|
Faşist darbede ve Atilla’nın işgalinde ölenleri anmak için bir kez
daha bir araya geliyoruz. Onların yakınlarıyla ve 1974 trajedisinin
ağır bir şekilde yaraladığı herkesle tam dayanışma içerisinde
olduğumuzu ifade ediyoruz.
Kıbrıs trajedisinin kayıplarını unutmadığımızı ve
onların yakınlarıyla dayanışmamızı dile getirmek için bir araya
geliyoruz ve her kaybın akıbetinin belli olmasını talep ediyoruz.
Ne kadar zaman geçerse geçsin, haksız bir şekilde
kaybedilenlerin acısı dinmez. Her yıl Temmuz ayının bu günlerinde,
bu acı daha da artar. Tek çare, tek deva, ülkeyi özgürlük ve
saygınlık koşullarında yeniden birleştirmemiz olacaktır.
CIA’nın ve Cunta’nın, Grivasçılığın ve EOKA-B’nin
faşist hain darbesini bütün gücümüzle bir kez daha mahkum ediyoruz.
Türk ordusunun saldırısını ve devam eden işgali bütün
gücümüzle bir kez daha mahkum ediyoruz. Atilla’nın barbarlıklarını,
insanların yerlerinden yurtlarından edilmelerini, kültürel
mirasımıza zarar verilmesini, yerleşiklerin getirilmesini ve Kıbrıs
nüfusunun demografik niteliğinin değiştirilmesini, yasa dışı devleti
ve bütün oldu-bittilerini mahkum ediyoruz.
Göçmenlerle ve işgal altındaki bölgede kahramanca
kalmaya devam edenlerle tam dayanışmamızı dile getiriyoruz,
göçmenlerin geri dönmesi ve sorunlarının çözümü için çalışmaya devam
edeceğimize dair sözümüzü yeniliyoruz.
EOKA-B ve faşist sağ tarafından Kıbrıslıtürk yurttaşlarımızın
aleyhine işlenen cinayetleri, suçları hiç bir tereddüt etmeden
mahkum ediyoruz. Bunu söylerken, hiç bir suçun, hiç bir cinayetin;
en büyük suçun, en büyük caniliğin, işgalin ve vatanımızın
bölünmesinin gerekçesi olmayacağının altını çiziyoruz.
Sol ellerini kana bulamadı, her zaman milliyetçiliğin ve şovenizmin
karşısına dikildi. Yılmadan, yorulmadan iki toplumun işbirliği için
her zaman çalıştı, yeniden yakınlaşmanın mimarı oldu ve bunlardan
dolayı gurur duyuyoruz.
Yaşamda olan ve olmayan bütün direnişi kahramanlarını ve bütün
direnişçileri saygıyla anıyoruz. 1974 Temmuzunun kara günlerinde
hepimizin onuru ve saygınlığı için mücadele edenlere kendimizi ebedi
olarak borçlu hissediyoruz.
Demokrasi ve Kıbrıs’ın özgürlüğü için mücadele edenleri onur ve
saygı ile anıyoruz. Onların mücadeleleri Kıbrıs ve halkımızın hakkın
için mücadeleyi sürdürmemizde bize güç ve cesaret vermeye devam eden
değerli bir miras ve yaşam kaynağı olmaya devam etmektedir.
Yurttaşlar,
Bugünkü toplantıda bazı şeyleri hatırlatmayı gerekli görüyorum.
Zaman beraberinde unutkanlığı da getiriyor. 1974 trajedisinden sonra
geçen 32 yıl içinde, o trajik olayları yaşamamış olan yeni nesiller
doğdu, büyüdü. Onlar darbe ve işgal öncesinde olanları yaşamadılar.
Kimileri geçen zamanı, olayların bilinmemesini, hafızaların
zaaflarını kullanıp, olanları kendi işlerine gelen yorumlarla kendi
istedikleri gibi sunmaya kalkışmaktadırlar.
Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum: Darbe ve işgal hiçten
gelmediler. İyi hazırlanmış planlar temelinde uzun zaman içinde
siyasi, askeri, ideolojik ve psikolojik hazırlıklar yapılmıştı.
