KKP-AKEL'İN 80. YILINDA

AKEL MERKEZ KOMİTESİ

TEZLERİ

 

  Kuruluş ve ilk mücadeleler

  AKEL'in kuruluşu ve faşizme karşı mücadele

   Sömürgeciliğe karşı mücadele ve toplumsal mücadeleler

   Zor yıllarda sömürge karşıtı mücadele doruk noktasına ulaşıyor

   Emperyalist dayatmalara ve şovenizme karşı mücadele  

   Faşizme ve Türk işgaline karşı mücadele

   ΑΚΕL ve Kıbrıs Sorunu

   Halkın Partisi

   Günümüzün dünyası

   Geleceğe yönelik bakış  

 

KKP-AKEL’İN 80. YILINDA

AKEL M.K. TEZLERİ

Devamcısı AKEL olan, Kıbrıs Komünist Partisi’nin  sekseninci kuruluş yıldönümü 2006 yılı içinde tamamlanıyor. Bu yıldönümü, hem Kıbrıs Sol Hareketi, hem de Kıbrıs’ın  tarihi açısından büyük önem taşıyan bir olaydır. AKEL, bu yıldönümünü kendisine yakışır bir parlaklıkla kutlayacaktır. Partimizin seksen yıllık yaşamını, faaliyetlerini, mücadelelerini, çalışanlara, halkımıza ve ülkemize sunduğu olanakları ve bu süreçte verdiği kurbanları onurla anıyoruz. Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, Ermeni, Maronit ve Latin, Kıbrıs halkının tümü için, daha iyi bir gelecek için bu mücadeleye devam ediyoruz.

 

