KAHRAMAN KAVAZOĞLU VE MİŞAULİS’İN ANISINA

DALİ’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN ETKİNLİKTE

AKEL M.K. GENEL SEKRETERİ ve MECLİS BAŞKANI DİMİTRİS HRİSTOFYAS

TARAFINDAN YAPILAN KONUŞMA

15 Nisan 2007

------------------------------

 

 

 

  

11 Nisan 1965 Kıbrıs için bir kara gün oldu. O gün TMT’nin faşist canileri Lefkoşa-Larnaka yolunda bir noktada pusu kurdular ve Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’i hunharca katlettiler.

O trajik dönemde yaşananlara bir bakalım. Yabancıların komploları ve iki toplum içerisindeki milliyetçi şoven unsurların faaliyetleri 1963-1964 toplumlararası çatışmalarına yol açtılar. Halkımız güdük bağımsızlığın mutluluğunu yaşayamadı ve yeni maceralara sürüklendi. Yine kan döküldü. İnsanlarımız acılara boğuldu. İki toplumdan da aşırı uçlar ellerini masum insanların kanlarına buladılar. Milliyetçi duygular iki toplum içerisinde de canlandılar.

Bütün bu felaket ve acılar içerisinde, AKEL, Kıbrıslı Emekçilerin Partisi, o dönemden itibaren Türkiye tarafından varlığı hakkında şüphe ifade edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını savunuyor. Kötülüğün kaynağının emperyalistlerin oyunlarında olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı Makarios ve halkın çoğunluğu ile birlikte NATO’nun taksimci planlarına karşı çıkıyor. Milliyetçilik ve şovenizme karşı mücadele ediyor. Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin dostluk ve işbirliğinin güçlenmesi için mücadele ediyor. Ortak vatan adına ortak mücadeleyi sürdürüyor. AKEL M.K. üyesi Derviş Ali Kavazoğlu bu mücadelenin en ön saflarında yer alıyordu, O bu mücadelenin bayraktarıydı.

Kavazoğlu taksim için çalışan şoven Kıbrıstürk liderliğine karşı çıkmakta bir an bile tereddüt etmedi. O partisinin Barış ve dostluk mesajlarını; anti emperyalist birlik mesajlarını; milliyetçiliğe, şovenizme ve bölünmeye karşı mücadele mesajlarını götürerek Kıbrıslıtürk semtleri, köyleri dolaşıyordu. Ankara’nın maşası olarak iki toplumun ilişkilerini geri dönüşü olmayan bir yola sürüklemek isteyen TMT’ci şovenler için Kavazoğlu’nun cesur sesi bir tehdit teşkil ediyordu. Bu nedenle de O’nun sesini susturmak istediler.

Katiller silahlandılar ve pusularını kurdular. O gün AKEL ve PEO üyesi dostu, yoldaşı Kostas Mişaulis Kavazoğlu ile birlikteydi. Aynı idealleri, aynı düşünce ve vizyonları, aynı tehlikeleri paylaşan iki yoldaş fedakârlığı da paylaşacaklardı.

Tıpkı daha öncesinde Fazıl Önder Sellas, Ahmet Yahya, Ahmet İbrahim, Ayhan Hikmet, Ahmet Gürkan ve daha nice ilerici yurtsever Kıbrıslıtürke yaptıkları gibi TMT’li faşistler kendilerini rahatsız eden sesi en vahşi bir şekilde susturmayı istediler. Kavazoğlu’nun katliyle her Kıbrıslı yurtseveri, özellikle de Kıbrıslıtürk yurtseverleri terörize etmek istediler. Birlik ve dostluk bayrağını yükseklerde dalgalandıran AKEL’i terörize etmek istediler. Ancak her zaman olduğu gibi insanlar düşebilir, ama yüce idealler ve büyük vizyonlar katledilemezler. 11 Nisan 1965’ten itibaren Derviş ve Kostas, yaşamda ve ölümde yan yana olan iki değerli yoldaşımız ölümsüz kahramanlar arasına katıldılar. Onlar, özgürlük, dostluk ve işbirliği için, ortak vatanın mutluluğu için mücadele eden bütün bir halkın sembolü oldular. Kıbrıs dramının 1974’de zirveye ulaşmasının ardından Kavazoğlu ve Mişaulis’in fedakârlıkları bölünmüş vatanımızın yeniden birleşmesi için yeniden yakınlaşmanın ve halkımızın işgale karşı ortak mücadelesinin sembolü oldu.

