|
11 Nisan 1965 Kıbrıs için bir kara gün oldu. O gün TMT’nin faşist
canileri Lefkoşa-Larnaka yolunda bir noktada pusu kurdular ve Derviş
Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’i hunharca katlettiler.
O trajik dönemde yaşananlara bir bakalım. Yabancıların komploları ve
iki toplum içerisindeki milliyetçi şoven unsurların faaliyetleri
1963-1964 toplumlararası çatışmalarına yol açtılar. Halkımız güdük
bağımsızlığın mutluluğunu yaşayamadı ve yeni maceralara sürüklendi.
Yine kan döküldü. İnsanlarımız acılara boğuldu. İki toplumdan da
aşırı uçlar ellerini masum insanların kanlarına buladılar.
Milliyetçi duygular iki toplum içerisinde de canlandılar.
Bütün bu felaket ve acılar içerisinde, AKEL, Kıbrıslı Emekçilerin
Partisi, o dönemden itibaren Türkiye tarafından varlığı hakkında
şüphe ifade edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını savunuyor.
Kötülüğün kaynağının emperyalistlerin oyunlarında olduğunu
gösteriyor. Cumhurbaşkanı Makarios ve halkın çoğunluğu ile birlikte
NATO’nun taksimci planlarına karşı çıkıyor. Milliyetçilik ve
şovenizme karşı mücadele ediyor. Kıbrıslırumların ve
Kıbrıslıtürklerin dostluk ve işbirliğinin güçlenmesi için mücadele
ediyor. Ortak vatan adına ortak mücadeleyi sürdürüyor. AKEL M.K.
üyesi Derviş Ali Kavazoğlu bu mücadelenin en ön saflarında yer
alıyordu, O bu mücadelenin bayraktarıydı.
Kavazoğlu taksim için çalışan şoven Kıbrıstürk liderliğine karşı
çıkmakta bir an bile tereddüt etmedi. O partisinin Barış ve dostluk
mesajlarını; anti emperyalist birlik mesajlarını; milliyetçiliğe,
şovenizme ve bölünmeye karşı mücadele mesajlarını götürerek
Kıbrıslıtürk semtleri, köyleri dolaşıyordu. Ankara’nın maşası olarak
iki toplumun ilişkilerini geri dönüşü olmayan bir yola sürüklemek
isteyen TMT’ci şovenler için Kavazoğlu’nun cesur sesi bir tehdit
teşkil ediyordu. Bu nedenle de O’nun sesini susturmak istediler.
Katiller silahlandılar ve pusularını kurdular. O gün AKEL ve PEO
üyesi dostu, yoldaşı Kostas Mişaulis Kavazoğlu ile birlikteydi. Aynı
idealleri, aynı düşünce ve vizyonları, aynı tehlikeleri paylaşan iki
yoldaş fedakârlığı da paylaşacaklardı.
Tıpkı daha öncesinde Fazıl Önder Sellas, Ahmet Yahya, Ahmet İbrahim,
Ayhan Hikmet, Ahmet Gürkan ve daha nice ilerici yurtsever
Kıbrıslıtürke yaptıkları gibi TMT’li faşistler kendilerini rahatsız
eden sesi en vahşi bir şekilde susturmayı istediler. Kavazoğlu’nun
katliyle her Kıbrıslı yurtseveri, özellikle de Kıbrıslıtürk
yurtseverleri terörize etmek istediler. Birlik ve dostluk bayrağını
yükseklerde dalgalandıran AKEL’i terörize etmek istediler. Ancak her
zaman olduğu gibi insanlar düşebilir, ama yüce idealler ve büyük
vizyonlar katledilemezler. 11 Nisan 1965’ten itibaren Derviş ve
Kostas, yaşamda ve ölümde yan yana olan iki değerli yoldaşımız
ölümsüz kahramanlar arasına katıldılar. Onlar, özgürlük, dostluk ve
işbirliği için, ortak vatanın mutluluğu için mücadele eden bütün bir
halkın sembolü oldular. Kıbrıs dramının 1974’de zirveye ulaşmasının
ardından Kavazoğlu ve Mişaulis’in fedakârlıkları bölünmüş
vatanımızın yeniden birleşmesi için yeniden yakınlaşmanın ve
halkımızın işgale karşı ortak mücadelesinin sembolü oldu.