Kuruluş ve ilk mücadeleler

  1. Kıbrıs Komünist Partisi’nin (KKP) Kuruluş Kongresi 15 Ağustos 1926’da gerçekleştirildi. KKP’nin Kuruluş Kongresi, 1920’li yılların başında Kıbrıs’ta sosyalist ideolojinin ve ilk komünist grupların görülmesi ile başlayan sürecin ürünüdür. KKP’nin kuruluşu ile  Kıbrıs’ta işçi sınıfı, köylülük, ilerici aydınlar ve genel olarak çalışanlar tarih sahnesine bağımsız siyasi ve sosyal bir güç olarak çıkan kendi özerk partilerine sahip oldular.
  2. KKP, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kapitalizmin gelişmesiyle Kıbrıs’ta biçimlenen yeni ekonomik ve sosyal koşulların ürünüdür. İşçi sınıfının doğuşu ve gelişmesi bu sürecin en önemli unsurudur. İşçi sınıfı en ağır sömürü altında, sefalet koşullarında yaşıyordu. Yoksul köylülerin imhası, işçi sınıfının saflarını sürekli sıklaştırıyordu. Sömürgeci Britanya’nın zorbalığı yerli sermaye sınıfının, tefecilerin ve çiftlik ağalarının baskısını tamamlıyordu. Kendi haklarını elde etmeleri amacıyla, çalışanların sınıfsal bilinçlenme, örgütlenme ve mücadelesi için tarihsel gereklilik doğdu. Bu gereksinim KKP yaratılarak karşılandı.
  3. Rusya’daki Büyük Ekim Sosyalist Devrimi, bu devrimin dünya işçi ve devrim hareketine yansımaları ve etkileri KKP’nin yaratılışında ikinci büyük faktördü.  Devrimin yankıları Kıbrıs’a da ulaştı. Her tür baskıdan ve sömürüden kurtulmuş, eşitliğe, demokrasiye ve sosyal adalete dayalı özgür insan toplumu ile ilgili sosyalizmin idealleri dönemin öncü işçilerini, memurlarını, tarım çalışanlarını, zanaatkarlarını ve ilerici aydınlarını heyecanlandırdı ve harekete geçirdi. Tohum bereketli toprağa düştü. Derin kök saldı ve ürün vermede gecikmedi.
  4. KKP’nin öne koyduğu ilk görev, çalışanların sadece siyasal partilerinde değil, aynı zamanda sendikalarında ve meslek örgütlerinde örgütlenmesiydi. Bunun için KKP’nin ilk ve temel hedeflerinden biri işçilerin, köylülerin ve diğer meslek sahiplerinin örgütlenmesiydi. Komünistlerin girişimi ile 1920’li ve 30’lu yıllarda ilk sınıfsal bilince sahip sendikalar kuruldu, köylülerin ve meslek sahiplerinin kendi örgütlerinde örgütlenmeleri için ilk adımlar atıldı. Komünistlerin öncülüğünde ilk sosyal-ekonomik talepler ileri sürüldü ve ilk sınıfsal-sosyal mücadeleler verildi.
  5. Kıbrıs Britanya sömürgesiydi. Bu nedenle, KKP sadece sömürüye karşı mücadeleyi değil, aynı zamanda vatanımızın Britanya sömürge boyunduruğundan kurtulması hedefini de ortaya koydu. KKP’nin kuruluşu ile, çalışanlar ilk kez özerk siyasi bir mevcudiyet olarak, sömürgeciliğe karşı mücadeleye girdiler. İlk kez örgütlü siyasi bir parti, ilkeleri, programı ve somut hedefleri ile, sömürge karşıtı mücadelenin ve Kıbrıs siyasi ortamının gündeminde yer aldı. KKP geniş halk kesimlerinin, yani doğrudan ilgili kesimlerin, sömürgeciliğe karşı mücadeleye katılımı için çalıştı. Kıbrıslıtürkler dahil, halkımızın tüm sömürge karşıtı güçlerinin kitlesel birleşik mücadele cephesinin oluşumu düşüncesini ileri sürdü ve bu cephenin yaratılması için mücadele etti.
  6. KKP, burjuva siyasal ve sosyal sistemin en gerici kurumları içerisinde dahi komünistlerin tezlerini ileri götürmelerine ilişkin Leninci düşünceyi yaratıcı bir şekilde uygulayarak, sözde Kavanin Meclisi ve Belediye Meclisleri üyelikleri için o dönemde yapılan seçim mücadelelerinde yer aldı. Anti demokratik seçim yasalarının var olduğu bu koşullarda, KKP için seçim sonuçları önemsizdi. 1920’li yıllarda partinin etkisi henüz sınırlıydı.
  7. Komünist Partisi daha kuruluşunun ilk yıllarında İngiliz sömürgeciliğinin ve yerli egemenlerin  kudurmuş tepkisi ile karşılaştı. İngiliz sömürge yönetimi KKP’nin en tutarlı anti emperyalist güç olduğunu gördü ve sömürgecilerin Kıbrıs üzerindeki egemenliğine karşı en ciddi  tehdidi oluşturacağını anladı. O dönemin sermaye kesimi  ve genel olarak Kıbrıs toplumunun tutucu güçleri, kendi açılarından haklı olarak, KKP’ni, kendilerinin sınıfsal çıkarları hakkında şüphe yaratacak ve bunlara karşı mücadele edecek, baskı altındaki güçleri uyandıracak ve halkın istediğini yapması için mücadele ederek egemen güçlerin ideolojik ve siyasi tekellerine karşı çıkacak bir güç olarak gördüler.
  8. Yerli gericiler ve sömürgeciler, tüm araçları kullanarak komünist hareketi yok etmek ve ülkenin işçi hareketi üzerindeki etkinliğini ortadan kaldırmak için, “kutsal” bir anti-komünist cephede bir araya geldiler. Baskılar, kovuşturmalar, yasaklamalar, hapisler ve sürgünlerle manevi ve maddi terör uyguladılar. Komünistler ve partileri horgörüldüler, iftiraların kurbanı oldular. Çalışanları korkutmak ve komünistlerin etkisinden uzak tutmak için, komünist işçileri işlerinden kovdular. Her yola başvurdular, ama öncü komünistlerin inancını yıkamadılar.
  9. 1931 Ekim ayında Kıbrıs halkının İngilizlere karşı kendiliğinden ayaklanması başladı.  Kıbrıs’ta ayaklanma oldu. Ayaklanma sırasında KKP, sömürgecilik karşıtı birleşik cephe politikasını hayata geçirmeye çalıştı. Faaliyetlerini sağ, milliyetçi akım ile koordine etme girişiminde bulundu, ama aynı zamanda Kıbrıstürk toplumu ile ortak eylemi ileri götürmeye çalıştı. Ayaklanmanın şiddetle bastırılması sırasında, Komünist Gençlik üyesi Yorgos Filis öldürüldü. Bu dönemde KKP, Kıbrıs’ta komünist ve işçi hareketini mutlak olarak yok etme zamanının geldiğine inanan sömürgecilerin yoğun saldırılarına maruz kaldı. KKP ve örgütleri yasadışı ilan edildiler. Parti liderleri Haralambus Vatilyotis (Vatis) ve Kostas Hristodulidis (Skeleas) Kıbrıs dışına sürüldüler. Yüzlerce parti kadrosu ve üyesi hapishanelere atıldılar, vahşi bir şekilde  işkence gördüler, uzak köylere sürüldüler. Mücadeleci şair Tefkros Antias da onların arasındaydı. Aynı dönemde partinin yayın organları ve ilerici içerikli tüm kitaplar yasaklandı.
  10. Saldırı ve vurulan darbe büyüktü. Ancak Britanyalılar KKP’ni dağıtmayı başaramadılar.  İngiliz sömürgecilerle işbirliği yapan ve uzlaşan Sağın “milliyetçi” pek çok liderlerinin aksine,  Palmer döneminde sömürgeciliğe karşı mücadeleye devam eden tek örgütlü siyasi güç KKP oldu. 1930’lu yılların ikinci yarısında KKP yeniden örgütlendi ve zalim Palmer diktatörlüğüne rağmen sendikal hareketi yeniden yapılandırma insiyatifini üstlendi. Komünistler o dönem işçi hareketinin ve grevlerin öncülüğünü yaptılar.
  11. KKP bu döneminde, enternasyonalizmin parlak bir sayfası Kıbrıslı komünistlerin İspanya iç savaşına katılmalarıydı. Brityanya ve başka ülkelerdeki göçmen Kıbrıslı komünistler gönüllü  olarak Uluslarası Tugay’a katıldılar ve faşist saldırılara karşı demokrasiyi savunarak İspanyol halkının özgürlüğü için savaştılar. Faşizme karşı enternasyonal göreve pratik olarak katılan Kıbrıslıların sayısı 60’tan fazlaydı. İlerki yıllarda AKEL Genel Sekreteri olan Ezekiaz Papayuannu da onların arasındaydı. İspanya iç savaşı sırasında, yaklaşık 20 Kıbrıslı anti-faşist özgürlük ve demokrasi mücadelesinde son nefeslerini verdiler.
  12. Kıbrıslı öncü komünistler kararlılık ve moral değer taşıyan yürekli insanlardı. İşçi sınıfına ve sosyalist ideolojiye derin ve sarsılmaz bağlılıkları onların ayırt edici özellikleriydi. Üstlendikleri mücadeleye yürekten bağlıydılar. Karşılaştıkları zorluklar ve ağır koşullar karşısında mücadele etme cesaretine sahiptiler. Yerli ve yabancı gericiliğin en karanlık koşullarında dahi, partinin onurlu bayrağını yukarda tuttular.
  13. KKP yaklaşık iki on yıllık yaşamı ve faaliyetinde, çalışanlara ve genelde Kıbrıs halkına paha biçilmez hizmetler sundu.

