, büyük uğraşılar ortaya koyduk. Yeni bir sürecin boğucu takvimler ve hakemlik rolü olmaksızın ve başarı şansının güvence altına alınması için iyi hazırlanarak hareket edilmesi konusunda ikna etmek için yoğun çalışma yaptık, büyük uğraşılar ortaya koyduk. Bugün hem Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin, hem de uluslararası faktörün tezlerimize büyük oranda anlayış gösterdiklerini söyleyebilirim. Bunu nasıl başardık? Bunu başardık, çünkü Kıbrıs'tan bazı çevrelerin yurt dışına gönderdikleri ve göndermeye devam ettikleri mesajların tersine, Genel Sekreter'in belli bir süre için düşünmemiz amacıyla bize yaptığı davet sonrası, bu planının olduğu şekliyle ya da yüzeysel değişikliklerle tekrardan gelemeyeceğini kararlı bir şekilde gösterdik. Bunu başardık, çünkü Kıbrıs'tan bazı çevrelerin yurt dışına gönderdikleri ve göndermeye devam ettikleri mesajların tersine, biz, Cumhurbaşkanı ve Ulusal Konsey'in çoğunluğu iki bölgeli iki toplumlu federal çözüme bağlı kaldık. Amacımız planı gömmek değil, bunda özlü iyileştirmeler yapmaktır. Amacımız, Avrupa Birliği'ne tam üyeliğimizi kullanarak çözümü zamana bırakmak değildir. Bugünkü taksim durumu bizim çıkarımıza olmamakla kalmayıp, bizim için kabul edilmezdir de. Tezlerimizle ilgili ikna edici olduk, çünkü Ulusal Konsey'de, bir yıl sonra da olsa, tartışmalarla yeni bir müzakere çerçevesinde değiştirmeyi arzuladığımız endişe alanları üzerinde sonuca vardık ve ortak tezlerimizi Genel Sekreter'e sunduk. Tekrarlıyorum. Bugün iyi bir yolda bulunuyoruz. Ortam iyileşti. Tezlerimizden yeterli kısmı mantıki ve kanıtlanmış olarak görülüyor. Ve böylece uluslararası alanda ve özel bir öneme sahip olan Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ndeki ortakları arasında müttefikler buluyoruz. Tezlerimizin mantıklılığını referandum sonrası oluşan duygusal ortam ve şüphelere rağmen Kıbrıslıtürk siyasi güçler de anlıyor. Bazı açıklamalar yanlış mesaj verdiğinde bunun için tepki gösteriyoruz. Bu mesajlar bize yardım etmek isteyenleri düşündürüyor ve sert cezalandırma politikalarını sürdürmek isteyenlere argüman sunuyor. Referandumlar sonrası iç cephede de zorluklar yaşadık. Referandumlar öncesi ortaya çıkan karşıtlıkların aşılması gerekiyordu. Hepimiz bir masa etrafında oturup nasıl ileriye gideceğimizi görmemiz gerekiyordu. Bundan sonra atılacak adımlarda ortak anlayış sağlanması, siyasi güçlerin mümkün olduğunca çoğunluğunun ortak tezlere varması için uğraş verilmesi gerekiyordu. Kıbrıs sorununda olası yeni bir girişimden olumlu sonuç almamız bir gereklilikti ve gereklilik olmaya devam etmektedir. Sadece siyasi güçlerin olabildiğince çoğunluğunu değil, halkın çoğunluğunu da ifade edecek geniş bir ortak anlayış sağlanmalıdır. Bizim anlayışımıza göre, Kıbrıs meselesine eşit derecede zarar veren iki aşırı ucun iç cephede göründüğü değerlendirmemizi tekrarlıyorum. Bunlardan biri, referandum sonuçlarına saygı gösterdiğini açıklayıp ifade düzeyinde planda değişiklik yapılması gerektiğinden yana tavır alırken, statükonun kalıcılaşma tehlikesine vurgu yaparken, gerekli hazırlıklar