|
1 Ekim’de, Kıbrıs’ın Bağımsızlık gününü kutladık. Ayrıca bu akşamki
etkinlik de bu güne adanmaktadır. AKEL, Bağımsızlık Günü’ne gereken
önemi verme isteğiyle, Kıbrıs’ın özgürlüğü için, Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını savunmak için, ihanetin çalkantılı
yıllarında demokrasinin ve meşruluğun savunulması için mücadele
edenleri, canlarını feda edenleri andığımız bu etkinliği her yıl
gerçekleştirmektedir.
Halkımızın özgürlüğe ulaşmasının yolu uzun ve çetindi.
Sömürgecilerin Kıbrıs’a ayaklarını bastıkları ilk andan itibaren,
Kıbrıs halkı yabancıların boyunduruğunu üzerinden atmak için
mücadele etti. Tarih bilgisinden yoksun bazılarının, halkımızın
özgürlük mücadelesini sadece 1955–1959 yılları arasında ve sadece
bir örgütün çerçevesi içerisinde sınırlamaya kalkışmaları halkımızı
aşağılamaya yönelik bir tutumdur.
Kıbrıs halkının özgürlük için verdiği mücadelelerde
Kıbrıs Solu’nun katkısı belirleyici öneme sahipti. Bu nedenle de, bu
akşamki etkinlik sadece 1 Ekim’e değil, aynı zamanda KKP-AKEL’in 80.
yılına adanmaktadır. AKEL, halkımızın sömürgeciliğe karşı
mücadelesine damgasını vurmuştur. Daha sonrasında da yabancı
komplolar ve aşırı sağın hain faaliyetleri karşısında Kıbrıs’ın
bağımsızlığının savunulması mücadelelerinde AKEL en ön safta yer
almıştır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan müttefik güçlerin galip çıkmasının ardından
sömürgeciliğe karşı mücadeleler tüm dünyada yoğunlaşmıştır.
Kıbrıs’ta da bu yaşandı. Binlerce Kıbrıslı İkinci Dünya Savaşı
sırasında antifaşist güçler safında gönüllü olarak yer aldılar.
AKEL’ciler antifaşist silahlı güçlere örgütlü ve bilinçli olarak
katıldılar ve savaştılar. Kıbrıslılar savaşın sonunda ve Hitler
faşizminin çökertilmesinin ardından kendi kurtuluşlarının da
gelmesini bekliyordu. Ancak sömürgecilerin beyanlarının ve
sözlerinin karşılığı olmadığını çok çabuk kavradılar ve böylece
savaşı izleyen yıllarda Kıbrıs’ta da sömürgeciliğe karşı mücadele
yükseldi.
Kıbrıs halkının karşısında çok güçlü ve sinsi bir
düşman vardı. Sömürgeci Britanya imparatorluğu. Kıbrıs’ın jeo-stratejik
konumu mücadelemizin koşullarını daha da zor hale getiriyordu.
Bunların yanı sıra, soğuk savaşın uluslararası alanda yarattığı
koşullar ve Yunanistan’daki iç savaşın etkileri durumu daha da
zorlaştırıyordu.
AKEL’in ısrarla dile getirdiği gibi, Kıbrıs halkının
bütün güçlerini birleştirerek, güçlü silahı olan birliği ile tüm bu
zorlukların karşısına çıkabilmesi gerekiyordu. Ancak birlik silahını
değerlendirmeyi başaramadık. Sağ liderliğin tutumu nedeniyle halk
güçleri sonuna kadar bölünmüş bir durumda kaldılar. Bazı çok kısa
dönemler dışında Sağ-Sol ilişkileri hep gergin oldu ve hatta bazı
zamanlarda iç savaşın eşiğine kadar götürecek noktaya geldiler. Aynı
zamanda Sağ liderlik Kıbrıslıtürkleri tamamen küçümsedi ve yok
saymak istedi.
Sömürgeciliğe karşı mücadelenin en kritik zamanında ilk toplumlar
arası çatışmalar başladı.