-    Kıbrıs’a sosyalist düşünceleri ve idealleri getirdi.

-    Başından itibaren Marksist-Leninist teori ile bağlayarak sınıfsal işçi hareketinin temellerini koydu.

-    İşçi köylü ittifakı politikasını ve bunun çalışan memurlarla, zanaatkarlarla, küçük ve orta boyutlu mağaza sahipleri ile sermayeye karşı ortak çıkarlar temelinde ittifakını ileri sürdü.

-    Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin tüm sömürgecilik karşıtı güçlerini kucaklayan  geniş anti-sömürgeci, anti-emperyalist cephe politikasını ileri sürdü. KKP’nin sosyal ve siyasal ittifaklar anlayışı, bugün de izleyicisi AKEL’in ittifaklar politikasının temelinde bulunmaktadır.

-    Milliyetçilik, gerici ve karanlık düşüncelerinden bilincin kurtulması için mücadele etti.

-    Daha sonra üzerinde AKEL’in ve genel olarak Kıbrıs Sol hareketinin inşa edildiği sağlam temelleri kurdu.

 

AKEL’in kuruluşu ve faşizme karşı mücadele

  1. İkinci Dünya Savaşı patladığında, KKP illegalitede koşullarında faaliyet gösteriyordu. Hakların faşizme karşı verdikleri büyük mücadele yeni koşullar yarattı. Kıbrıs’ta Palmer döneminin diktatörce önlemleri gevşedi. Yeni durumda yasal faaliyet için koşulların oluştuğunu doğru olarak gören KKP, bu durumu değerlendirmeye karar verdi. Sermayenin ilerici unsurlarıyla birlikte yeni bir parti kurma girişimini üstlendi. 14 Nisan 1941 tarihinde  Skarinu’da  yapılan toplantıda Emekçi Halkın İlerici Partisi’nin (AKEL) kuruluş kararı alındı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada, yeni parti “Demokratik, anti-faşist ve Hitler karşıtı” olarak nitelendirildi. AKEL kuruluşunun daha ilk gününden itibaren net olarak, Hitler faşizmine karşı mücadele eden güçlerle aynı safta yer alarak, politik ve ideolojik tutumunu ortaya koydu. Üç yıllık bir süre KKP illegal ve AKEL legal koşullarda paralel bir şekilde faaliyet sürdürdüler. 1944 yılında çalışanların iki partisinin varlığına gerek olmadığı kararı alındı ve KKP ile AKEL birleştiler.
  2. AKEL kuruluşundan itibaren ve İkinci Dünya Savaşı süresince Kıbrıs halkının faşizme karşı mücadelesinin öncülüğünü yaptı. 16 Haziran 1943’te aldığı ve partinin kadroları ile üyelerini “Hitler faşizmine karşı savaşmak ve bu savaş aracılığı ile Yunanistan’ın ve boyunduruk altındaki ülkelerin Hitler tiranlığından kurtuluş mücadelesini güçlendirmek ve Ada’nın ulusal, siyasi ve sosyal geleceğini güvence altına almak için” gönüllü olarak orduya katılmaya çağıran kararı AKEL’in anti faşist mücadelesinin doruk noktası oldu. AKEL’in, Hitler faşizmine karşı mücadeleye sömürge boyunduruğundan kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak da yaklaştı. 16 Haziran çağrısına yoğun ve heyecanlı yanıt geldi. 17 M. K. üyesinden onbiri ve yaklaşık 800 parti üyesi orduya katıldılar. Daha sonra pek çokları da onları örnek alarak, onların yolunda yürüdüler. AKEL yanlıları Avrupa’da ve Orta-Doğu’da çeşitli cephelerde savaştılar.
  3. Savaş sonrası sömürgecilerin, sömürge savaşlarında kullanmak amacıyla,  Kıbrıslı gönüllüleri terhis etmeyi reddetmeleri yeni bir mücadeleyi getirdi ve bu mücadelenin öncülüğünü de yine AKEL’liler yaptı. Bu mücadelede yüzlerce AKEL’li Kıbrıs ve Mısır’da toplama kamplarına kapatılırken AKEL’li Takis Kitreotis yaşamını verdi. Sonuçta Britanyalı sömürgeciler Kıbrıslı askerleri terhis etmek zorunda kaldılar.
  4. İkinci Dünya Savaşı, Sovyet ordusunun zaferi ve terhis için mücadele AKEL kadroları için büyük bir okul oldu. Kıbrıs’a dönerek, faaliyetleri ile savaş yıllarında yığınsal bir etkinlik kazanan ve büyük siyasi ve sosyal bir güce dönüşen partiyi güçlendirdiler. AKEL’in etkinliğini hızlı bir şekilde arttırması, Kıbrıs toplumunun AKEL gibi bir partiye duyduğunu  ihtiyacı göstermektedir.
  5. Savaş sonrası Britanyalı sömürgeciler daha önce verdikleri sözleri yerine getirmediler ve Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkını reddettiler. Britanyalıların niyetleri somut olarak yaptıklarıyla açık bir şekilde ortaya çıktı. 25 Mart 1945 tarihinde sömürgeci polisler Lefkonuk’ta halk hareketinden göstericilerin üzerine ateş açtılar ve bunun sonucu Andreas Eksindari ve Andronikos Kiprianu ile 8 yaşındaki bir öğrenci yaşamlarını yitirdiler. 13 temmuz 1945 tarihinde Tüm Kıbrıs Sendikal Komitesi (PSE) yasadışı ilan edildi ve liderliğinin 18 üyesi 12 ila 18 ay hapse mahkum edildi. Kıbrıs halkı için sömürge karşıtı mücadeleye devam etme seçeneğinden başka bir seçenek yoktu. 
  6. Faşizme karşı zafer, sosyalist ülkeler topluluğun yaratılması, emperyalizmin sömürge sisteminde görülen kriz ve sömürgeciliğe karşı halkların mücadelesinin yükselmesi  bizim halkımızın da kurtuluş mücadelesinin yükselmesi için uygun uluslararası koşulları yarattı.  1945-1955 dönemi, kendi kaderini tayin hakkı ve halkımızın siyasi özgürlüklerini kazanma talebi ile, ısrarlı ve yoğun mücadelelerin verildiği yıllardır. AKEL ve diğer sol örgütler bu mücadelenin ön saflarında yer aldı.