tamamlanmaksızın girişim üstlenilmesine aşırı bir önem veriyor ve böylece nesnel olarak planın referandumda olduğu şekliyle gelmesine yönlendiriyor. Planının olduğu şekliyle ya da yüzeysel değişikliklerle yeniden gelmesi ve bir kez daha ret edilmesi durumunda ne olacağı sorusunu hiç kendi kendilerine soruyorlar mı? Bunun kalıcı taksime yol açıp açmayacağı sorusunu kendi kendilerine soruyorlar mı? İç cephedeki bu tür tavırlar, Cumhurbaşkanı'nın çözüm istemediği, girişim üstlenmesinde isteksiz olduğu görüşleri ortaya konunca, yabancıların bundan alacakları mesaj, ilk pozisyonlarından hareket etmeden durmaları ve planının bugün var olan şeklinden başka hiç bir şeyin olmadığıdır. Diğer aşırı uç ise, referandumdaki %76'lık oranı gerekçe olarak öne sürerek, stratejimizin temelden değiştirilmesini öneriyor. Planı toptan ret ediyor. İki bölgeli iki toplumlu federasyonu ret ediyor. Belirsiz bir Avrupalı çözümden bahsedip, özünde 31 yıl sonra sıfır temelden başlanması hakkında konuşuyor. Böylesi bir durumda acaba bizi kim anlayacaktır ve bu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve Kıbrısrum tarafının çözümü olursa gerçekten nereden destek bulacağız ? "Avrupalı çözüm" taraftarları da dahil, hepimiz üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözümden bahsediyoruz. Eğer içerisinde uzlaşma olgusu olan iki bölgeli iki toplumlu federasyon bugüne dek gerçekleşmediyse, Kıbrıslıtürkler'in federal bir çerçevede siyasi eşitliğini ve kendi meselelerinin özerk yönetimini ret eden bir çözüm, sadece diğer tarafça değil uluslararası topluluk tarafından nasıl kabul edilip yaşama geçirilecek? Böylesi bir çözümü önerenler bunu nasıl yaşama geçirecekler? Bazılarının kendi arzularını gerçekleşebilir bir stratejik hedef olarak sunmaları ve halka masal anlatmayı durdurmalarının zamanı gelmiştir. Kıbrıs sorunu elli yıldır arzulananın kovalamacası olarak nitelendirilebilir. Her defasında başarılabilir olan, arzulananın kurbanı olmuştur ve her defasında kurban edilen, başarılabilir arzulanana dönüşmüştür. 1974 öncesi nesnel olarak uygulanması mümkün olmayan, iki bölgeli iki toplumlu federal çözüm, işgal sonrası geldi. İki bölgeli iki toplumlu federal çözümün olası terki, taksimin kalcılaşmasına yol açacaktır. Eğer kimileri "biz burada, onlar orada" felsefesine sarılmışsa, halkın bilmesi için bunu açık olarak ifade etsinler. Biz, vatanımızın yarısını silmeyeceğiz ve Kıbrıs'ı yeniden birleştirinceye dek mücadeleye devam edeceğiz. AKEL, her iki uç görüşe tepki göstermeye devam edecektir. Yoldaşlar, AKEL'in Kıbrıs sorunundaki politikası nettir. Çizgi değiştirmedik. Partimiz ilkesel tezlerine bağlıdır. Erk uğruna ruhumuzu satmadık. Milliyetçiliğe kaymadık. Tüm bunlar AKEL için küfür anlamına gelir. Kimileri eskiyi hatırlatıyor ve Ezekias Papayuannu döneminde AKEL'in ilkeli olduğunu söylüyor. Tüm bunları kimler söylüyor? Bunları söyleyip, yazanlar Papayuannu'nun yaşadığı dönemde ona karşı iftiraları atanlardır. Onları halkın değerlendirmesine bırakıyoruz. Bu çevreler AKEL ile DİSİ arasında, gizli ya da açık, sözde bir işbirliği ile ilgili