Anormal bir durum yaratılması bu planların merkezinde bulunuyordu.
Çünkü anormalliğin, güvensizliğin ve istikrarsızlığın yaratılması
zemini hazırlayacak ve iğrenç cinayeti gerçekleştirme emelindeki
darbeciler için bahane olacaktı.
Grivas ve EOKA-B terörle, polis merkezlerinin havaya
uçurulmasıyla, adam kaçırmayla, Cunta’nın güdümündeki Ulusal Muhafız
kamplarından silah elde ederek, Makarios’u öldürmeye teşebbüs
ederek, demokrat yurttaşları öldürerek istikrarsızlık ortamının
yaratılmasında başrolü oynadılar. Aşırı sağcı faşist basın kin ve
fanatizm ekerek, Grivas ve EOKA-B’ci katilleri kahramanlaştırarak
dizginsiz bir biçimde kendi rolünü oynadı, şiddet ve teröre arka
çıktı. Hatta zeminin hazırlanması için, sözde Makarios’un
Cumhurbaşkanı olmasına kutsal kuralların izin vermediğini yıllar
sonra hatırlayan üç mitropolit bile seferber edildi. Kilise darbesi
askeri darbenin önsözüydü.
Grivas’ın 1974 Ocak ayında öldüğü, dolayısıyla
ölümünden altı ay sonra olan darbede her hangi bir sorumluluğu
olmadığı iddiası sağ tarafından pek çok sefer öne sürülmektedir.
Ancak EOKA-B’yi Grivas yarattı ve EOKA-B’nin terör dalgası onun
emirlerinin sonucuydu. Ermis (Hermes) Planı, Tiella (Fırtına) Planı,
Arahni (Örümcek) Planı, Vrondi (Gök Gürültüsü) Planı, Apollon Planı,
Tifon (Tayfun) Planı, Grontos (Yumruk) Planı gibi planlar,
Makarios’un devrilmesi ve öldürülmesi planları Grivas sağken
yapıldı. Darbenin hazırlanması döneminde Cunta’nın ve yabancı gizli
servislerin organı Grivas’tı. Şimdi nasıl olup da onun darbede hiç
bir sorumluluğunun olmadığını söylemeye cesaret ediyorlar? Kıbrıs’ın
yaşadığı felaketten aklanması çabaları ayakta duramaz ve aşırı sağın
suçlarının, cinayetlerinin silinmesi için kimilerinin teşebbüs
ettiği aklamayı biz asla kabul etmeyeceğiz.
İkinci olarak altını çizmeyi istediğim de şudur: AKEL
ve daha geniş olarak Halk hareketi halkımızın direnişinin ruhu oldu.
Yabancı ve yerli komplolara karşı mücadelede, AKEL ve Halk hareketi
tam bir tutarlılık içerisinde Makarios’un yanında yer aldı. AKEL ve
Sol, Cumhurbaşkanı’nı ve yasallığı destekleyen büyük, en örgütlü, en
dinamik siyasal güçtü. Makaryos’un etrafında güçlü bir antifaşist
antiemperyalist halk cephesi oluşturuldu ve bu cephenin ana direği
AKEL oldu, hatta AKEL halkı kitlesel olarak harekete geçiren ana
mekanizma oldu ve bu kitlesel hareketler bazı defalar darbe
planlarını önledi.
AKEL, gelmekte olan darbe tehlikesi hakkında defalarca uyarıda
bulundu. “Haravgi” gazetesinde yayınlanan yazılarla, parti
kadrolarının konuşmalarıyla uyardı. Somut komploları halka açıkladı,
Makaryos ve hükümeti bilgilendirdi. 1974 Nisan ayında
gerçekleştirilen AKEL 13. Kongresi kürsüsünden Ezekia Papayuannu’nun
ağzından en resmi uyarı yapıldı. AKEL M.K. Genel Sekreteri şunları
söyledi: “Kıbrıs aleyhine cani planlarını sadece terk etmemekle
kalmadılar, aksine bu planları daha da geliştiriyorlar.