Sağın liderliğinin silahlı mücadele yolunu seçmesi büyük hataydı ve
bunun sonuçları yaşandı. Başarıya ulaşacak bir silahlı mücadelenin
koşulları Kıbrıs’ta yoktu. Tam aksine yapılması gereken, kitlesel
siyasal mücadelenin yoğunlaştırılması ve halkların anti sömürgecilik
hareketiyle bağlantılı olarak Kıbrıs sorunun
uluslararasılaştırılması idi. Silahlı mücadele, bazı kahramanca
anlarına rağmen, maceralara ve çıkmazlara götürdü. AKEL’in
öngörüleri ve 1955’ten itibaren yaptığı değerlendirmeler haklı
çıktı. Emperyalizm, Zürih ve Londra Anlaşmalarını Kıbrıs’a dayatmak
için bu çıkmazları kullandı.
Adamızda emperyalist mevcudiyeti kalıcı ve bağımsızlığı yaralı
kılacağı için, Kıbrıs’ı garantör güçlerin askeri varlık bulundurma
ve müdahale hakkı koşulu altına sokacağı için ve halkımıza
antidemokratik bir anayasayı dayatacağı için Zürih Anlaşması’nı
imzalamamasını AKEL’in Makaryos’a önerdiğini hatırlatmak istiyorum.
Zürih ve Londra Anlaşmaları’nın imzalanması yeni bir durum doğurdu.
Ne kadar yaralı da olsa, Kıbrıs’ın bağımsızlığı Kıbrıs için büyük
öneme sahip bir olaydı ve asırlar boyu esaretin ardından halkımız
özgürlüğüne ve kendi bağımsız devletine sahip oluyordu. AKEL, Zürih
ve Londra Anlaşmaları hakkında değerlendirmesini koruyarak, öne
bağımsızlığın tamamlanması görevini koyarak, tüm gücünü bu yeni
durumun olumlu unsurlarının değerlendirilmesine verdi.
Yoldaşlar, sevgili dostlar,
Bağımsızlığa, daha iyi bir gelecek için pek çok
beklenti refakat etti. Maalesef bu beklentiler daha çok erkenden
karşılıksız kaldı ve halkımız yeni maceralara sürüklendi. Hata
neredeydi, sorumlu kimdi?
Bugün de bir pusula işlevi görecek güvenilir sonuçlara
varmak için, durumun ve koşulların diyalektik bir analizini yapmamız
gerekir. Bizim görüşümüze göre, Kıbrıs’ın özgürlüğünün tadını
çıkarmasının önüne geçen iki öğe oldu. Bunlardan birincisi dış
unsurlardı. Soğuk savaş koşullarında emperyalizm Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin ilan edildiği ilk günden itibaren ve Kıbrıs’ın
bağlantısızlar politikasını izlediğini görerek, Kıbrıs’ı NATO’nun
savaş arabasına bağlamaya, adamızı Doğu Akdeniz bölgesine yönelik
bir sıçrama tahtası haline getirmeye çalıştı. Art arda gelen
komplolar Kıbrıs’ın başına bela oldular. Kimilerinin hoşuna gitmese
de, Kıbrıs’ın başına gelen acıların ve felaketlerin ana mesulü
olarak emperyalizmi suçlamaya asla son vermeyeceğiz. Türkiye kendi
yayılmacı politikasını öne çıkarmak için kendi açısından durumu
değerlendirdi. Jeo-stratejik konumunu ve NATO’daki müttefikleriyle
ilişkilerini kullanarak bugüne kadar da bunu yapıyor. İkinci öğe iç
unsurlardı. Bağımsızlığımızı kazandık, ama milliyetçilik ve
şovenizmden kurtulmayı başaramadık. Kıbrısrum toplumunun ve
liderliğinin büyük kesimi Enosis’i hayal etmeye devam etti. Diğer
yandan, en gerici liderliğin dayatıldığı Kıbrıstürk toplumunun büyük
bölümü taksim için ve Türkiye’nin yayılmacı planlarının öne
çıkarılması için çalışmaya devam etti.
Ortak kazanımımız bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’ni
gerektiği kadar sevmedik. Tüm bu koşullarda yabancı komploların ve
oyunların sonuçlarını sonuç vermesi zaman meselesiydi.
Başımızdaki iç belalardan Grivasçılığın ve aşırı sağın
hain faaliyetlerinin önemle altını çiziyorum. Makaryos’un ve
halkımızın direnişi Kıbrıs’ın bölünmesini hedefleyen emperyalist
planların önüne dikildiğinde, faaliyeti aşırı sağ ve Grivasçılık
üstlendi. Kıbrıs kalesinin içerden yıkılması için Truva atı oldu.