Her zaman halkımızın laneti, EOKA-B’ci katillerin ve ulusal kökeninden bağımsız olarak ülkemizin aleyhine suçlar işleyen bütün aşırı sağcı, faşistlerin üzerine olduğu gibi, TMT’li katillerin üzerine olacaktır.

Ve Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler, halkımız iki kahramanı saygı ve onurla anacaktır. Onların fedakârlıklarından ilham, cesaret ve güç alarak Kıbrıs’ımızın hakkına kavuşması için mücadeleye devam ediyoruz. Onların fedakârlıklarını Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin son yıllarda birlikte anmaları bu mücadele sürecindeki önemli bir başarımızdır. Bu etkinlikte yer alan Kıbrıslıtürk yurttaşlarımıza bugün de hoş geldiniz diyorum ve Kavazoğlu’nun yaşamını adadığı düşünceleri onurlandırmaya, Onun bayrağını her zaman yükseklerde tutmaya AKEL’in devam edeceğinin güvencesini veriyorum.

Sevgili dostlar,

Kavazoğlu ve Mişaulis şovenizme ve faşizme karşı mücadelede can verdiler. O günden yıllar sonra da, faşizm ve şovenizm Bozkurtlarla, Hrisi Avgicilerle ve onların yan örgütleriyle iğrenç çehresini tekrar göstermektedir. Faşizmin hortlamasına hiçbir şekilde tolerans gösterilmesi kesinlikle kabul edilemez. Demokratik rejimde yaşıyor olduğumuz gerekçesiyle, gençlerin spontane ve “devrimci” davranışlar gösterdiği bahaneleriyle onların her hangi bir biçimde cesaretlendirilmesi cinayet olur. Yılan yumurtasından çıkıp, yeni trajedilere yol açmadan önce, bu yumurtayı kırmak hepimizin boynunun borcudur.

Sevgili yurttaşlar,

Geçen yıl Nisan ayında, bizde ve iyi niyetli her Kıbrıslırum ile Kıbrıslıtürkte, Kıbrıs sorununa bütünsel ve üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözüm bulunması amacıyla BM Genel Sekreteri’nin girişim üstlenmesi yönünde aşamalı bir şekilde koşulların yaratılmasını sağlayacak bir sürecin yeniden başlaması için umutlar vaat eden bir süreç başladı. 2006 Şubat’ında Cumhurbaşkanı’nın Genel Sekreter ile gerçekleştirdiği görüşmede bu beklentileri destekledik.

O toplantıdaki çalışmalar, iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarının daraltılmasını sağlayacak teknik komitelerin ve çalışma gruplarının yaratılması anlaşması sonucunu getirdi. Birkaç aylık gecikmeyle bu anlaşma somutlaştırıldı ve 8 Temmuz’da, o dönemki Genel Sekreter yardımcısı Sayın Gambari’nin de katıldığı Papadopulos-Talat görüşmesinde imzalandı.

O günden sonra sekiz ay geçti ve ne yazık ki o anlaşmanın uygulanması mümkün olmadı. Türk tarafı çeşitli gerekçeler ileri sürüyor ve sorumluğu Kıbrısrum tarafına atmaya çalışıyor. Fakat gerçek çok farklıdır.

8 Temmuz anlaşmasının uygulanmasında yaşanan gecikme ta baştan onu iyi niyetle görmeyen Türkiye’nin oyalama tavrından kaynaklanmaktadır. Bu günlerde 8 Temmuz anlaşmasının katledilmesi amacıyla apaçık bir uygulamaya tanık olmaktayız. Sözde başkanlık sözcüsü Erçakıca tam bu ifadeyi kullandı.

Türk tarafının oyalamalarının nedenlerini ararken birçok neden sıralayabiliriz.

Ta baştan Ankara, Kemalist egemen çevre fakat Erdoğan hükümeti de 8 Temmuz anlaşmasından memnun değillerdi çünkü müzakerelerin temeli olarak ve sonuçta Kıbrıs sorunun çözüm temeli olarak Annan planına atıfta bulunmuyordu.