Cumhurbaşkanı Makarios’u öldürmek ve darbe ile iktidarı ele geçirmek
onların ana hedefi olmaya devam etmektedir. Emperyalist faktör,
Atina’nın diktatörlük çevreleri ve Ankara’nın şoven çevreleri
Kıbrıs’ı bölmek hedefiyle, hakkaniyete aykırı bir ittifak
oluşturmuşlardır. Kıbrıs’taki faşist sağ ve EOKA-B bu politikayı
uygulayan organlardır.”
AKEL elbette ki uyarılarla sınırlı kalmadı. Halkın
kitlesel olarak harekete geçirilmesinin yanı sıra, teröre karşı
konulması ve gelmekte olan darbenin önlenmesi için somut önerilerde
bulundu.
Emekçilerin partisinin bu önerilerinin merkezinde devlet tarafından
Halk Politikasının oluşturulması önerisi yer aldı. Bu önerinin özü
neydi? Öncelikle devlet tarafından bir Halk Milis Gücü’nün
örgütlenmesiyle, kimilerinin meşhur şiddet ve karşı şiddet
teorisiyle yasa dışılık bahanelerini ortadan kaldıracaktı. Cunta’nın
güdümündeki Milli Muhafızlar ve EOKA-B tarafından bozulmuş olan
Polis karşısında iyi örgütlenmiş bir Halk Milis Gücü onları korkutan
rakibi teşkil edecekti. Darbeyi planlayanlar buna teşebbüs etmeden
önce, böylesi bir teşebbüs esnasında halk ordusu ile karşı karşıya
geleceğini anlayarak bir kez daha düşünmek zorunda kalacaktı. Ayrıca
sonuçta darbeye teşebbüs edilirse, Ulusal Muhafızlar gibi örgütlü
bir orduya karşı koyabilecek yetenekte bir güç mevcut olacaktı.
AKEL, bu önerisiyle birlikte, Halk Milis Gücü’nün kadroları olmaları
için partinin, EDON’un ve Halk hareketinin üyelerinden bin kişilik
bir güç sundu.
AKEL’in önerisinin değerlendirilmesi büyük bir hataydı. Elbette
İhtiyat Gücü oluşturuldu ve bu güç EOKA-B’ye karşı konulmasında
büyük başarı sağladı. Ancak Cunta’nın güdümündeki Milli Muhafız
Ordusu hareket geçince, ne İhtiyat Gücü, ne de Direniş grupları tüm
kahramanlıklarına rağmen, böylesi örgütlü bir orduya sonuç alıcı bir
şekilde karşı koyabilecek konumda değildi. AKEL’in Halk Milis Gücü
önerisinin değeri o zaman, darbenin o trajik anlarında görüldü.
Yurttaşlar,
Darbenin başlamasıyla AKEL halkı direnişe çağırdı.
Yüzlerce AKEL’ci, EDON’cu demokrasiyi, yasallığı ve halkımızın
saygınlığını savunmaya koştu. Onlar demokratik direnişin en ön
safında yer aldılar. Kahramanca mücadele ettiler, onlardan nicesi
canlarını dahi feda ettiler.
Herkesin beklediği gibi, faşist darbeyi bir kaç gün
sonra Türkiye’nin istilası izledi. Olanlar ihanetin büyüklüğünü
kanıtlamaktaydı. Her bir yurttaş olası bir darbenin, müdahale etmesi
için Türkiye’ye davetiye olacağının bilincinde olsaydı; Yunanistanlı
olsun, Kıbrıslı olsun, hiç bir darbeci bu gerçekliği görmezden
gelemezdi.
İhanete uğrayan Kıbrıs Atilla’nın istilasına karşı da
direndi. AKEL’ciler, EDON’cular vatanımızın bağımsızlığının ve
toprak bütünlüğünün savunulması mücadelesinde de yine en ön saflarda
yer aldılar. Partinin ve bilinçlerinin çağrısına yanıt vererek
cepheye koştular. Çoğu, darbecilerin kendilerini attıkları
hapislerden çıktıktan hemen sonra savaşmaya koştu. Sözde ulusalcılar
Trodos’a kaçarken, bizim insanlarımız, ikinci kez düşünmeksizin,
vatanın çağrısı ile savaşmaya koştular.