Yunanistan’da Cuntacı diktatörlüğün dayatılması, Kıbrıs’ın talihinin
belirlenmesinde büyük derecede önemli bir dönemeç noktası oldu.
Çünkü hem emperyalist komplolar en sadık hizmetçilerini Cunta’da
buldu, hem de yerli aşırı sağ ihanet yolunda en büyük destekçisini
Cunta’da buldu. En önemli faktör olarak dış unsuru vurguluyoruz, ama
aynı zamanda Kıbrıs’ın aleyhine yabancı komploların uygulanmasında
aşırı sağın ihanetinin o günün koşullarında yolu açtığının önemle
altını çiziyoruz.
1960-1974 arasında Makaryos ve demokratik güçler
tarafından da hatalar yapıldı. Ancak bu hatalar aşırı sağın, EOKA-B’nin
ve Grivasçılığın cinayetleri ve suçlarıyla hiçbir şekilde
kıyaslanamaz. Böylesi bir eşitlemeye kalkanlar tarihsel gerçeklere
tecavüz ediyorlar. Genel laflarla ve “Kıbrıs trajedisinden herkes
sorumlu” diyerek EOKA-B ve Grivasçılığın aklanmasına yol açıyorlar.
Böylesi bir tutum, halkımıza hakarettir, halkımızın çektiği acılara
küfretmektir. AKEL böylesi tutumların her zaman karşısında olacaktır
ve tarihsel gerçeği, halkımızın onurunu ve saygınlığını savunmaya
devam edecektir.
Yoldaşlar, sevgili dostlar,
Darbe, işgal ve sonuçları sahneye iki bölgeli, iki
toplumlu federasyon çözümünü getirdiler. Makaryos, bölünmüşlüğün ve
işgalin sona ermesi ve Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için gerekli
çözüm olarak federasyon çözümünü kabul etti. Teorik olarak iki
bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünü Türk tarafı da kabul etti.
Ancak Kıbrıs sorunun çözümü için şimdiye kadar ortaya konulan tüm
çabalarda Türkiye tarafından iyi düzenlenmiş bir planla
karşılaşıyoruz ve bu planın hedefi, aralarında gevşek bağlantı olan
iki eşit devletin yaratılmasının yolunu açmaktır. Bu yaklaşıma
dayanak bulmak için kendi istedikleri biçimde siyasal eşitlik
ilkesine gönderme yapıyorlar. Ancak siyasi eşitliği keyfince
yorumluyorlar. Kıbrısrum tarafı, Genel Sekreter ve BM kararları
tarafından belirlendiği şekilde siyasal eşitlik ilkesini kabul
etmiştir. Siyasal eşitlik ilkesi hiçbir biçimde her şeyde aritmetik
eşitlik demek değildir ve Türk tarafının yüklemeyi istediği içeriğe
kesinlikle sahip değildir.
Ayrıca Türk tarafının yaklaşımı sadece Kıbrıslırumların
değil, daha geniş olarak bütün Kıbrıs halkının insan haklarının
güvence altına alınmasını içermemektedir. Ancak insan haklarının
güvence altına alınması çağdaş hukuk devleti anlayışının özüdür.
İnsan haklarının güvence altına alınması, Avrupa Birliği’nin
mevcudiyetinin dayanağı olmasını istediği temel hususlardan biridir.
Diğer yandan Türk tarafının yaklaşımı, Türkiye’nin
Kıbrıs üzerinde mevcudiyetini ve haklarını güvence altına almayı ve
devamlı kılmayı isteyen bir anlayışın esiri olarak kalmaktadır. Bu
yeni sömürgeci yaklaşım uluslar arası hukukla çatışmaktadır ve
günümüz dünyasında buna tahammül edilemez ve buna tahammül
edilmemelidir.
