DARBE VE İŞGALİN KARA GÜNLERİNİN YILDÖNÜMÜNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN TOPLANTIDA

AKEL M.K. GENEL SEKRETERİ DİMİTRİS HRİSTOFYAS TARAFINDAN YAPILAN KONUŞMA

_________________________________________________

14 Temmuz 2006 – Lefkoşa

 

 

 

 

             Faşist darbede ve Atilla’nın işgalinde ölenleri anmak için bir kez daha bir araya geliyoruz. Onların yakınlarıyla ve 1974 trajedisinin ağır bir şekilde yaraladığı herkesle tam dayanışma içerisinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

             Kıbrıs trajedisinin kayıplarını unutmadığımızı ve onların yakınlarıyla dayanışmamızı dile getirmek için bir araya geliyoruz ve her kaybın akıbetinin belli olmasını talep ediyoruz.

             Ne kadar zaman geçerse geçsin, haksız bir şekilde kaybedilenlerin acısı dinmez. Her yıl Temmuz ayının bu günlerinde, bu acı daha da artar. Tek çare, tek deva, ülkeyi özgürlük ve saygınlık koşullarında yeniden birleştirmemiz olacaktır.

             CIA’nın ve Cunta’nın, Grivasçılığın ve EOKA-B’nin faşist hain darbesini bütün gücümüzle bir kez daha mahkum ediyoruz.

             Türk ordusunun saldırısını ve devam eden işgali bütün gücümüzle bir kez daha mahkum ediyoruz. Atilla’nın barbarlıklarını, insanların yerlerinden yurtlarından edilmelerini, kültürel mirasımıza zarar verilmesini, yerleşiklerin getirilmesini ve Kıbrıs nüfusunun demografik niteliğinin değiştirilmesini, yasa dışı devleti ve bütün oldu-bittilerini mahkum ediyoruz.

             Göçmenlerle ve işgal altındaki bölgede kahramanca kalmaya devam edenlerle tam dayanışmamızı dile getiriyoruz, göçmenlerin geri dönmesi ve sorunlarının çözümü için çalışmaya devam edeceğimize dair sözümüzü yeniliyoruz.

EOKA-B ve faşist sağ tarafından Kıbrıslıtürk yurttaşlarımızın aleyhine işlenen cinayetleri, suçları hiç bir tereddüt etmeden mahkum ediyoruz. Bunu söylerken, hiç bir suçun, hiç bir cinayetin; en büyük suçun, en büyük caniliğin, işgalin ve vatanımızın bölünmesinin gerekçesi olmayacağının altını çiziyoruz.

Sol ellerini kana bulamadı, her zaman milliyetçiliğin ve şovenizmin karşısına dikildi. Yılmadan, yorulmadan iki toplumun işbirliği için her zaman çalıştı, yeniden yakınlaşmanın mimarı oldu ve bunlardan dolayı gurur duyuyoruz.

Yaşamda olan ve olmayan bütün direnişi kahramanlarını ve bütün direnişçileri saygıyla anıyoruz. 1974 Temmuzunun kara günlerinde hepimizin onuru ve saygınlığı için mücadele edenlere kendimizi ebedi olarak borçlu hissediyoruz.

Demokrasi ve Kıbrıs’ın özgürlüğü için mücadele edenleri onur ve saygı ile anıyoruz. Onların mücadeleleri Kıbrıs ve halkımızın hakkın için mücadeleyi sürdürmemizde bize güç ve cesaret vermeye devam eden değerli bir miras ve yaşam kaynağı olmaya devam etmektedir.

Yurttaşlar,

Bugünkü toplantıda bazı şeyleri hatırlatmayı gerekli görüyorum. Zaman beraberinde unutkanlığı da getiriyor. 1974 trajedisinden sonra geçen 32 yıl içinde, o trajik olayları yaşamamış olan yeni nesiller doğdu, büyüdü. Onlar darbe ve işgal öncesinde olanları yaşamadılar. Kimileri geçen zamanı, olayların bilinmemesini, hafızaların zaaflarını kullanıp, olanları kendi işlerine gelen yorumlarla kendi istedikleri gibi sunmaya kalkışmaktadırlar.

Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum: Darbe ve işgal hiçten gelmediler. İyi hazırlanmış planlar temelinde uzun zaman içinde siyasi, askeri, ideolojik ve psikolojik hazırlıklar yapılmıştı. Anormal bir durum yaratılması bu planların merkezinde bulunuyordu. Çünkü anormalliğin, güvensizliğin ve istikrarsızlığın yaratılması zemini hazırlayacak ve iğrenç cinayeti gerçekleştirme emelindeki darbeciler için bahane olacaktı.

             Grivas ve EOKA-B terörle, polis merkezlerinin havaya uçurulmasıyla, adam kaçırmayla, Cunta’nın güdümündeki Ulusal Muhafız kamplarından silah elde ederek, Makarios’u öldürmeye teşebbüs ederek, demokrat yurttaşları öldürerek istikrarsızlık ortamının yaratılmasında başrolü oynadılar. Aşırı sağcı faşist basın kin ve fanatizm ekerek, Grivas ve EOKA-B’ci katilleri kahramanlaştırarak dizginsiz bir biçimde kendi rolünü oynadı, şiddet ve teröre arka çıktı. Hatta zeminin hazırlanması için, sözde Makarios’un Cumhurbaşkanı olmasına kutsal kuralların izin vermediğini yıllar sonra hatırlayan üç mitropolit bile seferber edildi. Kilise darbesi askeri darbenin önsözüydü.

             Grivas’ın 1974 Ocak ayında öldüğü, dolayısıyla ölümünden altı ay sonra olan darbede her hangi bir sorumluluğu olmadığı iddiası sağ tarafından pek çok sefer öne sürülmektedir. Ancak EOKA-B’yi Grivas yarattı ve EOKA-B’nin terör dalgası onun emirlerinin sonucuydu. Ermis (Hermes) Planı, Tiella (Fırtına) Planı, Arahni (Örümcek) Planı, Vrondi (Gök Gürültüsü) Planı, Apollon Planı, Tifon (Tayfun) Planı, Grontos (Yumruk) Planı gibi planlar, Makarios’un devrilmesi ve öldürülmesi planları Grivas sağken yapıldı. Darbenin hazırlanması döneminde Cunta’nın ve yabancı gizli servislerin organı Grivas’tı. Şimdi nasıl olup da onun darbede hiç bir sorumluluğunun olmadığını söylemeye cesaret ediyorlar? Kıbrıs’ın yaşadığı felaketten aklanması çabaları ayakta duramaz ve aşırı sağın suçlarının, cinayetlerinin silinmesi için kimilerinin teşebbüs ettiği aklamayı biz asla kabul etmeyeceğiz.

             İkinci olarak altını çizmeyi istediğim de şudur: AKEL ve daha geniş olarak Halk hareketi halkımızın direnişinin ruhu oldu. Yabancı ve yerli komplolara karşı mücadelede, AKEL ve Halk hareketi tam bir tutarlılık içerisinde Makarios’un yanında yer aldı. AKEL ve Sol, Cumhurbaşkanı’nı ve yasallığı destekleyen büyük, en örgütlü, en dinamik siyasal güçtü. Makaryos’un etrafında güçlü bir antifaşist antiemperyalist halk cephesi oluşturuldu ve bu cephenin ana direği AKEL oldu, hatta AKEL halkı kitlesel olarak harekete geçiren ana mekanizma oldu ve bu kitlesel hareketler bazı defalar darbe planlarını önledi.