Bu ihanete karşı mücadelede çok sayıda solcu canlarını verdi. Çok
sayıda yoldaşımız yaralandı, esir düştü, işkenceden geçti ve kayıp
olanların sayısı da az değildir.
Böyle günlerde kahramanlarımızın sayısız anısını tekrar yaşarız.
Onlar, Sol dünyasının, yurtseverliğinin, Demokrasi ve Özgürlük
düşüncelerini özümsemenin yalanlanamaz şahitleridir.
Demokratik direniş uzun yıllar göz ardı edildi ve direnişçiler kötü
muameleye maruz kaldı. Onların katkısını kabul edip, onurlandırmak
yerine Demokratik Seferberlik’in on yıllık hükümeti döneminde
62’lerin haklı çıkarılması ve Grivas ile EOKA-B’nin aklanması
uğraşılarına tanık olduk. Bugün işbirliği içerisindeki partilerin
Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zaferi sonrası durum değişti.
ΑΚΕL
yine Demokratik Direniş’in tanınması davasının ön saflarında yer
aldı ve bu başarıldı. Papadopulos’un cumhurbaşkanlığında işbirliği
hükümeti, Demokratik Direnişi tanıdı ve direnişçileri pratik olarak
onurlandırdı. Tüm eksikliklere rağmen bundan onur duyuyoruz çünkü
işbirliği hükümeti Kıbrıs toplumuna karşı çok önceden yerine
getirmesi gereken bir görevi yerine getirdi. Kıbrıs toplumunun şimdi
işbirliği hükümetiyle bir yükümlülüğünü daha yerine getirmesini
bekliyoruz. 55-59 döneminde öldürülen yoldaşlarımızın onuru iade
edilmelidir. Bu yükümlüğü hatırlatmaktan hiç vazgeçmeyeceğiz ve
bunun yerine getirilmesini bekliyoruz.
Yurttaşlar,
Geçen 32 yıl çok uzun bir süredir. Türkiye, anayasal düzeni geri
getirme ve Kıbrıslıtürklerin güvenliğini sağlama bahanesi ile
adamızı işgal etmiştir. Bu günahın bahanesini, sadece isteyerek
gözlerini kapatanlar kabul edebilir, çünkü Türkiye gerçekten
anayasal düzeni yeniden kurmaya ilgi duysaydı, Kıbrıs sorunu çoktan
çözülmüş olurdu. Ankara’nın derdi, Kıbrıslıtürklerin güvenliği de
değildi. Ankara kendi planlarını ileri götürmek için
Kıbrıslıtürkleri kullanma yoluna gitti ve bu tutumunu hala
sürdürmektedir. Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri işgali Türk egemen
çevrelerinin ülkemiz aleyhine, Kıbrıslırumlara ve Kıbrıslıtürklere
karşı yayılmacı emellerinin bir göstergesidir. Zaman zaman Ankara
resmi çevreleri Kıbrıs’ı Anadolu’nun bir uzantısı olarak
gördüklerini ve Kıbrıs’ı kontrolleri altında tutmak istediklerini
itiraf ediyorlar. Gerçekten tüm bunlar BM Tüzük Şartı, uluslararası
hukuk ve Avrupa ilkeleri ile nasıl uyum içindedir? Bu ilkelere
inandıklarını dile getirenlerin pek çoğunun Kıbrıs sorununun özlü
unsurunu, yani işgali görmezlikten gelmeye devam etmeleri nasıl
mümkündür?
Biz “Yeni Dünya Düzeni”nde güçlülerin ilkeleri kendilerine uyduğu
şekilde ele aldıklarını tabi ki biliyoruz. Fakat bu bizi hayal
kırıklığına uğratamaz ve uğratmamalıdır. İşgalden kurtulma ve
vatanımızın kurtulması mücadelesine devam etmekten alıkoyamaz ve
alıkoymamalıdır.