Kıbrıs sorunun özü nedir? Kıbrıs sorunu özünde istila, işgal,
uluslar arası hukukun ihlali, BM üyesi bağımsız bir ülkenin toprak
bütünlüğünün ve egemenliğinin ihlali sorunudur. Bu nedenle de,
Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün ilk olarak yanıt vereceği mesele
işgale son verilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün
ve egemenliğinin sağlanması olmalıdır. Ayrıca çözümün Kıbrıs’ın,
garantör güçler de dâhil olmak üzere, her hangi bir yere
bağımlılığına son vermesi de aynı derecede önemlidir. Bunun
sağlanması için, günün sonunda garantör güçlerin varlığını
kabullenmek zorunda kalsak da, bağımlılık aracı olan işgal ordusu ve
müdahale hakları ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca yerleşikler konusu
çözülmelidir. Türkiye’nin ve Kıbrıstürk liderliğinin özünde ısrar
ettiği yerleşiklerin sınırsız sayısı Kıbrıstürk toplumunun
karakterini değiştirir, Kıbrıs nüfusunun tümünün demografik
niteliğini değiştirir ve yerleşikleri Türkiye’nin politikasının
kanalı, Kıbrıs’ı Türkiye’ye bağımlı kılmanın aracı haline getirir.
İnsan hakları konusu Kıbrıs sorununu oluşturan meselelerde büyük bir
başlığı teşkil etmektedir. Türkiye, Kıbrıslıtürklerin insan
haklarını savunacağını ve Kıbrıstürk toplumunun güvenlik ve
varlığını güvence altına alacağını sözde iddia ederek, istila suçunu
işledi. Çözüm elbette Kıbrıslıtürklerin güvenlik ve insan haklarını
güvence altına almalıdır. Kıbrıslıtürkler asla ikinci sınıf
yurttaşlar olarak görülmemelidir. Ancak, Kıbrıslıtürklerin
haklarının güvence altına alınması adına, binlerce Kıbrıslırumun
hakları ayaklar altına alınırsa, çözüm kalıcı ve mevcut koşullar
altında adil olabilir mi? Kıbrıslırum göçmenlerin Kıbrıstürk
yönetimi altında da olsa, istedikleri takdirde geri dönmeyi seçme
hakları ortadan kaldırılırsa, çözüm yaşayabilir olabilir mi? Öyleyse
bütün yurttaşların insan haklarının güvence altına alınması sadece
adaletin sağlanması açısından değil, fakat daha da öteye çözümün
yaşayabilirliği açısından büyük öneme sahiptir. Çünkü haksızlığa
dayalı hiçbir çözüm yürümez.
Ayrıca çözüm ekonominin yeniden birleşmesi konusunu da doğru olarak
ele almalıdır. Bölünmüş bir ekonomiyle birleşik bir devlet var
olamaz. Ekonomi özünde devlet kurumları ve genel olarak yapıyı
yeniden birleştirmede işlev görecek temel faktördür. Biz ekonomi
konusuna bir başka açıdan da özel bir önem veriyoruz. Kıbrıs’ın
geçmişte acı çektiği ve daha da çekmeye devam ettiği milliyetçilik
ve şovenizmin aşılmasının yolunun ekonominin birleşmesinden de
geçmesi gerekecektir. Birleşik bir ekonomi çerçevesinde toplumun
sınıfsal ve sosyal ayrışımı ile sınıfsal ve sosyal mücadelenin
yükselmesi ve ulusal-toplumsal ayrılığın önüne geçmesiyle,
milliyetçiliğe ve şovenizme karşı sonuç alıcı bir darbe vurmada
başarılı olacağız.
Siyasal eşitlik konusuna tekrar dönüyorum. Siyasal eşitlik tüm
federasyonların karakteristik unsurudur. Federal taraflardan birinin
kendi siyasal iradesini diğer tarafa dayatamamasının koşullarını
yaratır. Siyasal eşitlik tabii ki, çağdaş devletlerde mevcut olan
bir diğer ilkeyi, yani demokratik ilkeyi ortadan kaldıramaz,
kaldırmaz. Genel olarak federasyonlarda iki yasama organı faaliyette
bulunur. Alt Meclis – Üst Meclis. Üst Meclis’te, ya da Senato’da
federasyonun tarafları, farklı federe devletler, nüfustan bağımsız
olarak eşit olarak temsil edilir. Siyasal eşitlik ilkesi temel
olarak burada ifade bulur. Alt Meclis’te, ya da Temsilciler
Meclisi’nde demokrasi ilkesi işler ve bunun için farklı federe
devletlerin temsili nüfuslarıyla orantılı olur.