Askerler ile derin devlet bir yanda Erdoğan hükümeti diğer yanda Türkiye’deki iç siyasal durum ve ortaya çıkan kriz kesinlikle bir diğer ciddi nedendir. Çözüm yolunu açabilecek gerekli adımların Türkiye tarafından atılması açısından 2007 yılının uygun yıl olmayacağını geçen yıldan öngördük – ve bunun için Kıbrıs sorununun çözümünü sözde zamanın derinliğine bırakmayı istemekle suçlandık -. Türkiye’deki seçim hesaplaşması ve Kemalist yapının Erdoğan hükümetiyle çatışması Ankara’nın pozisyonunu daha da sertleşmesine yol açıyor. Bir yandan askerler Kıbrıs’ın Anadolu’nun uzantısı olduğu felsefesini tekrardan ileri sürüyorlar ve bundan dolayı vatanımızın üstünde Türk egemenliğini büyük önemde ulusal güvenlik konusu olarak görüyorlar. Diğer yandan Erdoğan ve hükümeti, askerlerin ve derin devletin baskılarına karşı koyma uğraşısında uzlaşmacı maskesini terk ederek onlar da sert çizgiyi izliyorlar.

Ankara’yı uzlaşmaz tutumunu sürdürmesinde son yıllarda cesaretlendiren ek bir neden de, Lord Hannay’in felsefesini somut bir biçimde yeniden canlandırma yönünde Amerikan-İngiliz faktörünün uğraşılarını anlamasıdır. Bu noktada bunu unutanlara hatırlatalım, Lord Hannay işgalci oluşumun tanınması değil, acknowledgement diyerek kabulü hakkında konuşmuştu. Bu felsefe çerçevesinde, Kıbrıslıtürkler’in sözde izolasyonunun kaldırılması adına yasadışı devletin uluslararası alanda statüsünün yükseltilmesi için bazı uygulamalar yapılınca Ankara tavrını sertleştirmek için her tür nedeni bulmaktadır.

Irak’taki gelişmeleri ve bunların geniş bölgeye yansımalarını dördüncü neden olarak belirtiyoruz. Ankara’da egemen olanlar, Amerika işgal gücünün Kürtlere özerklik verdiği Kuzey Irak’taki durumdan duydukları korkuyu saklamıyorlar. Türkiye Milli Güvenlik Konseyi’nin Kürt hareketine darbe vurulması için Kuzey Irak’a askeri işgali de olasılık dışı görmeyen son kararları bu korkuların devamıdır. Bu durum Kıbrıs için yine bazı tehlikelere işaret etmektedir. Türkiye’nin yatıştırılması ve Irak’taki Amerikan planlarına tahammül göstermesi için “Yeni Dünya Düzeni”nin mimarlarının yine Türk generallere Kıbrıs’ta karşılık olarak bir bedel vermesi olasılık dışı değildir. Annan planının son şeklini alması sürecinde de bunun olduğunu hatırlatıyoruz. Böylesi olası bir alış veriş bizim için kabul edilemez çünkü sözde Yeni Orta Doğu ile ilgili emperyalist planların uygulanmasının faturasını sürekli olarak Kıbrıs ödeyemez.

Sevgili dostlar,

Bu kürsüden, Lefkoşa’da büyükelçilerinin son toplantısında ifade edildiği gibi Güvenlik Konseyi üyelerini ve özellikle de Birleşik Devletler’i ve Britanya’yı 8 Temmuz anlaşmasının yaşama geçirilmesi pozisyonunda istikrarlı bir şekilde durmaya davet ediyoruz. Bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin tavizler verilmesi yönünde Türkiye’nin talep veya gerekçeleri karşısında onları geri adım atmamaya davet ediyoruz. Kıbrıs sorununda onlarca yılın deneyimi şunu göstermektedir, ne zaman Türkiye’nin yatıştırılmasına kalkışıldıysa, Ankara daha sert ve uzlaşmaz bir tutumu benimsemiştir.

Ne yazık ki üzüntüyle Kıbrıstürk liderliğin, Türk politikasının taşıyıcısı ve ileri götürücüsüne dönüştüğünü tespit ediyoruz. Bizi 8 Temmuz anlaşması bağlıyor ve Sayın Talat’ı imzasının altında bulunduğu bu anlaşmaya bağlı kalmaya ve imzasını onurlandırmaya davet ediyoruz. Kıbrıstürk liderliğinin bulunduğu zor durumu anlıyoruz. Fakat bu anlayışımız Türk askerlerinin, işgal güçleri komutanının ve Ankara’da hükümet edenlerin taleplerini kabul etme noktasına kadar varamaz.