AKEL, gelmekte olan darbe tehlikesi hakkında defalarca uyarıda bulundu. “Haravgi” gazetesinde yayınlanan yazılarla, parti kadrolarının konuşmalarıyla uyardı. Somut komploları halka açıkladı, Makaryos ve hükümeti bilgilendirdi. 1974 Nisan ayında gerçekleştirilen AKEL 13. Kongresi kürsüsünden Ezekia Papayuannu’nun ağzından en resmi uyarı yapıldı. AKEL M.K. Genel Sekreteri şunları söyledi: “Kıbrıs aleyhine cani planlarını sadece terk etmemekle kalmadılar, aksine bu planları daha da geliştiriyorlar. Cumhurbaşkanı Makarios’u öldürmek ve darbe ile iktidarı ele geçirmek onların ana hedefi olmaya devam etmektedir. Emperyalist faktör, Atina’nın diktatörlük çevreleri ve Ankara’nın şoven çevreleri Kıbrıs’ı bölmek hedefiyle, hakkaniyete aykırı bir ittifak oluşturmuşlardır. Kıbrıs’taki faşist sağ ve EOKA-B bu politikayı uygulayan organlardır.”

             AKEL elbette ki uyarılarla sınırlı kalmadı. Halkın kitlesel olarak harekete geçirilmesinin yanı sıra, teröre karşı konulması ve gelmekte olan darbenin önlenmesi için somut önerilerde bulundu.

Emekçilerin partisinin bu önerilerinin merkezinde devlet tarafından Halk Politikasının oluşturulması önerisi yer aldı. Bu önerinin özü neydi? Öncelikle devlet tarafından bir Halk Milis Gücü’nün örgütlenmesiyle, kimilerinin meşhur şiddet ve karşı şiddet teorisiyle yasa dışılık bahanelerini ortadan kaldıracaktı. Cunta’nın güdümündeki Milli Muhafızlar ve EOKA-B tarafından bozulmuş olan Polis karşısında iyi örgütlenmiş bir Halk Milis Gücü onları korkutan rakibi teşkil edecekti. Darbeyi planlayanlar buna teşebbüs etmeden önce, böylesi bir teşebbüs esnasında halk ordusu ile karşı karşıya geleceğini anlayarak bir kez daha düşünmek zorunda kalacaktı. Ayrıca sonuçta darbeye teşebbüs edilirse, Ulusal Muhafızlar gibi örgütlü bir orduya karşı koyabilecek yetenekte bir güç mevcut olacaktı. AKEL, bu önerisiyle birlikte, Halk Milis Gücü’nün kadroları olmaları için partinin, EDON’un ve Halk hareketinin üyelerinden bin kişilik bir güç sundu.

AKEL’in önerisinin değerlendirilmesi büyük bir hataydı. Elbette İhtiyat Gücü oluşturuldu ve bu güç EOKA-B’ye karşı konulmasında büyük başarı sağladı. Ancak Cunta’nın güdümündeki Milli Muhafız Ordusu hareket geçince, ne İhtiyat Gücü, ne de Direniş grupları tüm kahramanlıklarına rağmen, böylesi örgütlü bir orduya sonuç alıcı bir şekilde karşı koyabilecek konumda değildi. AKEL’in Halk Milis Gücü önerisinin değeri o zaman, darbenin o trajik anlarında görüldü.

Yurttaşlar,

             Darbenin başlamasıyla AKEL halkı direnişe çağırdı. Yüzlerce AKEL’ci, EDON’cu demokrasiyi, yasallığı ve halkımızın saygınlığını savunmaya koştu. Onlar demokratik direnişin en ön safında yer aldılar. Kahramanca mücadele ettiler, onlardan nicesi canlarını dahi feda ettiler.

             Herkesin beklediği gibi, faşist darbeyi bir kaç gün sonra Türkiye’nin istilası izledi. Olanlar ihanetin büyüklüğünü kanıtlamaktaydı. Her bir yurttaş olası bir darbenin, müdahale etmesi için Türkiye’ye davetiye olacağının bilincinde olsaydı; Yunanistanlı olsun, Kıbrıslı olsun, hiç bir darbeci bu gerçekliği görmezden gelemezdi.

             İhanete uğrayan Kıbrıs Atilla’nın istilasına karşı da direndi. AKEL’ciler, EDON’cular vatanımızın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün savunulması mücadelesinde de yine en ön saflarda yer aldılar. Partinin ve bilinçlerinin çağrısına yanıt vererek cepheye koştular. Çoğu, darbecilerin kendilerini attıkları hapislerden çıktıktan hemen sonra savaşmaya koştu. Sözde ulusalcılar Trodos’a kaçarken, bizim insanlarımız, ikinci kez düşünmeksizin, vatanın çağrısı ile savaşmaya koştular.