 

Sömürgeciliğe karşı mücadele ve toplumsal mücadeleler

  1. Kıbrıs’ta kurtuluş mücadelesinde iki merkez oluştu. Sağ ve sermaye sınıfı dönemin başpiskoposunun başında yer aldığı ulusal liderlik etrafında bir araya geldiler. Çalışanlar ve sermaye sınıfının ilerici unsurları AKEL çerçevesinde bir araya geldiler. Ulusal liderlik, sözde Helen – İngiliz dostluğu çerçevesiyle, Britanya’lılara karşı tutarlı mücadele gereksinimi arasında yalpalıyordu. Sağ ve Ulusal liderlik ideolojik olarak aşırı milliyetçiliğe ve Yunanistan’da yaşanan iç savaş ve iç savaş sonrası koşullar nedeniyle sürekli olarak güçlenen fanatik bir komünizm karşıtlığına sahipti. Sağ ve Ulusal Liderlik, halkımızın birleşik cephe düşüncesini tartışmaksızın ret ederek, mücadeleyi tekellerine almak istediler ve bölünmenin koşullarını yarattılar. Sağ ve Solun karşı karşıya gelişi, özellikle belediye başkanlığı ve belediye meclisi üye seçimlerinde yoğun olarak yaşandı. Bu seçimlerde Sol büyük başarılar elde etti.
  2. Sol, Kıbrıs halkının mücadelesini, o  yıllarda halkların genel olarak sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı gelişen mücadelesi içerisinde görüyordu. AKEL, özgürlük mücadelesini demokratik kazanımlar için mücadeleyle birleştiriyordu. Kıbrıslıtürklerle karşıtlığa götüren milliyetçilik ile şovenizmi ret ediyordu. Demokratik ve karşılıklı saygı temelinde tüm sömürge karşıtı güçlerin eylem birliği tezinde ısrar ediyordu. AKEL ve Sol, sömürgeciliğe karşı mücadeleyi hiç bir zaman tekeline almayı istemedi.  Bir başka siyasi gücün yurtseverliği hakkında şüphe belirtmedi. Halkımızın  güçlerinin bölünmesi Sağın liderliğinin izlediği politikadan kaynaklandı. Bu bölünme objektif olarak Britanyalı sömürgecilere yardım etti ve Kıbrıs halkının özgürlük mücadelesini zayıflattı. Kendi kaderini belirleme sürecinde geçici bir aşama olarak, muhtariyet rejimi konusunda tartışmakta, AKEL herhangi bir tereddüt göstermedi. Fakat İngilizlerin gerçekten muhtariyet rejimi yönünde ilerleme niyetinde samimi olmadıkları tespitini yapınca, Konferans’tan ayrıldı. AKEL halkın büyük çoğunluğunun duygularına saygı göstererek ve kendi kaderini tayin hakkı talebini ileri götürerek, 1950 referandumu için girişimler üstlendi ve aktif olarak çalıştı. Aynı zamanda Kıbrıslıtürklere seslenerek her zaman ve her biçimde onların da çıkarlarını savunacağını belirtti.
  3. AKEL doğru olarak, Kıbrıs koşullarında uygun mücadele biçiminin kitlesel siyasi mücadele olduğu değerlendirmesini yaptı. Bu yaklaşım çerçevesinde halkı toplantılar, mitingler, siyasi grevler ve diğer etkinliklerle hareketlendirdi.  Hem yurt içinde uğraş verdi,  hem de Kıbrıs sorununun uluslararasılaştırılması cephesinde insiyatifler üstlendi. Sol’un Güvenlik Konseyi’ne ve Genel Kurul’a somut olarak “Britanya’yı suçluyoruz” başlığı altındaki notası ile, Kıbrıs sorunu ilk kez 1949 yılında Birleşmiş Milletler’e götürüldü. Halk hareketinin temsilcilerinin yurt dışı ziyaretleri ile de, Kıbrıs sorunu uluslararasılaştırıldı.
  4. 1945-1955 dönemi sadece, siyasi ve sömürge karşıtı mücadelenin yükseldiği bir dönem değildir. Aynı zamanda sınıf mücadelesinin de yoğunlaştığı bir dönemdir. 1 Mart 1944’ta hayat pahalılığı ödeneği için mücadelede olduğu gibi, daha İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü dönemde de çalışanlar büyük bir eylemlilik içine girmişti. 1945’ten bağımsızlığa kadar geçen sürede, AKEL ve Tüm Kıbrıs İşçi Federasyonu (PEO) yönlendiriciliğinde verilen mücadeleler sonucu, çalışanların örgütlenme hakkı tartışmasız bir şekilde elde edildi ve çalışanların bugün kullandıkları bir çok sosyal ve ekonomik kazanımın temelleri atıldı.
  5. Bu mücadelelerin doruk noktası maden ocaklarında, amyant madenlerinde ve inşaatlarda çalışan işçilerin 1948 yılında gerçekleştirdikleri büyük grevlerdi. Bu grevler uzun süreleri, yaşanan gerilimler ve ortaya konulan kahramanlıklar açısından daha önce benzeri görülmemiş grevlerdi ve bu grevler sırasında ağır bedeller ödendi. Yerli ve yabancı işverenlerin, sömürge hükümetinin, kilise liderliğinin ve o dönemdeki grev kırıcı SEK liderliğinin ittifakına karşı, halkın büyük çoğunluğunun dayanışmasıyla işçi sınıfı 1948’de büyük bir sınıfsal mücadele verdi ve bu mücadeleyi kazandı. 1948 büyük sınıf mücadelesinde olduğu gibi, daha öncekileri ve daha sonraları da, Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk işçiler kardeşçe, birlikte mücadele ettiler ve bu şekilde iki toplumun dostluğunu ve işbirliğini örste dövdüler. 1948 Kıbrıslı çalışanların sosyal haklar mücadelesinde parlak bir nişan olarak kalmaya devam ediyor.