Her zaman halkımızın laneti, EOKA-B’ci katillerin ve ulusal
kökeninden bağımsız olarak ülkemizin aleyhine suçlar işleyen bütün
aşırı sağcı, faşistlerin üzerine olduğu gibi, TMT’li katillerin
üzerine olacaktır.
Ve Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler, halkımız iki kahramanı saygı
ve onurla anacaktır. Onların fedakârlıklarından ilham, cesaret ve
güç alarak Kıbrıs’ımızın hakkına kavuşması için mücadeleye devam
ediyoruz. Onların fedakârlıklarını Kıbrıslırumların ve
Kıbrıslıtürklerin son yıllarda birlikte anmaları bu mücadele
sürecindeki önemli bir başarımızdır. Bu etkinlikte yer alan
Kıbrıslıtürk yurttaşlarımıza bugün de hoş geldiniz diyorum ve
Kavazoğlu’nun yaşamını adadığı düşünceleri onurlandırmaya, Onun
bayrağını her zaman yükseklerde tutmaya AKEL’in devam edeceğinin
güvencesini veriyorum.
Sevgili dostlar,
Kavazoğlu ve Mişaulis şovenizme ve faşizme karşı mücadelede can
verdiler. O günden yıllar sonra da, faşizm ve şovenizm Bozkurtlarla,
Hrisi Avgicilerle ve onların yan örgütleriyle iğrenç çehresini
tekrar göstermektedir. Faşizmin hortlamasına hiçbir şekilde tolerans
gösterilmesi kesinlikle kabul edilemez. Demokratik rejimde yaşıyor
olduğumuz gerekçesiyle, gençlerin spontane ve “devrimci” davranışlar
gösterdiği bahaneleriyle onların her hangi bir biçimde
cesaretlendirilmesi cinayet olur. Yılan yumurtasından çıkıp, yeni
trajedilere yol açmadan önce, bu yumurtayı kırmak hepimizin boynunun
borcudur.
Sevgili yurttaşlar,
Geçen yıl Nisan ayında, bizde ve iyi niyetli her Kıbrıslırum ile
Kıbrıslıtürkte, Kıbrıs sorununa bütünsel ve üzerinde anlaşmaya
varılacak bir çözüm bulunması amacıyla BM Genel Sekreteri’nin
girişim üstlenmesi yönünde aşamalı bir şekilde koşulların
yaratılmasını sağlayacak bir sürecin yeniden başlaması için umutlar
vaat eden bir süreç başladı. 2006 Şubat’ında Cumhurbaşkanı’nın Genel
Sekreter ile gerçekleştirdiği görüşmede bu beklentileri destekledik.
O toplantıdaki çalışmalar, iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarının
daraltılmasını sağlayacak teknik komitelerin ve çalışma gruplarının
yaratılması anlaşması sonucunu getirdi. Birkaç aylık gecikmeyle bu
anlaşma somutlaştırıldı ve 8 Temmuz’da, o dönemki Genel Sekreter
yardımcısı Sayın Gambari’nin de katıldığı Papadopulos-Talat
görüşmesinde imzalandı.
O günden sonra sekiz ay geçti ve ne yazık ki o anlaşmanın
uygulanması mümkün olmadı. Türk tarafı çeşitli gerekçeler ileri
sürüyor ve sorumluğu Kıbrısrum tarafına atmaya çalışıyor. Fakat
gerçek çok farklıdır.
8 Temmuz anlaşmasının uygulanmasında yaşanan gecikme ta baştan onu
iyi niyetle görmeyen Türkiye’nin oyalama tavrından
kaynaklanmaktadır. Bu günlerde 8 Temmuz anlaşmasının katledilmesi
amacıyla apaçık bir uygulamaya tanık olmaktayız. Sözde başkanlık
sözcüsü Erçakıca tam bu ifadeyi kullandı.
Türk tarafının oyalamalarının nedenlerini ararken birçok neden
sıralayabiliriz.
Ta baştan Ankara, Kemalist egemen çevre fakat Erdoğan hükümeti de 8
Temmuz anlaşmasından memnun değillerdi çünkü müzakerelerin temeli
olarak ve sonuçta Kıbrıs sorunun çözüm temeli olarak Annan planına
atıfta bulunmuyordu.