Bu ihanete karşı mücadelede çok sayıda solcu canlarını verdi. Çok sayıda yoldaşımız yaralandı, esir düştü, işkenceden geçti ve kayıp olanların sayısı da az değildir.

Böyle günlerde kahramanlarımızın sayısız anısını tekrar yaşarız. Onlar, Sol dünyasının, yurtseverliğinin, Demokrasi ve Özgürlük düşüncelerini özümsemenin yalanlanamaz şahitleridir.

Demokratik direniş uzun yıllar göz ardı edildi ve direnişçiler kötü muameleye maruz kaldı. Onların katkısını kabul edip, onurlandırmak yerine Demokratik Seferberlik’in on yıllık hükümeti döneminde 62’lerin haklı çıkarılması ve Grivas ile EOKA-B’nin aklanması uğraşılarına tanık olduk. Bugün işbirliği içerisindeki partilerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferi sonrası durum değişti. ΑΚΕL yine Demokratik Direniş’in tanınması davasının ön saflarında yer aldı ve bu başarıldı. Papadopulos’un cumhurbaşkanlığında işbirliği hükümeti, Demokratik Direnişi tanıdı ve direnişçileri pratik olarak onurlandırdı. Tüm eksikliklere rağmen bundan onur duyuyoruz çünkü işbirliği hükümeti Kıbrıs toplumuna karşı çok önceden yerine getirmesi gereken bir görevi yerine getirdi. Kıbrıs toplumunun şimdi işbirliği hükümetiyle bir yükümlülüğünü daha yerine getirmesini bekliyoruz. 55-59 döneminde öldürülen yoldaşlarımızın onuru iade edilmelidir. Bu yükümlüğü hatırlatmaktan hiç vazgeçmeyeceğiz ve bunun yerine getirilmesini bekliyoruz.

Yurttaşlar,

Geçen 32 yıl çok uzun bir süredir. Türkiye, anayasal düzeni geri getirme ve Kıbrıslıtürklerin güvenliğini sağlama bahanesi ile adamızı işgal etmiştir. Bu günahın bahanesini, sadece isteyerek gözlerini kapatanlar kabul edebilir, çünkü Türkiye gerçekten anayasal düzeni yeniden kurmaya ilgi duysaydı, Kıbrıs sorunu çoktan çözülmüş olurdu. Ankara’nın derdi, Kıbrıslıtürklerin güvenliği de değildi. Ankara kendi planlarını ileri götürmek için Kıbrıslıtürkleri kullanma yoluna gitti ve bu tutumunu hala sürdürmektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri işgali Türk egemen çevrelerinin ülkemiz aleyhine, Kıbrıslırumlara ve Kıbrıslıtürklere karşı yayılmacı emellerinin bir göstergesidir. Zaman zaman Ankara resmi çevreleri Kıbrıs’ı Anadolu’nun bir uzantısı olarak gördüklerini ve Kıbrıs’ı kontrolleri altında tutmak istediklerini itiraf ediyorlar. Gerçekten tüm bunlar BM Tüzük Şartı, uluslararası hukuk ve Avrupa ilkeleri ile nasıl uyum içindedir? Bu ilkelere inandıklarını dile getirenlerin pek çoğunun Kıbrıs sorununun özlü unsurunu, yani işgali görmezlikten gelmeye devam etmeleri nasıl mümkündür?

Biz “Yeni Dünya Düzeni”nde güçlülerin ilkeleri kendilerine uyduğu şekilde ele aldıklarını tabi ki biliyoruz. Fakat bu bizi hayal kırıklığına uğratamaz ve uğratmamalıdır. İşgalden kurtulma ve vatanımızın kurtulması mücadelesine devam etmekten alıkoyamaz ve alıkoymamalıdır.