Siyasal eşitlik aynı zamanda eyaletlerin organlarının da aynı yetki
ve erke sahip olmaları demektir. Federe devletlerin kendi
anayasaları olsa bile, bu yetki ve erki elbette ki devletin en
yüksek yasası olan federal anayasadan almaktadırlar. Her federe
devletin kendine özgü özelliklerini anayasalar ifade edebilirler,
ama güç ve erki muhakkak federal anayasadan alırlar, federal
anayasayı sayarlar. Kıbrıs’ta arzu edilen çözüm, elbette bu çözümü
karakterize edecek olan bütün kendine özgü vasıflarıyla, federasyon
olan devletlerde var olan genel kural ve ilkelerin dışında olamaz.
Türkiye ve ne yazık ki Kıbrıstürk liderliği, gerek anayasa ile
ilgili hususlarda, gerekse Kıbrıs sorununun diğer hususlarıyla
ilgili olarak, sonunda uluslararası alanda federasyonlarda var olan
ilkelerle hiçbir ilişkisi olmayan bir oluşumu hedefleyerek, sürekli
bir şekilde sözde gerçekliklerden bahsediyorlar. Ve onlar
gerçekliklerden söz ettiklerinde, doğal olarak istila ve işgalin
sonuçlarını, yani etnik temizliği, mal varlıklarının yağmalanmasını,
yerleşiklerin yerleştirilmesini ve yasa dışı devleti kastediyorlar.
Ancak Kıbrıs sorununun çözümünün tüm bunları yasallaştırması ve
kalıcılaştırması değil, tüm bunlara son vermesi gerekir. Çünkü aksi
takdirde çözüm değil, yeni acıların başlangıcı hakkında konuşacağız.
Yukarıda genel hatlarıyla değindiğimiz gibi, Kıbrıs
sorunun çözüm ilkeleri BM kararlarında da yer almıştır. Ancak sözde
“Yeni Dünya Düzeni” çerçevesinde uluslar arası alanda yaşanan
gelişmeler, başta Birleşik Devletler ve Britanya olmak üzere
Türkiye’nin müttefiklerinin bu canice yeni düzende Türkiye’ye
verdikleri rol ve Türkiye’nin uzlaşmaz tutumu BM kararlarının özünü
ve biçimini maalesef başkalaştırmaktadır. Uzlaşma adına, uluslar
arası hukukun ilkelerinin çiğnemeye ve BM’nin Kıbrıs’la ilgili en
özlü kararlarının bir kenara itmeye teşebbüs eden nice uygulamalara,
oyunlara tanık olmaktayız.
Kıbrıs sorununun özünün nasıl çözüleceği, yani işgalin
ve bölünmüşlüğün nasıl ortadan kalkacağı, birliğin nasıl
sağlanacağı, insan haklarının nasıl güvence altına alınacağı üzerine
yoğunlaşacakları yerde, son yıllarda Kıbrıslıtürklerin sözde
tecridinin kaldırılmasını birinci konu olarak öne çıkarmaktadırlar.
Ve hatta bazılarınca Kıbrıs sorunu, Kıbrıslıtürklerin Kıbrıslırumlar
tarafından ezilmeleri sorunu olarak yansıtılmaktadır. Gerçekliğin
böylesine çarpıtılmasını kabul edemeyiz, böyle bir çarpıtmaya
tahammül gösteremeyiz.
Korkarız ki, ilkelerde tutarlılık hakkında sürekli
ilanlarına rağmen, Avrupa Birliği de benzer bir yolu izlemektedir.
İndirimlerin sunulması, ilkelerin önemsizleştirilmesi, Türkiye’nin
Avrupa ülkesi olması gereksiniminin aşırı derecede vurgulanması
yönünde hareketler organize edilmektedir. Bütün bu tertiplerin olası
sonucu, bu ülkenin Avrupa Birliği karşısında üstlendiği
yükümlülükleri yaşama geçirme konusunda kendisi tarafından özlü
hareketler ortaya koymadan yükümlülüğünün ertelenmesi olacaktır.