alışılmış söylentileri tekrar ortaya atıyorlar. Buna yanıtımız nettir. AKEL'in, siyasi, ekonomik ve sosyal politikalarını yönlendiren ideolojisinin DİSİ ile çakışması söz konusu değildir ve gelecekte de bu çakışmanın olması söz konusu değildir. Şimdi seçimler öncesi, bunu bilinen çatlak sesle bir ilahi gibi tekrarlayanlar yakın bir geçmişe kadar DİSİ'de liderlik yapıyordu ve kimilerinin de aşırı sağ geçmişleri vardır. Biz ne direkt, ne de dolaylı olarak DİSİ'nin iktidara gelmesine katkı yaptık, ne de gelecekte bu katkıyı yapacağız. Bu kurnazca davetler, halka AKEL'e sırtını dönme çağrıları sona ermelidir. AKEL bir halk gücü, demokrasi gücü ve her şeyden önce yurtsever bir güç olarak, ulusal ve uluslararası bir güç olarak, ilkeli, ciddi, insani ve sosyal bir güç olarak, sosyal alanda duyarlı olmaya, halkı kucaklamaya, güven ve sevgisi ile tekrar tekrar onurlandırmaya devam edecektir. AKEL Kıbrıs sorununa, iki bölgeli iki toplumlu federasyonu öngören BM kararları ve 1977-1979 Doruk Antlaşmaları temelinde çözüm bulunması için mücadele etmeye devam edecektir. Çözüm uluslararası hukuka, insan hakları ve toplumsal adaletle iligili uluslararası sözleşmelerle uyumlu olmalıdır. Çözüm Türk işgal askerlerinin ve yerleşiklerin ayrılmasını öngörmelidir. Herhangi bir yabancı ülkeye tek yanlı müdahale hakkı vermeksizin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birliğini, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini sağlamalıdır. Kıbrıslıların tümünün göçmenlerin Kıbrıstürk yönetimi altında köylerine ve topraklarına dönüş haklarını özgürce belirleme dahil, insan haklarını ve temel özgürlüklerini sağlayıp güvence altına almalıdır. AKEL federal bir çerçevede Birleşmiş Milletler kararlarında belirlendiği şekliyle iki toplumun siyasi eşitliğini sürekli olarak desteklemektedir. Biz, çözümün Kıbrıs'ı, halkını, devleti ve ülke ekonomisini gerçekten birleştirmesini istiyoruz. Ekonomi konusuna sınıfsal ve sosyal açıdan yaklaşıyoruz, çünkü Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk çalışanların ortak sınıf mücadelesi, sosyal ve siyasi mücadelesi sadece birleşik bir ekonomi çerçevesinde gelişebilir ve etnik ayrılıklar bu koşullarda kesin olarak aşılabilir. Kıbrıs sorununun içinde bulunduğumuz aşamasında temel görevimiz Birleşmiş Milletler çerçevesinde müzakerelerin yeniden başlaması için koşulların yaratılmasıdır. Boğucu takvimler ve hakemlik olmaksızın özlü görüşmelerin olası en erken sürede başlamasını arzuluyoruz. Üzerinde anlaşamaya varılacak bir çözüme götürecek görüşmeleri hedefliyoruz. Genel Sekreter'in planında Kıbrıslırumların da beklentilerine ve çıkarlarına yanıt verecek ve böylece kabul etmelerini getirecek, üzerinde anlaşmaya varılmış, işler ve yaşayabilir bir çözüme yol açacak gerekli değişiklikler konusunda ikna etmek için yoğun bir uğraşı veriyoruz. Talep ettiğimiz değişiklikler Kıbrıstürk toplumunun çıkarlarını ortadan kaldırmayacaktır. Herhangi bir yabancıya değil, Kıbrıslırum - Kıbrıslıtürk Kıbrıslılara hizmet edecek bir çözümü hedeflemekteyiz. Cumhurbaşkanı'nın, Kıbrısrum tarafının iki bölgeli iki toplumlu federal çözüme bağlı olduğunu bir kez daha ifade etmesinden duyduğumuz memnuniyeti ifade ediyoruz. Genel Sekreter'in planının kabul edilir olması için, az fakat özlü değişiklikler yapılması görüşümüzü bir kez daha tekrarlıyoruz. Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorun; işgal, yabancı müdahale, Kıbrıs halkının bütününde insan haklarının çiğnenmesi sorunuydu ve öyle olmaya devam etmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün Türkiye tarafından ihlali sorunudur. Silahların gücü ile dayatılan bir etnik temizlik konusudur. Kıbrıs sorunu aynı zamanda iki toplum arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sorunudur. Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler sorunun çözümü için uğraş verme alanımız olarak kalmaya devam etmelidir. Birleşmiş Milletler'i terk etmek ve Kıbrıs sorununu bir başka çerçeveye sokmak stratejik önemdeki bir yanlıştır. Kıbrıs 1 mayıs 2004 tarihinden itibaren tabii ki Avrupa Birliği'nin tam üyesidir. Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne tam üyeliği müzakere pozisyonumuzu güçlendiriyor ve bizi özellikle arzulanan çözüm çerçevesinde insan haklarının sağlanması konusunda ek argümanlarla daha güçlü kılıyor. Kıbrıs'ın tam üyeliği, Türkiye'nin Avrupa niyeti ile birlikte Kıbrıs sorununun çözümünde kullanmaya devam etmemiz gereken olumlu koşullar yaratmaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti karşısında bazı yükümlülükler üstlendi, bu yükümlülükler bizi tam olarak tatmin etmese de, doğru bir biçimde değerlendirilmeleri durumunda Kıbrıs sorununun çözümünde işbirliği yapması için Ankara'yı motive edebilirler. Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununun doğru çözümünde katalizör olabilir, yeter ki Avrupa, Türkiye'den talep ettiklerinde tutarlı olsun. Yoldaşlar, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde bugüne dek verilen uğraşılar, Kıbrıs'ı hala uzantısı olarak görmede ısrar eden Ankara'nın politikalarına çarptı. Anan planının Türkiye tarafından kabulü, sorunun yaratılmasında ve yaşatılmasındaki sorumluluklarından en küçük bir azalmayı getirmez. Kıbrıs halkına karşı işlediği ve işlemeye devam ettiği tüm suçlardan Türkiye, temize çıkamaz. Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya ilgi duyduğunu belirten tüm çevreler, bunu sürekli olarak akıllarında tutmalıdır. Bu nedenden dolayı, en nihayet Kıbrıs sorunun çözüm yolunun açılması için uluslararası faktörü, dikkatini, etkinliğini ve baskısını Ankara'ya çevirmeye çağırıyoruz. Sorununun çözüm anahtarının Ankara'da olduğunu sürekli olarak söylüyoruz ve vurguluyoruz. Bu çiğ gerçekliktir. Ankara'nın rolünü ve sorumluluğunu göstermek Kıbrıslıtürk vatandaşlarımızı küçümsediğimiz, ya da Kıbrıs sorunun çözümünde söz sahibi olmaları ve rol oynama haklarını ortadan kaldırdığımız anlamına gelmiyor. Bu hakları ortadan kaldıran biri varsa, o da Türkiye'nin kendisidir. AKEL, Kıbrıs'ın kurtuluşu mücadelesinin Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürklerin ortak mücadeleleri olduğu değerlendirmesi yaparak, Kıbrıstürk toplumuna verilmesi