Askerler ile derin devlet bir yanda Erdoğan hükümeti diğer yanda
Türkiye’deki iç siyasal durum ve ortaya çıkan kriz kesinlikle bir
diğer ciddi nedendir. Çözüm yolunu açabilecek gerekli adımların
Türkiye tarafından atılması açısından 2007 yılının uygun yıl
olmayacağını geçen yıldan öngördük – ve bunun için Kıbrıs sorununun
çözümünü sözde zamanın derinliğine bırakmayı istemekle suçlandık -.
Türkiye’deki seçim hesaplaşması ve Kemalist yapının Erdoğan
hükümetiyle çatışması Ankara’nın pozisyonunu daha da sertleşmesine
yol açıyor. Bir yandan askerler Kıbrıs’ın Anadolu’nun uzantısı
olduğu felsefesini tekrardan ileri sürüyorlar ve bundan dolayı
vatanımızın üstünde Türk egemenliğini büyük önemde ulusal güvenlik
konusu olarak görüyorlar. Diğer yandan Erdoğan ve hükümeti,
askerlerin ve derin devletin baskılarına karşı koyma uğraşısında
uzlaşmacı maskesini terk ederek onlar da sert çizgiyi izliyorlar.
Ankara’yı uzlaşmaz tutumunu sürdürmesinde son yıllarda
cesaretlendiren ek bir neden de, Lord Hannay’in felsefesini somut
bir biçimde yeniden canlandırma yönünde Amerikan-İngiliz faktörünün
uğraşılarını anlamasıdır. Bu noktada bunu unutanlara hatırlatalım,
Lord Hannay işgalci oluşumun tanınması değil, acknowledgement
diyerek kabulü hakkında konuşmuştu. Bu felsefe çerçevesinde,
Kıbrıslıtürkler’in sözde izolasyonunun kaldırılması adına yasadışı
devletin uluslararası alanda statüsünün yükseltilmesi için bazı
uygulamalar yapılınca Ankara tavrını sertleştirmek için her tür
nedeni bulmaktadır.
Irak’taki gelişmeleri ve bunların geniş bölgeye yansımalarını
dördüncü neden olarak belirtiyoruz. Ankara’da egemen olanlar,
Amerika işgal gücünün Kürtlere özerklik verdiği Kuzey Irak’taki
durumdan duydukları korkuyu saklamıyorlar. Türkiye Milli Güvenlik
Konseyi’nin Kürt hareketine darbe vurulması için Kuzey Irak’a askeri
işgali de olasılık dışı görmeyen son kararları bu korkuların
devamıdır. Bu durum Kıbrıs için yine bazı tehlikelere işaret
etmektedir. Türkiye’nin yatıştırılması ve Irak’taki Amerikan
planlarına tahammül göstermesi için “Yeni Dünya Düzeni”nin
mimarlarının yine Türk generallere Kıbrıs’ta karşılık olarak bir
bedel vermesi olasılık dışı değildir. Annan planının son şeklini
alması sürecinde de bunun olduğunu hatırlatıyoruz. Böylesi olası bir
alış veriş bizim için kabul edilemez çünkü sözde Yeni Orta Doğu ile
ilgili emperyalist planların uygulanmasının faturasını sürekli
olarak Kıbrıs ödeyemez.
Sevgili dostlar,
Bu kürsüden, Lefkoşa’da büyükelçilerinin son toplantısında ifade
edildiği gibi Güvenlik Konseyi üyelerini ve özellikle de Birleşik
Devletler’i ve Britanya’yı 8 Temmuz anlaşmasının yaşama geçirilmesi
pozisyonunda istikrarlı bir şekilde durmaya davet ediyoruz. Bu
konuda yapılması gerekenlere ilişkin tavizler verilmesi yönünde
Türkiye’nin talep veya gerekçeleri karşısında onları geri adım
atmamaya davet ediyoruz. Kıbrıs sorununda onlarca yılın deneyimi
şunu göstermektedir, ne zaman Türkiye’nin yatıştırılmasına
kalkışıldıysa, Ankara daha sert ve uzlaşmaz bir tutumu
benimsemiştir.
Ne yazık ki üzüntüyle Kıbrıstürk liderliğin, Türk politikasının
taşıyıcısı ve ileri götürücüsüne dönüştüğünü tespit ediyoruz. Bizi 8
Temmuz anlaşması bağlıyor ve Sayın Talat’ı imzasının altında
bulunduğu bu anlaşmaya bağlı kalmaya ve imzasını onurlandırmaya
davet ediyoruz. Kıbrıstürk liderliğinin bulunduğu zor durumu
anlıyoruz. Fakat bu anlayışımız Türk askerlerinin, işgal güçleri
komutanının ve Ankara’da hükümet edenlerin taleplerini kabul etme
noktasına kadar varamaz.