 

Zor yıllarda sömürge karşıtı mücadele doruk noktasına ulaşıyor

25. 1955 yılında sağ liderlik etkin bir hareketle, mücadelede tüm insiyatifi eline almak ve solu kenara itmek arzusuyla, Kıbrıs koşullarında yanlış bir mücadele biçimi olan silahlı mücadeleye yöneldi. Bu silahlı mücadelenin askeri liderliğine, siyasi öngörü ve yetenekten yoksun bir kişiyi, faşist bir anlayışa sahip olan ve komünizm karşıtlığı bilinen şoven Yeorgios Grivas’ı getirerek bir yanlış daha yaptı. EOKA kadrolarının ve üyelerinin gösterdiği kahramanlığa rağmen, silahlı mücadele Kıbrıs sorununu tehlikeli çıkmazlara sürükledi. İngiliz emperyalizmi ve NATO kendi çıkarlarına hizmet edecek çözümü dayatmak için bu çıkmazları kullandılar.

26. AKEL silâhlı mücadele taktiği ile hemfikir olmadı ve bu mücadelenin “Kıbrıs mücadelesine sadece zarar vereceği” öngörüsünde bulundu. AKEL, kitlesel siyasi mücadele görüşünde ve halkın birleşik güçlerinin tümünün bu mücadeleye katılımı konusunda ısrarlı oldu. AKEL ve AKEL’liler bu tezleri nedeniyle hakaretlere ve iftiralara uğradılar, ihanetle suçlandılar. Ancak doğru yolu terk etmediler, boyun eğmediler. En zor koşullarda birlik bayrağını yukarılarda tutarak, sömürgecilik boyunduruğuna karşı mücadeleye devam ettiler.

      Sürecin gelişimi ve mücadelenin sonu, AKEL’in haklılığını ortaya koydu. Bugün Sol kesim dışındaki bir çok araştırmacı, tarihçi ve siyasetçi de, silahlı mücadele seçiminin yanlış olduğu değerlendirmesini yapmaktadırlar.

27. 14 Ekim 1955 tarihinde Britanyalılar yaratılan patlamaya hazır durumu kullanarak, yıllardır AKEL’i yok etmek için aradıkları bahaneyi buldular. Çalışanların partisini ve bir dizi sol örgütü yasadışı ilan ettiler. Parti gazetesinin ve diğer yayınlarının yayınlanmasını yasakladılar. AKEL ve Solun 135 kadrosunu yakalayıp toplama kamplarına  attılar. Britanyalı sömürgeciler bu hareketleriyle, kendileri için en tehlikeli olan, en istikrarlı anti emperyalist ve anti sömürgeci gücü, AKEL’i dağıtmak istediler.