gereken değeri vererek, yeniden yakınlaşma politikasını biçimlendirdi ve bunun geniş halk yığınlarının bilinci ve Kıbrısrum tarafının resmi politikası olması için mücadele verdi. Taksimin başlıca sözcüsü Rauf Denktaş'ın Kıbrıstürk toplum liderliğinden uzaklaştırılmasını selamladık. Fakat Kıbrıslıtürk vatandaşlarımızın liderlik değişiminin bizi en azından şu ana kadar beklentilerimizde ve genelde Kıbrıs halkının beklentilerinde haklı çıkarmadığını da söylemekte tereddüt etmedik. AKEL, Kıbrıslıtürk yurttaşlarımızın ve özellikle de Kıbrıstürk toplumundaki ilerici güçlerin karşı karşıya oldukları güçlükler için her zaman anlayış gösterdi. İşgal koşullarında Ankara'nın politikalarından farklılaşmanın zor olduğunu anlıyoruz. Fakat diğer taraftan da 1983 yılında yasadışı "Kuzey Kıbrıs Türk Devleti" ilanına destek vermede düşünen Cumhuriyetçi Türk Partisi gibi ilerici bir siyasi gücün, bugün Ankara ile tam olarak aynı rotaya gelmesini ve sözde devletin yapı ve kurumları ile böylesi bir derecede çakışmasını ve onun uluslararası alanda kabulü için fanatik bir biçimde diyeceğim mücadele etmesini anlamakta zorlanıyoruz. "KKTC" işgalin ürünü ve ayrılıkçılığın doruk eylemi olmaktan çıkmadı. Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için mücadele edenler bu gerçekliği görmezden gelemezler. Geçen zaman içerisinde işgalin oluşumunun yapısı ve kurumlarına bazı ilerici Kıbrıslıtürklerin de alıştıkları görünümü var ve bu çok endişe verici bir mesaj göndermektedir. Biz AKEL' olarak olguları tek yanlı görmeye alışık olmadığımız için tam da bu noktada bir şeyi ilave etmek ve vurgulamak istiyorum. Kıbrısrum tarafında bazıları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ikinci Helen devleti olduğu düşüncesine alıştılar. Bu da endişe verici aşırı bir olgudur. Vatanımızı yeniden birleştirebilmek için, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürklerin ortak devleti olduğunu herkesin kesin bir şekilde kavraması gerekir. Yeniden Kıbrıstürk liderliğine gelirsek, Kıbrıs sorununun bu aşamasında görüşmelerin yeniden başlamasını bir öncelik olarak ileri sürmediği görünümünün sunulmasını üzüntüyle izlemekteyiz. Elbette sürekli olarak görüşmelere hazır olduğunu açıklıyor. Fakat gerçekten masaya oturmaya ve Kıbrısrum tarafının arzuladığı değişiklikleri anlayışla tartışmaya hazır olduğu görünümünü vermiyor. Kıbrıstürk liderliğinin tüm hareketleri ve yaptığı pek çok açıklamaları referandumda takındığı tavırdan avantaj elde etmeye çalıştığına şahitlik etmektedir. Tüm dikkatini sözde ekonomik ambargodan kurtulma uğraşı üzerinde yoğunlaştırarak, bu tavrın uluslararası ve Avrupa faktörü tarafından ödüllendirilmesini talep etmektedir. Ve tabii ki ekonomik ambargo bir bahanedir. Amaç siyasi avantaj sağlamak ve işgalin oluşumunun uluslararası statüsünü yükseltmektir. Ancak bu çaba ne görüşmeleri, ne de çözümü yakınlaştırmaktadır. Bu şekilde görüşmelerin kendilerinin arzuladığı çerçevede başlaması için şantaj yapma anlayışı bir çıkmazdır. Mehmet Ali Talat'ın, Cumhurbaşkanı Papadopulos'a ve Kıbrısrum siyasi liderliğine sözlü saldırılarına