Biz 8 Temmuz anlaşmasının yaşama geçirilmesinde ısrarlıyız. Nasıl
Lidra’nın ve Limnidi dâhil diğer daha başka geçişlerin açılmasında
da ısrarlı olduğumuz gibi. İşgalin duvarlarında her çatlak yeniden
birleşmeyi daha da yakınlaştırır.
Sevgili yurttaşlar,
Kavazoğlu ile Mişaulis’in katledilişlerinin en öncelikli mesajı
Kıbrıs’ın aleyhine olan her planı ve komployu sessizce kabul değil,
bunlara karşı direniş mesajıdır. İki seçkin yoldaşımızın ve
kahramanımızın vasiyeti, barikatların her iki tarafından Sol
güçlerin, baskıları ve dışardan kabul edilemez dayatmaları
uzaklaştırmayı hedefleyecek samimi bir diyaloga devam etmeleri ve
bunu daha da güçlendirmeleridir. Her hangi bir yabancı gücün değil
Kıbrıslıların tümünün olumlu anlamda çıkarına olacak, işlerliği
olacak, yaşayabilir bir uzlaşmaya varılmasına yardımcı olmak
amacıyla bu diyalog aracılığıyla karşılıklı anlayış için
çabalarımızı sürdürmeliyiz.
Kahramanlarımız Kavazoğlu ile Mişaulis gerçekten bağımsız bir Kıbrıs
hayal ettiler. Ana vatanların, vasilerin ve kim olursa olsun
yabancıların değil, Kıbrıslıların kendilerinin efendileri olacakları
bir Kıbrıs hayal ettiler. Türkiye Kıbrıs sorununun yaşayabilir ve
mevcut koşullarda adil bir çözümüne onay verseydi, Yunanistan ve
Türkiye Kıbrıs’ın en önemli müttefikleri olabilirlerdi. Kıbrıs,
Yunanistan ve Türkiye geçmişin acılarını geride bırakıp Avrupa
Birliği çerçevesinde barış içinde bir arada yaşayabilirdi.
Bugün andığımız kahramanlarımızın vizyonu devletin ve halkın
birliğiydi. Çalışanlara etnik kökenlerinden bağımsız olarak, sosyal
adalet ve ilerleme için güzel bir ortak mücadele verme olanağı
sunacak birleşik ekonomi ile birleşik, bölünmez bir vatan
çerçevesinde devletin ve halkın birliğiydi.
1974 sonrası koşullar iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümün
kabulünü zorunlu kıldı. Bu çözüm çerçevesinde, elbette ki her şeyde
matematiksel eşitliği değil, fakat iki toplumun devlet yönetimine
sonuç alıcı bir şekilde katılımını şart gören iki toplumun siyasi
eşitliği sağlanacaktır. Aynı zamanda federal çözüm, Kıbrıslırum-Kıbrıslıtürk
tüm Kıbrıslıların insan haklarını ve temel özgürlüklerini de
sağlamalıdır. Federal çözüm, işgalden kurtulmak ve vatanımızı
yeniden birleştirmek için acı verici fakat aynı zamanda zorunlu bir
uzlaşı olarak karakterize edildi
Yoldaşlarımızın ve Kıbrıs’ta Rum-Türk dostluğunun öncülerinin
mezarları başında iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüme
bağlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz.
Milliyetçiliğe ve şovenizme karşı yorulmadan mücadelemizi
sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ediyoruz.
Yeni girişimler üstlenerek Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk geniş
yığınları bir araya getirecek ve karşılıklı saygı, karşılıklı
anlayış, dostluk, işbirliği, aynı ananın, Kıbrıs’ımızın çocukları
olduğumuz duygusunu işleyecek yeniden yakınlaşma için mücadelenin ön
saflarında yer alacağımızın güvencesini veriyoruz.
İşgal karşıtı mücadelemizin devamı ve vatanımızı ve halkımızı
yeniden birleştirecek çözümün başarılması Kavazoğlu ile Mişaulis’in
anılarının en büyük onurlandırılması olacaktır. Çocuklarımızın ve
gelecek kuşakların refah dolu bir gelecekleri için en iyi güvence
olacaktır.
|