28. AKEL Kıbrıs halkının kalbinde ve bilincinde her zaman köklü bir yere sahip olduğundan dolayı, Britanyalılar bu hedeflerine ulaşamadılar. Yakalanmayan AKEL’liler, daha sonra - Genel Sekreter Ezekias Papayuannu’nun da aralarında bulunduğu - toplama kampından kaçmayı başaranlarla birlikte, partiyi illegalite koşullarında hızlı bir şekilde yeniden örgütlediler ve daha yoğun, daha inatçı ve kararlı bir şekilde sömürgeciliğe karşı mücadeleye devam ettiler. Bu mücadelede AKEL üyesi  Andreas Yeorgiyu ve Argiros Nikola hayatlarını feda ettiler. 1 Aralık 1959 kadar, yani Zürih-Londra antlaşmalarının imzalanmasından on ay sonrasına dek AKEL, sömürgeciler tarafından yasa dışı olarak tutuldu. Hedefleri partinin bağımsızlık sonrası da kara listeye alınmasıydı. Fakat AKEL’in yasallaşmasından yana halkın baskısı  ve düzenlenen çok büyük mitingler onları geri adım atmaya zorladı.

29. 1955-1959 arası dört yıllık dönemde Grivas’ın anti komünist öfkesi ve sağı tamamen            egemen kılma planları Kıbrıs’ı iç savaşın eşiğine getirdi. Sol kadrolar haksız bir şekilde hain diye nitelendirilip Grivas’ın direktifi ile acımasız bir şekilde katlediliyordu. Cinayetler halkta öfke yaratmaya başladı. Kıbrıs tarihinin böylesi kritik bir anında, iç savaşın ve büyük acıların yaşanmasından, AKEL’in yurtsever tavrı sayesinde kaçınıldı. Parti tahriklere aynı biçimde yanıt vermedi, cinayetlere ve bölücü politikalara karşı yığınsal halk eylemleri düzenledi. Ayrıca solcuların öldürülmesine karşı Makarios’un müdahalesi de bu süreçte olumlu rol oynadı. 1955-1959 döneminde  katledilen solcular Halk Hareketi’nin kahramanları ve Kıbrıs’ın özgürlük mücadelesinin şehitleridir. Onlar halkın bilincinde haklı olarak layık oldukları yeri almışlardır. 1955-1959 döneminde siyasi düşünceleri nedeniyle katledilenlerin akrabalarının oluşturdukları dernekle birlikte AKEL, Grivas terörüne kurban gidenlerin layık oldukları yeri haklı olarak almaları ve Kıbrıs toplumunun kurumsal yapıları tarafından da itibarlarının iadesi için mücadeleyi sürdürmektedir.

30. Aynı dönemde ve bağımsızlığın ilk yıllarında Denktaş liderliğindeki faşist terör örgütü TMT de, Kıbrıstürk toplumu içerisinde solu yok etmek amacıyla Kıbrıslıtürk ilericileri   hedef aldı, öldürdü. Cinayetler ve terör,  Solun Kıbrıstürk toplumu ile ortak mücadelelerin sağlam temelleri üzerinde inşa edilen bağlarını koparamadı.

31. Ne baskılar, ne Britanyalıların olağanüstü önlemleri, ne de Grivas’ın terörü, AKEL’i ortadan kaldıramadı. İllegalitenin dört yılı sonrası partimiz sınavdan daha güçlü, daha yığınsal, halk ve çalışanlarla bağlarını çok daha da güçlendirmiş olarak çıktı.

 

Emperyalist dayatmalara ve şovenizme karşı mücadele  

32. Silahlı mücadele çıkmazı Zürich-Londra antlaşmalarının dayatılmasına olanak tanıdı. Zürich antlaşmasıyla adadaki emperyalist varlığın kalıcılaştıracağını, Kıbrıs’ın garantör güçlerin himayesi altına sokulacağını ve tepeden inme bölücü bir anayasanın dayatılacağını görerek, AKEL bu anlaşmaya karşı çıktı. Makarios’a antlaşmayı imzalamaması, silahlı mücadeleyi sona erdirmesi ve halkın birleşik olarak gerçek bağımsızlık için mücadeleye devam etmesi önerisinde bulundu. Ne yazık ki AKEL’in önerisi kabul edilmedi.

33. Zürih-Londra antlaşmalarının yarattığı yeni durum karşısında AKEL yaratıcı bir yaklaşım ortaya koydu. Antlaşmalara ilişkin tezlerini korurken, budanmış bir durumda da olsa bağımsızlığın Kıbrıs halkının tarihsel öneme sahip bir kazanımı olduğu değerlendirmesini yaptı. Bu değerlendirmeyi yaparak AKEL, Kıbrıs’ın bağımsızlığının tamamlanması ve Zürih’in olumsuzluklarından aşamalı bir şekilde kurtulmak için mücadele etmeyi, bu yeni aşamada temel görev olarak belirledi. Bu yeni görev, 1962 yılında AKEL’in 10. Kongresi tarafından benimsendi ve partinin yeni programına girdi. Yeni program, Kıbrıs’ın bağlantısız dış politika izlemesi gerektiğini vurguluyordu. Aynı zamanda siyasi ve sosyal yaşamın demokratikleştirilmesi, ülke ekonomisinin geliştirilmesi ve çalışanların yaşam standartları ile kültürel düzeylerinin yükseltilmesi hedeflerini de koyuyordu. Bu hedeflere ulaşılması için AKEL bağımsızlık yılarında mücadele verdi ve bunların çoğuna ulaşılmasını da başardı. 

34. Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren büyük zorluklar ve güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Ankara’nın yayılmacı emelleri ve NATO’nun Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de ittifakın batmayan uçak gemisi haline getirme planları,  bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını tehdit ediyordu.  Ülke içerisinde hem Kıbrısrum, hem de Kıbrıstürk toplumlarında önemli güçler bağımsızlığa inanmadılar. Bunu biri enosis için, diğeri de taksim için bir geçiş aşaması olarak gördü. Bu nedenden dolayı, olumsuzluklarına rağmen Zürich antlaşmasının işlemesi için gerekli uğraşı ortaya konulmadı. Bu yaklaşım halkımızın direniş cephesini zayıflattı, dış müdahalelere ve Kıbrıs’ın düşmanlarının planlarına yardımcı oldu. 1963 Aralık ayındaki toplumlararası çatışmaları sonrası Kıbrıs yaşam mücadelesi verdi. 1964-1967 döneminde enosis sloganının yeniden canlanması büyük bir yanlıştı ve Kıbrıs’ın düşmanları bunu kullandılar.

35. 1964-1974 döneminde yabancı komplolar karşısında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin birlik ve bağımsızlığının korunması mücadelesi verildi. Çifte enosis ve taksim planları karşısında, Cumhurbaşkanı Makarios’un yanında istikrarlı bir şekilde duran ve onu destekleyen temel güç AKEL oldu. Partimiz sosyalist ülkelerdeki hükümet partileri ile dostluk ilişkilerini değerlendirdi ve Kıbrıs’a zor anlarında güvenilir müttefikler sağladı. AKEL aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağlantısız dış politikasını destekledi. Kıbrıs, halkımızın yığınsal hareketlenmesi, ezici çoğunluğunun  Makarios’un politikası çerçevesinde toplanması ve özellikle de sosyalist topluluğun ve Bağlantısızlar Hareketi’nin uluslararası dayanışması ve desteği ile, NATO’cu planları geri püskürtmeyi başardı. Bağımsızlığın savunulması mücadelesinde AKEL ve Halk Hareketi kurbanlar verdi. Ölenler arasında EDON Merkez Konseyi üyesi Mihalakis Kasulidis de vardı.

36. Toplumlararası çatışmaların en kritik anlarında dahi AKEL iki toplum arasındaki ilişkilerdeki sorunların diyalog aracılığı çözülmesi ve barış içinde birlikte yaşamaları, Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürkler arasında dostluk, karşılıklı saygı ve işbirliği için mücadele etmekten geri durmadı. Partimiz her zaman milliyetçilik ve şovenizme karşı tutarlı bir şekilde mücadele etti.  İki toplumun dostluğu ve işbirliği uğruna AKEL Merkez Komitesi üyesi Derviş Ali Kavazoğlu ve AKEL ile PEO kadrosu Kostas Mişaulis yaşamlarını verdiler. Onlar, yeniden yakınlaşmanın ve bütün Kıbrıslıların ortak vatanı olan bir Kıbrıs için mücadelenin sembolü oldular.

 

Faşizme ve Türk işgaline karşı mücadele

37. Kıbrıs’ın düşmanları Kıbrıs Cumhuriyeti’ni çeşitli emperyalist planlarla dağıtmada başarısız kalınca, yabancı karar merkezleri Kıbrıs’ı içten çökertme politikasına yöneldiler. Bu yeni sinsi planlarında Atina Cuntası ve yerli aşırı sağı işbirliğine hazır olarak buldular. Darbe yapılması ve Makarios’un öldürülmesi için, AKEL ve diğer demokratik güçlerin itibarının yok edilmesi, aşağılanması için planlar, komplolar hazırladılar. “Milli Cephe” gibi yasa dışı örgütler ortaya çıktılar. Grivas Kıbrıs’a gelip EOKA-B’yi örgütledi, demokrat yurttaşlar kaçırılıp rehin alınarak, katledilerek, polis karakolları havaya uçurularak, bir terör fırtınası estirmeye başladı. Makarios’u devirmek için Kilise Hiyerarşisi bile harekete geçirildi. Anti-komünizm, şovenizm ve vatanperverlik duygularının sömürülmesi daha önce görülmemiş boyutlara ulaştı. Tüm bunlar sözde enosis mücadelesi bahanesi ile yapıldı. Özünde Türk işgali için zemin hazırlıyorlardı. 

38. Cunta’nın ve EOKA-B’nin faşizmine ve ihanetine karşı mücadele yıllarında, AKEL yine mücadelenin en ön saflarında yer aldı. Tutarlı bir şekilde Makarios’u ve politikasını destekledi. Darbe planlarını defalarca engelleyen halk eylemlerinin öncüsü oldu. Bu planları ortaya çıkardı, uyardı ve devletin sabote edilmesine karşı önlemler alınmasını istedi. Ulusal Muhafizlar Birliği’nde, Polis örgütünde ve devlet mekanizmalarında temizleme ve tasfiye yapılmasını talep etti. Halkın sivil savunma kuvvetlerinin, milis güçlerinin oluşturulması gereksinimini ortaya koydu ve bu amaca yönelik olarak partinin bin üye ve kadrosunun devletin meşru güçleri tarafından değerlendirilmesini önerdi. Muhtemel darbe girişiminin önüne geçilmesi için, bütünsel bir plan hazırlanmasını istedi.    

39. Ne yazık ki darbe tehlikesi küçümsendi ve AKEL’in önerileri benimsenmedi. Cuntanın ve Atlantik ötesi karar merkezlerinin direktifi ile ihanet tankları harekete geçtiğinde, demokratik güçlerin kahramanca direnişi kötülüğü önlemeye yetmedi. 