Biz Türkiye’nin Avrupa sürecinin devam etmesini arzu
ediyoruz. Bu ülkenin demokratikleşmesini istiyoruz. Türk halkı dâhil
olmak üzere, demokrasi ve insan hakları için mücadele eden her
halkla dayanışma içerisindeyiz. Kendi insan hakları ve siyasal
hakları için mücadele eden Kürtlerle dayanışma içerisindeyiz. Diğer
yandan Türkiye’yi ortak ve komşu kıldığı derecede bu ülkenin Avrupa
Birliği sürecinin anlamı olduğunu vurguluyoruz. Çünkü yanı başında
Türkiye ile yaşayacak olan biziz ve bugüne kadar tanıdığımızdan
farklı bir Türkiye ile yaşamayı istiyoruz.
Türkiye’nin Avrupa Birliği süreciyle ve Kıbrıs
karşısındaki tutumu ile de ilgili bazı gelişmelerin yaşanacağı
barizdir. AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın düşünceleri de dahil olmak
üzere gelişmeler üzerine tartışmak için, izlenecek yol hakkında
birlikte sorumluluk üstlenmek için, bu kritik anda Ulusal Konsey’in
bugünkü toplantısında bütün siyasal güçlerin bulunması beklenirdi.
Bu olacağına, maalesef Demokratik Seferberlik Partisi DİSİ liderliği
dışarıda kalıp, garantili bir konumdan eleştiri yapıyor.
Yoldaşlar, sevgili dostlar,
Kıbrıs’ta tarihsel bir uzlaşının sağlanması gerekiyor.
Biz, Kıbrıslıtürk yurttaşlarımızla dürüst, işlerliği olan ve
yaşayabilir bir uzlaşmaya hazırız ve bu uzlaşıya ulaşabilmek için
Kıbrıslıtürk yurttaşlarımızı birlikte çaba göstermeye çağırıyoruz.
Ancak işgal ve bölünmüşlükle uzlaşmak niyetinde değiliz. Bunu herkes
net bir şekilde bilmelidir. Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, Kıbrıs halkı
olarak birbirimizin haklarına, kendine has özelliklerine ve
özgürlüklerine saygı göstererek, özgür, demokratik bir ülkede
birlikte yaşayabiliriz. Eğer ana vatanların hamilikleri olmadan
kendi irademizle yaşayabileceğimizin bilincine varırsak bu gerçek
olabilir. Ne biz Yunanistan’la özel bağlarımızı keseceğiz, ne de
Kıbrıslıtürkler Türkiye ile özel bağlarını kesecekler. Ancak bu
bağların olması ve zenginleşmesi başka şeydir, ana vatanların hem de
Kıbrıs’ın egemenliği üzerinde istemleri olarak bizim için karar
vermesi başka şeydir.
Bizim tercihimiz olmadan, fakat koşulların dayattığı
seçenek olarak önümüzde çetin bir yol var. Mümkün olan en kısa süre
içersinde çözüme ulaşmak için mücadele ediyoruz. Hedeflerimize
ulaşmak için, iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm politikamızda
tutarlılık gereklidir. Ulusal Konsey çerçevesinde birlik gereklidir.
Yerel ve uluslar arası koşullara ilişkin gerçekçi ve serinkanlı
olunması gerekmektedir. Ama aynı zamanda haklarımızı talep etmede
kararlı ve tutarlı olunması gerekmektedir. Milliyetçilik ve şovenizm
samimi bir şekilde reddedilmeli ve aynı samimiyetle yeniden
yakınlaşmayı inşa etmeliyiz. Uluslar arası düzeyde sahip olduğumuz
dayanakları ve AB üyesi ülke olarak niteliğimizi, elbette kendi
kendimizi kandırmadan ve yanılgılara düşmeden, mümkün olan azami
derecede değerlendirmemiz gerekmektedir.
Kıbrıs’ta durum hiçbir zaman kolay değildi. Türkiye’ye uluslar arası
düzeyde arka çıkanlar olduğu için, durum zorluğunu korumaya devam
ediyor. Bazı olumsuz yanlarımızın ortaya çıkmasıyla durum daha da
zora giriyor. Bu nedenle hem uluslar arası siyasette rakiplerimize,
hem de kendi olumsuz yanlarımıza karşı mücadele etmeliyiz.
Sadece bu şekilde daha iyi günlere ulaşmayı umabiliriz. Kıbrıs’ın
gerçek bağımsızlık gününü Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, Maronit, Ermeni
ve Latin, bütün Kıbrıslıların birlikte kutlayacağı güne ulaşmayı
umabiliriz.
|