son verme zamanıdır. Eğer gerçekten Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek ve Kıbrıs sorununu çözmek istiyorlarsa, her iki tarafın da samimiyeti müzakere masasında görülecektir. Her iki taraftan da karakterize etmeler sona ermelidir. Hepimiz Kıbrıs sorununda yeni bir girişimin koşullarını yaratmak için çalışmaya yoğunlaşalım. Biz Kıbrıstürk siyasi partileri ile görüşmelerimizi ve Kıbrısrum tarafının endişe bölgeleri üzerinde tartışmayı ısrar ve samimiyetle sürdüreceğiz. AKEL ile CTP'nin son olarak üstlendikleri uğraşı belli sayıda konunun tartışılması sonucunu getirdi. Bu çabaya devam edilmeli ve bu uğraşı yoğunlaştırılmalıdır. Bunun karşılıklı anlayış ve ortak anlayışa yardımcı olacağına ve bunun da diyaloğun başlaması için ön koşulların yaratılmasına yardımcı olacağına inanıyoruz. İçten pazarlıkçıların önünü kesmek için peşinen söylemek istiyorum: AKEL'in hedefi, Cumhurbaşkanını da bilgilendirdiği bu temasları ile iki toplumun resmi görüşmecilerinin yerini almak değildir. Bizim amacımız, diyaloğun yeniden başlamasına katkı yapmak ve bu yönde çalışmaktır. Yeniden yakınlaşmanın AKEL'in yarattığı bir politika olduğunu biraz önce de belirtmiştim. Dilerim ve umut ederim ki, bu gerçek hakkında kimsenin şüphesi yoktur. AKEL 20. Kongre kürsüsünden yeniden yakınlaşma ile ilgili AKEL'in bazı temel ilkelerini tekrarlamama izin veriniz. AKEL için yeniden yakınlaşma moda olan, fırsatçı ve partisel çıkarlarla orantılı olarak değişen ya da üçüncü çevrelerin tavsiyesi ile işleyen bir politika değildir. Bu politika, enternasyonalist marksist ideolojiden kaynaklanır. AKEL'in Kıbrıstürk toplumu ile ilişkileri zamanın derinliklerine dayanır ve yoldaşlarımız Kavazoğlu ile Mişaulis'in öldürülüşleri ile doruk noktasına ulaşan, birçok yoldaşımızı kaybettiğimiz ortak sınıfsal, siyasi mücadelelerde inşa edilmiştir. Bazı yazarlar köşe yazılarında çok sık bir şekilde iyi ve kötü yeniden yakınlaşma olup olmadığını ironik bir şekilde soruyorlar. Bu konuda karar verecek olan halktır. Biz sadece bazı ilkeler koyuyoruz. Partimiz yeniden yakınlaşmayı halkımızın işgale karşı verdiği mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görmekte ve bunun sonucu olarak ona siyasi ve sosyal bir içerik vermektedir. Yeniden yakınlaşmayı, bazı çalışmalarla sadece önyargılara karşı mücadele ve bir toplumun diğer topluma karşı psikolojisini değiştirme olarak gören anlayışları ret ediyoruz. Yeniden yakınlaşmayı yabancı merkezlerin güdümüne sokma yönünde her tür uğraşı reddediyoruz. Yeniden yakınlaşma Kıbrıslıların, Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin ve onları ifade eden örgütlerin davasıdır. Bazıları Kıbrıslıtürklerle temaslarında onların duymak istediklerini söylemeye çalışıyor. Temaslarda samimiyet olması, aramızda dobra dobra ve açık olarak konuşmamız gerektiği görüşündeyiz. Ne kimsenin kulağına hoş gelecek şeyler söylemeyi, ne de övgüler yağdırmayı doğru görüyoruz. İster milliyetçi-şoven sloganlarla, ister federasyon çözümünün reddi yoluyla, ister yasa dışı devletin yapılarına düşkünlük, ister memleketimizde uygulanmış