8 Temmuz tarihinde Cumhurbaşkanı Papadopulos ve
Kıbrıslıtürk lider Mehmet Ali Talat arasında, Birleşmiş Milletler
Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin de var olduğu bir
ortamda bir görüşme gerçekleştirildi. Biz AKEL olarak bu buluşmayı
ve sonuçlarını selamladık. Doğru yönde atılmış ileri bir adım olarak
değerlendirdik ve eğer doğru olarak değerlendirilirse, Kıbrıs
sorununda üzerinde anlaşmaya varılan bir anlaşmaya yol açabilecek
koşulların yaratılmasına katkı koyabilir.
İki liderin Kıbrıs’ın iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çatı
altında ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında belirtildiği
gibi siyasi eşitlik temelinde yeniden birleştirilmesine bağlılığını
özel olarak selamlıyoruz.
Gecikmeli olarak dahi olsa Paris anlaşması yaşama geçiyor. İki
toplumun sadece günlük konuları değil, öze ilişkin konuları da
teknik düzeyde tartışacakları konusunda yükümlülük üstlenildi.
Üzerinde mutabık kalınan süreçle ilgili gelişmeye abartılı değil,
ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşıyoruz. Ankara’da ve işgal
altındaki Lefkoşa’da yapılan ve Türk tarafının teknik komitelere ve
tartışmaların içeriğine yönelik gerçeği çarpıtma eğilimi mesajı
veren bazı açıklamalar bizi endişelendiriyor.
İki lidere Kıbrıs sorunun özüne ilişkin konuların tartışılması
gündemini belirlemede engel olunmaması için mümkün olan her şeyi
yapmaları çağrısında bulunuyoruz. İleriye doğru cesaret ve iyi
niyetle ilerlemeliyiz, çünkü görüşme sonrası yapılan açıklamada da
çok doğru bir şekilde vurgulandığı gibi, Kıbrıs’taki mevcut statüko
kabul edilmezdir.
Yurttaşlar,
Şu anda iç cephede hiçbir dönemde olmadığı kadar birliğe gerek
vardır. Belirsiz yaklaşımlar yardımcı olmaz. Kıbrıs’ın iki bölgeli,
iki toplumlu federal bir çatı altında ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili
kararlarında belirtildiği gibi siyasi eşitlik temelinde yeniden
birleştirilmesi konusunda iki liderin bağlılığı, tüm siyasi
liderliğin bağlılığı olmalıdır. Biz AKEL olarak bu taahhüde
bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz ve Ulusal Konsey’e katılan
partileri de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz.
Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm konuların içerisinde tartışılabileceği
ve tartışılması gereken, izlenecek hattı belirlenebileceği ve
birliğin sağlanabileceği en başta gelen yer Ulusal Konsey’dir.
Demokratik Seferberlik Partisi’nin Ulusal Konsey toplantılarına
katılmamakta ısrarı üzücüdür. Bu tavrı ile iç cephede gerekli olan
birlik olgusuna katkı yapmamaktadır.
Yurttaşlar,
Bizim mesajımız Kıbrıs sorununa çözüm bulunabileceği ve bulunması
gerektiği mesajıdır. Ve bu en kısa sürede başarılmalıdır. Zamanın
geçişi ne Kıbrıs’a, ne Kıbrıslırumlara, ne de Kıbrıslıtürklere
hizmet etmektedir. İşgalin sonuçlarını kalıcı kılan zaman faktörünü
dikkate alıyoruz. Diğer taraftan en kısa sürede çözüm bulma
uğraşımız, yeni acıların habercisi olacak herhangi bir çözümü kabul
edeceğimiz anlamına gelmez. Sonuç olarak en kısa sürede Kıbrıs’a ve
halkımıza hizmet edecek çözüme ulaşmak için mücadele ediyoruz.
İçten inancımız odur ki, Türkiye Kıbrıs üzerinde egemenlik
felsefesini terk ederse ve Birleşmiş Milletler kararları temelinde
iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm yükümlülüklerini iki toplum
onurlandırırlarsa arzu edilen sonuca ulaşabiliriz. Kıbrıs’ı yeniden
birleştirecek ve doğal olarak işgal ordularının, binlerce yerleşiğin
geri çekilmesini, göçmenler dahil Kıbrıslıların tümünün insan
haklarının sağlanmasını öngörecek bir çözüme ulaşabiliriz.