             8 Temmuz tarihinde Cumhurbaşkanı Papadopulos ve Kıbrıslıtürk lider Mehmet Ali Talat arasında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin de var olduğu bir ortamda bir görüşme gerçekleştirildi. Biz AKEL olarak bu buluşmayı ve sonuçlarını selamladık. Doğru yönde atılmış ileri bir adım olarak değerlendirdik ve eğer doğru olarak değerlendirilirse, Kıbrıs sorununda üzerinde anlaşmaya varılan bir anlaşmaya yol açabilecek koşulların yaratılmasına katkı koyabilir.

İki liderin Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çatı altında ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında belirtildiği gibi siyasi eşitlik temelinde yeniden birleştirilmesine bağlılığını özel olarak selamlıyoruz.

Gecikmeli olarak dahi olsa Paris anlaşması yaşama geçiyor. İki toplumun sadece günlük konuları değil, öze ilişkin konuları da teknik düzeyde tartışacakları konusunda yükümlülük üstlenildi. Üzerinde mutabık kalınan süreçle ilgili gelişmeye abartılı değil, ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşıyoruz. Ankara’da ve işgal altındaki Lefkoşa’da yapılan ve Türk tarafının teknik komitelere ve tartışmaların içeriğine yönelik gerçeği çarpıtma eğilimi mesajı veren bazı açıklamalar bizi endişelendiriyor.

İki lidere Kıbrıs sorunun özüne ilişkin konuların tartışılması gündemini belirlemede engel olunmaması için mümkün olan her şeyi yapmaları çağrısında bulunuyoruz. İleriye doğru cesaret ve iyi niyetle ilerlemeliyiz, çünkü görüşme sonrası yapılan açıklamada da çok doğru bir şekilde vurgulandığı gibi, Kıbrıs’taki mevcut statüko kabul edilmezdir.

Yurttaşlar,

Şu anda iç cephede hiçbir dönemde olmadığı kadar birliğe gerek vardır. Belirsiz yaklaşımlar yardımcı olmaz. Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çatı altında ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında belirtildiği gibi siyasi eşitlik temelinde yeniden birleştirilmesi konusunda iki liderin bağlılığı, tüm siyasi liderliğin bağlılığı olmalıdır. Biz AKEL olarak bu taahhüde bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz ve Ulusal Konsey’e katılan partileri de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz.

Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm konuların içerisinde tartışılabileceği ve tartışılması gereken, izlenecek hattı belirlenebileceği ve birliğin sağlanabileceği en başta gelen yer Ulusal Konsey’dir. Demokratik Seferberlik Partisi’nin Ulusal Konsey toplantılarına katılmamakta ısrarı üzücüdür. Bu tavrı ile iç cephede gerekli olan birlik olgusuna katkı yapmamaktadır.

             Yurttaşlar,

Bizim mesajımız Kıbrıs sorununa çözüm bulunabileceği ve bulunması gerektiği mesajıdır. Ve bu en kısa sürede başarılmalıdır. Zamanın geçişi ne Kıbrıs’a, ne Kıbrıslırumlara, ne de Kıbrıslıtürklere hizmet etmektedir. İşgalin sonuçlarını kalıcı kılan zaman faktörünü dikkate alıyoruz. Diğer taraftan en kısa sürede çözüm bulma uğraşımız, yeni acıların habercisi olacak herhangi bir çözümü kabul edeceğimiz anlamına gelmez. Sonuç olarak en kısa sürede Kıbrıs’a ve halkımıza hizmet edecek çözüme ulaşmak için mücadele ediyoruz.

İçten inancımız odur ki, Türkiye Kıbrıs üzerinde egemenlik felsefesini terk ederse ve Birleşmiş Milletler kararları temelinde iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm yükümlülüklerini iki toplum onurlandırırlarsa arzu edilen sonuca ulaşabiliriz. Kıbrıs’ı yeniden birleştirecek ve doğal olarak işgal ordularının, binlerce yerleşiğin geri çekilmesini, göçmenler dahil Kıbrıslıların tümünün insan haklarının sağlanmasını öngörecek bir çözüme ulaşabiliriz.