olunan etnik temizliği kabul etme yoluyla ifade edilen milliyetçiliğin ve şovenizmin karşısında, yeniden yakınlaşma karşı hareket olarak sürdürülmelidir. AKEL ve halk hareketi yukarıda yaptığımız analizdeki gibi yeniden yakınlaşmanın savunucusu ve öncüsü olamaya devam edecektir. Yoldaşlar, 19. Kongre , bize ülkedeki hükümeti değiştirmek için çalışma görevi vermişti. Halk yanlısı kabul edilebilir bir program temelinde ve ortak kabul edilir bir aday etrafında demokratik, ilerici güçlerin birliğini sağlamak için yoğun ve sürekli bir çalışma yaptık. Var olan ve bu uğraşıda doğal olarak ortaya çıkan zorluklara rağmen, partimiz sonuçta Tassos Papadopulos'un ortak adaylığında arzulanan güçlerin işbirliğinin biçimlenmesi için belirleyici derecede katkı yaptı. Kaleme alınan halk yanlısı hükümet programında toplumun çağdaşlaşması için birçok önerimiz kabul gördü. Seçim mücadelesini başarı ile verdik ve Tassos Papadopulos daha seçimlerin ilk turundan, ilk Pazardan cumhurbaşkanı seçildi. Tassos Papadopulos'un seçilmesinde partimizin ve daha geniş halk hareketinin katkısı kararlı ve belirleyici oldu. Seçim zaferinin sonucu olarak AKEL ilk kez bakanlar kurulunda parti kadroları ile yer aldı. AKEL aynı zamanda daha genelde ülke yönetimine özlü olarak katılmaktadır. Partimizin 20. Kongresi değişim hükümetinin çalışmalarını, Cumhurbaşkanı ile ilişkilerimizi ve ülke yönetimine katılımı değerlendirme çağrısını yapmaktadır. Aynı zamanda var olan perspektifi değerlendirme ve geri kalan görev süresini tamamlarken hükümetten bizim neler beklediğimizi değerlendirmemizi de istemektedir. Değerlendirmemizin ekseni hükümet programından başka bir şey olamaz. Fakat değerlendirmemizde doğru olmak için, bu programın yaşama geçirildiği koşulları da dikkate almalıyız. Bu koşullar nelerdir? Her şeyden önce, muhalefeti ne kadar rahatsız ederse etsin, söylenmelidir ki bugünkü hükümet çok kötü koşullarda bir kamu ekonomisi ve kurumlarla değerlerde ciddi bir kriz içinde bulunan bir toplum devraldı. Kamu ekonomisinin gerçek görünümü erkteki değişim sonrası ortaya çıktı, çünkü daha önceleri o dönem hükümet edenler tarafından durum güzel gösteriliyordu. Biliyorum yine geçmişe gittiğim için suçlanacağız. Bize alışılmış bir şekilde "Ama siz hükümet ediyorsunuz ve eski hükümete muhalefet etmeyi ne zaman bırakacaksınız?" diyecekler. Fakat olgular o kadar basit değil. Her hükümetin olanakları kamu ekonomisinin durumuna bağlıdır. Ve boş kasa devralınca ne kadar istersen iste programını yaşama geçirmek o kadar kolay değildir. Zamanında kamu ekonomisini kötü yöneterek, şimdiki hükümetin programını yaşama geçirme olanağını büyük ölçüde ortadan kaldıranların bu program uygulanmadığı için hükümeti suçlanmaları en azından iki yüzlülüktür. İkinci veri Avrupa Birliği'ne tam üyeliğimizdir. Tam üyelik sadece kabul ettiğimiz ve değer verdiğimiz olumluluklar getirmedi. Birçok zorluğu da beraberinde getirdi ve bunun faturasını sıradan insanlar, halkın üretici güçleri ödemektedir. Başkaları Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne tam üyeliği sonrası oluşan durumu