İki toplum lideri tarafından da iyi niyet gösterilirse ve özellikle
Türkiye üzerinde anlaşmaya varılan süreci sabote etmezse, çıkmaz
aşılabilir, başı ve sonu olacak olan bir yeni girişimin
üstlenilmesinin ön koşulları yaratılabilir. BM Genel Sekreteri
çerçevesinde ve gözetiminde Birleşmiş Milletler kararlarına ve Doruk
Antlaşmalarına dayalı ve tüm Genel Sekreterlerin uğraşılarının
sunduğu olumlu ne varsa kullanılacak bir girişim.
Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne tam üyeliği ve Türkiye’nin tam üyelik
arzusu Kıbrıs sorunun çözümü için hareketlendiricidir ve en iyi
koşulları yaratmaktadır. Fakat Türkiye Avrupa Birliği’nin kapısını
çalarken, Kıbrıs sorunundan bağımsız olarak yerine getirmesi gereken
bazı yükümlülükler almış olduğunu anlamalıdır. AB’ye karşı
üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek için Kıbrıs’ta karşılıklar
ve hatta yasadışı devletin statüsünün yükseltilmesini isteyemez.
Dolayısıyla, büyük bir ihtimalle yıl sonu yapılacak olan
değerlendirme öncesi Türkiye’nin yükümlülüklerini yaşama
geçirmesinden kaçınması için Türkiye’nin ve iyi bilinen Avrupalı ve
emperyalist koruyucularının olası davranışları, yaptığı açıklamaları
gerçekten benimsemesi durumunda her şeyden önce Avrupa Birliği’nin
kendisi tarafından geri çevrilmelidir.
İzolasyonun tek sorumlusu işgaldir, eğer talep edilen yasadışı
devletin statüsünün yükseltilmesi değil de, gerçekten
Kıbrıslıtürklerin izolasyonunun kaldırılması ve ekonomik açıdan
güçlendirilmesi ise, o zaman en iyi yol Kıbrıs hükümetinin Mağusa
ile ilgili önerisinin ilerletilmesidir.
Bu etkinliğin kürsüsünden Kıbrıslıtürk vatandaşlarımıza kardeşlik
selamlarımızı gönderiyorum. AKEL yeniden yakınlaşma ve vatanımızın
yeniden birleştirilmesi mücadelesinde en güvenilir siyasi güçtü ve
öyle olmaya devam edecektir. Ortak mücadelelerle ve büyük cefalarla,
Sol’un Kıbrıstürk toplumu ile ilişkilerini inşa ettik ve bu bağ
halkımızın hak mücadelesinde en değerli varlığıdır.
ΑΚΕL,
Kıbrıslıtürklerin hem kişisel, hem de toplumsal haklarını savunmaya
devam edecektir. Fakat barış, toplumlardan birinin haklarının diğer
toplumun haklarına karşı savunulması ile inşa edilemez.
ΑΚΕL,
Kıbrıs sorununa federal bir çözüm bulunması, ülkemizin ve halkımızın
gerçekten yeniden birleşmesi için mücadele etmeye devam edecektir.
AKEL’in Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, herkesten istediği, Kıbrıs ve
halkımızın çıkarlarının korunmasının her şeyin üstünde tutulmasıdır.
İşgal orduları , hamiler ve vasiler olmadan; barış içinde mutlu bir
biçimde yaşayabiliriz ve yaşamalıyız.
Yurttaşlar,
Canlarını veren, Demokrasi ve Özgürlük savaşçılarına ve kahramanlara
borcumuz, sadece anma toplantıları ve yıldönümü etkinlikleriyle
ödenmez. Şimdiki ve gelecek kuşağa borcumuz, sadece doğru
bildirgelerle ödenmez. Zorlukları ve engelleri aşmak ve Kıbrıs’ımızı
birleştirmek için mücadelemizi yoğunlaştırmalıyız. Canlarını
verenlerin ruhları ancak bu şekilde rahat edecek ve çocuklarımızın
da mutluluğu güvence altına alınacaktır. Bu mücadelede AKEL her
zaman var olacak ve sancağı her zaman en ön safta taşıyacaktır.
|