İki toplum lideri tarafından da iyi niyet gösterilirse ve özellikle Türkiye üzerinde anlaşmaya varılan süreci sabote etmezse, çıkmaz aşılabilir, başı ve sonu olacak olan bir yeni girişimin üstlenilmesinin ön koşulları yaratılabilir. BM Genel Sekreteri çerçevesinde ve gözetiminde Birleşmiş Milletler kararlarına ve Doruk Antlaşmalarına dayalı ve tüm Genel Sekreterlerin uğraşılarının sunduğu olumlu ne varsa kullanılacak bir girişim.

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne tam üyeliği ve Türkiye’nin tam üyelik arzusu Kıbrıs sorunun çözümü için hareketlendiricidir ve en iyi koşulları yaratmaktadır. Fakat Türkiye Avrupa Birliği’nin kapısını çalarken, Kıbrıs sorunundan bağımsız olarak yerine getirmesi gereken bazı yükümlülükler almış olduğunu anlamalıdır. AB’ye karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek için Kıbrıs’ta karşılıklar ve hatta yasadışı devletin statüsünün yükseltilmesini isteyemez. Dolayısıyla, büyük bir ihtimalle yıl sonu yapılacak olan değerlendirme öncesi Türkiye’nin yükümlülüklerini yaşama geçirmesinden kaçınması için Türkiye’nin ve iyi bilinen Avrupalı ve emperyalist koruyucularının olası davranışları, yaptığı açıklamaları gerçekten benimsemesi durumunda her şeyden önce Avrupa Birliği’nin kendisi tarafından geri çevrilmelidir.

İzolasyonun tek sorumlusu işgaldir, eğer talep edilen yasadışı devletin statüsünün yükseltilmesi değil de, gerçekten Kıbrıslıtürklerin izolasyonunun kaldırılması ve ekonomik açıdan güçlendirilmesi ise, o zaman en iyi yol Kıbrıs hükümetinin Mağusa ile ilgili önerisinin ilerletilmesidir.

Bu etkinliğin kürsüsünden Kıbrıslıtürk vatandaşlarımıza kardeşlik selamlarımızı gönderiyorum. AKEL yeniden yakınlaşma ve vatanımızın yeniden birleştirilmesi mücadelesinde en güvenilir siyasi güçtü ve öyle olmaya devam edecektir. Ortak mücadelelerle ve büyük cefalarla, Sol’un Kıbrıstürk toplumu ile ilişkilerini inşa ettik ve bu bağ halkımızın hak mücadelesinde en değerli varlığıdır. ΑΚΕL, Kıbrıslıtürklerin hem kişisel, hem de toplumsal haklarını savunmaya devam edecektir. Fakat barış, toplumlardan birinin haklarının diğer toplumun haklarına karşı savunulması ile inşa edilemez. ΑΚΕL, Kıbrıs sorununa federal bir çözüm bulunması, ülkemizin ve halkımızın gerçekten yeniden birleşmesi için mücadele etmeye devam edecektir. AKEL’in Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, herkesten istediği, Kıbrıs ve halkımızın çıkarlarının korunmasının her şeyin üstünde tutulmasıdır. İşgal orduları , hamiler ve vasiler olmadan; barış içinde mutlu bir biçimde yaşayabiliriz ve yaşamalıyız.

Yurttaşlar,

Canlarını veren, Demokrasi ve Özgürlük savaşçılarına ve kahramanlara borcumuz, sadece anma toplantıları ve yıldönümü etkinlikleriyle ödenmez. Şimdiki ve gelecek kuşağa borcumuz, sadece doğru bildirgelerle ödenmez. Zorlukları ve engelleri aşmak ve Kıbrıs’ımızı birleştirmek için mücadelemizi yoğunlaştırmalıyız. Canlarını verenlerin ruhları ancak bu şekilde rahat edecek ve çocuklarımızın da mutluluğu güvence altına alınacaktır. Bu mücadelede AKEL her zaman var olacak ve sancağı her zaman en ön safta taşıyacaktır.

 

 

 

 

                 

   ANA SAYFAYA DÖNÜŞ