güzel gösterirken, AKEL zorluklar hakkında ve özellikle AB'ye girişin çalışanlar üzerine olumsuz etkiler yapacağı konusunda uyaran tek siyasi güçtü. Bu bizim için netti ve bunu bekliyorduk, çünkü Avrupa Birliği'nde hakim olan neo-liberal çevre, reklamı yapılan halk yanlısı olmanın ötesinde bir şeydi. O dönem hükümet edenler ve tam üyelik müzakerelerinin sorumluluğunu taşıyanlar halkın çeşitli üretici kesimlerinin çıkarlarını güvence altına almak için gerektiği kadar ihtimam göstermediler. Büyük oranda koruma altındaki bir ekonomik rejimden, AB'de egemen olan -neredeyse başıbozukluk derecesine varan- serbest pazar rejimine geçişin olabildiğince normal bir şekilde gerçekleşmesi için gerekli uğraşıyı ortaya koymadılar. Bunları, şimdi iş işten geçtikten sonra söylemiyoruz. Gerekli güvenlik önlemlerinin ve geçiş dönemlerinin sağlanması ihtiyacının altını çizerek yıllarca vurguladık. Ancak bu çağrılarımıza kulak vermeleri gerekenler, adeta kulaklarını tıkadılar. O dönemde hükümette bulunanlar AKEL'in itirazlarının Avrupa karşıtı olmasından kaynaklandığı iddia eden sloganlarıyla çağrılarımıza yanıt verme yoluna gittiler. AB'ye tam üyelik müzakerelerini adeta sonradan görmelerin sahip olduğu bir anlayış ile yaptılar ve sonuç olarak AB'ye girişin bedelini, diğer ülkelerde olmadığı bir şekilde, bugün Kıbrıs ve halkı çok büyük derecede ödemektedir. Acaba bu sadece sonradan görmelerin anlayışından mı, yoksa diğer kesimleri düşünmeden sadece büyük sermayenin çıkarlarını güvence altına alma düşüncesinden mi kaynaklanıyordu? Bugün köylülerin, işçilerin, dar gelirli ve orta kesimlerin protestolarını görmekteyiz ve açıkça tek memnun olanın büyük sermaye olduğunu görülmektedir. AKEL'in uyarıda ve zamanında önlemler alınması çağrısında bulunduğu bütün konular bugün karşımızda durmaktadır. Bu nedenle de AB'ye girişin olumsuz etkilerinin sorumluluğunu AKEL'de görenlerin haksızlık yaptığı kanaatindeyiz. Ayrıca Irak savaşı gibi, dış unsurlar nedeniyle de olumsuz koşullar gündeme geldi ve petrol fiyatlarında aşırı artışlar yaşantı. Hükümetin çalışmalarını değerlendirirken tüm bunları görmezlikten gelemeyiz. Elbette ki insanlarımızın beklentileri büyüktür. Karşı karşıya olunan sorunlara ve güçlüklere rağmen, Papadopulos hükümetinin bugüne kadarki bilançosunun olumlu olduğunu tespit etmekteyiz. Hükümet programının bir bölümü yaşama geçirilmiştir ya da geçirilme sürecindedir. Memleketin sosyo-ekonomik konularda, kamu yaşamına çeki düzen verilmesinde, hakkı olanların layık oldukları yerlere gelmesi ve ahlaklı idare konularında bu hükümet, farklı bir anlayıştan kaynaklanan farklı bir tutum ortaya koydu. Faşizme ve Darbe'ye karşı Demokratik Direniş'in tanınmasını ve Değişim hükümetinin direnişçilere layık oldukları değer ve onuru vermesini özellikle takdir etmekteyiz. Bunun gerçekleşmesinde AKEL'in katkısı belirleyici oldu. Henüz çözülememiş olan sorunların çözümü için tutarlılık içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Değişim hükümeti kamu açıkları ile baş etmede ek vergiler koymadan başarılı oldu. Enflasyonun ve işsizliğin düşük ora |