Biz 8 Temmuz anlaşmasının yaşama geçirilmesinde ısrarlıyız. Nasıl Lidra’nın ve Limnidi dâhil diğer daha başka geçişlerin açılmasında da ısrarlı olduğumuz gibi. İşgalin duvarlarında her çatlak yeniden birleşmeyi daha da yakınlaştırır.

Sevgili yurttaşlar,

Kavazoğlu ile Mişaulis’in katledilişlerinin en öncelikli mesajı Kıbrıs’ın aleyhine olan her planı ve komployu sessizce kabul değil, bunlara karşı direniş mesajıdır. İki seçkin yoldaşımızın ve kahramanımızın vasiyeti, barikatların her iki tarafından Sol güçlerin, baskıları ve dışardan kabul edilemez dayatmaları uzaklaştırmayı hedefleyecek samimi bir diyaloga devam etmeleri ve bunu daha da güçlendirmeleridir. Her hangi bir yabancı gücün değil Kıbrıslıların tümünün olumlu anlamda çıkarına olacak, işlerliği olacak, yaşayabilir bir uzlaşmaya varılmasına yardımcı olmak amacıyla bu diyalog aracılığıyla karşılıklı anlayış için çabalarımızı sürdürmeliyiz.

Kahramanlarımız Kavazoğlu ile Mişaulis gerçekten bağımsız bir Kıbrıs hayal ettiler. Ana vatanların, vasilerin ve kim olursa olsun yabancıların değil, Kıbrıslıların kendilerinin efendileri olacakları bir Kıbrıs hayal ettiler. Türkiye Kıbrıs sorununun yaşayabilir ve mevcut koşullarda adil bir çözümüne onay verseydi, Yunanistan ve Türkiye Kıbrıs’ın en önemli müttefikleri olabilirlerdi. Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye geçmişin acılarını geride bırakıp Avrupa Birliği çerçevesinde barış içinde bir arada yaşayabilirdi.

Bugün andığımız kahramanlarımızın vizyonu devletin ve halkın birliğiydi. Çalışanlara etnik kökenlerinden bağımsız olarak, sosyal adalet ve ilerleme için güzel bir ortak mücadele verme olanağı sunacak birleşik ekonomi ile birleşik, bölünmez bir vatan çerçevesinde devletin ve halkın birliğiydi.

1974 sonrası koşullar iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümün kabulünü zorunlu kıldı. Bu çözüm çerçevesinde, elbette ki her şeyde matematiksel eşitliği değil, fakat iki toplumun devlet yönetimine sonuç alıcı bir şekilde katılımını şart gören iki toplumun siyasi eşitliği sağlanacaktır. Aynı zamanda federal çözüm, Kıbrıslırum-Kıbrıslıtürk tüm Kıbrıslıların insan haklarını ve temel özgürlüklerini de sağlamalıdır. Federal çözüm, işgalden kurtulmak ve vatanımızı yeniden birleştirmek için acı verici fakat aynı zamanda zorunlu bir uzlaşı olarak karakterize edildi

Yoldaşlarımızın ve Kıbrıs’ta Rum-Türk dostluğunun öncülerinin mezarları başında iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüme bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz.

Milliyetçiliğe ve şovenizme karşı yorulmadan mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ediyoruz.

Yeni girişimler üstlenerek Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk geniş yığınları bir araya getirecek ve karşılıklı saygı, karşılıklı anlayış, dostluk, işbirliği, aynı ananın, Kıbrıs’ımızın çocukları olduğumuz duygusunu işleyecek yeniden yakınlaşma için mücadelenin ön saflarında yer alacağımızın güvencesini veriyoruz.

İşgal karşıtı mücadelemizin devamı ve vatanımızı ve halkımızı yeniden birleştirecek çözümün başarılması Kavazoğlu ile Mişaulis’in anılarının en büyük onurlandırılması olacaktır. Çocuklarımızın ve gelecek kuşakların refah dolu bir gelecekleri için en iyi güvence olacaktır.

 

 

 

 

                 

   ANA SAYFAYA DÖNÜŞ