40. 15 Temmuz’da demokrasiyi savunmak için ilk harekete geçenler AKEL’liler oldu. AKEL, tüm halka başlayan faşist darbeye karşı birlik olma ve mücadele etme çağrısında bulundu. AKEL, EDON ve diğer Halk Hareketi’nin diğer örgütlerinin kadroları ve üyeleri demokrasi için savaşarak yaralandılar, hayatlarını verdiler. Darbeciler ve EOKA-B’ciler tarafından binlerce AKEL’li ve diğer sol görüşlü tutuklandılar, hapse atıldılar, işkenceden geçirildiler ve adları öldürülecekler listesine yazıldı.

41. Partimizin daha önce defalarca uyardığı gibi  Cunta’nın ve EOKA-B’nin faşist darbesi,  Türkiye’nin istilası için Kıbrıs’ın kapılarını açtı. 20 temmuz 1974 günü AKEL yurdun savunulması çağrısı yaptı ve işgal ile uzlaşmayacağını duyurdu. AKEL’liler Kıbrıs’ın bağımsızlığını korumak için harekete geçti ve pek çok AKEL’li darbeciler tarafından kapatıldıkları bodrumlardan çıkıp doğrudan cepheye gitti. Eşit olmayan koşullar altına, üstelik de ihanete uğramış olarak mücadele ettiler. Halkımızın kahramanca direnişine rağmen, Kıbrıs topraklarının % 37’sini Türkiye işgal etti ve Kıbrıs nüfusunun üçte birini göçmen durumuna getirdi. AKEL’in ve Halk Hareketi’nin bir çok üyesi yabancı işgalciye karşı savaşta yaralandı, yaşamını yitirdi, kayboldu. 

42. Bağımsızlıktan 1974’e kadar yaşanan zor ve maceralı dönemde Kıbrıs’ta sosyal ve ekonomik alanda büyük ilerlemeler sağlandı. Siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel yaşamın bütün düzeylerinde kazanımlar elde edildi. Bu yıllardaki mücadeleler ve kazanımlar yine AKEL’in ve daha genelde Sol hareketin silinmeyen damgasını taşır.

 

ΑΚΕL ve Kıbrıs Sorunu

  1. 1974 Temmuz ayından itibaren Kıbrıs halkının mücadelesi, Kıbrıs’ın birliği ve toprak bütünlüğü ana hedefiyle, işgal karşıtı bir içerik kazandı. AKEL, bu yeni koşullarda net bir biçimde hedeflerini ve taktiğini belirledi. Partimiz 1974’ten bugüne kadar tutarlılık ve sorumlulukla aynı politikayı izlemektedir. Halkımızın işgale karşı bütün araçlarla mücadele etme hakkı vardı. Ancak, Kıbrıs’ın ve çevresinin koşulları, güçler dengesi, Kıbrıslırumlarla Kıbrıslıtürkler arasında uzlaşma gereksinimi daha başlangıçtan itibaren, Kıbrıs halkının haklarını kazanma mücadelesini barışçıl ve siyasi olma tezine götürdü.
  2. Hain darbe ve Türk işgali nedeniyle, Kıbrıs sorunun çözümünün acı ama zorunlu bir uzlaşmadan geçeceği partimiz için çok açıktı. AKEL, 1974’ten sonra ortaya çıkan yeni koşulları inceleyerek, kesin taksimin önüne geçilmesi ve Türkiye’nin yayılmacı planlarına karşı koyulabilmesi için, uzlaşmanın federasyon çözümü biçimini alması gerektiği sonucuna vardı. Partimiz bu tezi,  Merkez Komitesi belgesi ile 1974 yılı Kasım ayında Makarios’a bildirdi. Daha sonra Yüksek Düzey Anlaşmaları kabul edildiğinde, AKEL bu anlaşmaları destekledi ve o dönemden bugüne kadar AKEL iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünün tutarlı destekçisi olmaya devam etmektedir.
  3. AKEL, Kıbrıs sorunun, Birleşmiş Milletler çerçevesinde, BM kararları ile 1977 ve 1979 Yüksek Düzey Anlaşmaları temelinde barışçıl çözümü için mücadele etmektedir. Çözüm, Türk işgal ordularının ve yerleşiklerin adadan ayrılmasını öngörmelidir. Hiç bir yabancı ülkeye tek yanlı müdahale hakkı vermeksizin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin birliğini, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini yeniden sağlamalıdır. Göçmenlerin evlerine ve varlıklarına geri dönme hakkı dahil olmak üzere, bütün Kıbrıslıların insan haklarını ve temel özgürlüklerini sağlamalı ve güvence altına almalıdır. AKEL, Birleşmiş Milletler kararlarında belirlendiği gibi, federasyon çerçevesinde iki toplumun siyasi eşitliğini tutarlı bir şekilde desteklemektedir.
  4. AKEL’in Kıbrıs sorununa ilişkin politikasında önemli temel unsur, Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında yeniden yakınlaşmadır. Hem çözümün bulunması için, hem de bulunacak çözümün yaşayabilmesi için, partimiz, yeniden yakınlaşmayı gerekli önkoşul olarak görmektedir. AKEL, yeniden yakınlaşmanın halk içerisinde bilinç haline gelmesi ve Kıbrısrum tarafının resmi politikası olarak benimsenmesi için en ağır koşullar altında mücadele etti. Esas olarak bu mücadelelerin sayesinde, hem iki toplum içerisindeki bir çok siyasi liderlik tarafından, hem de Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk, Kıbrıs halkının büyük kesimi tarafından yeniden yakınlaşma kabul edildi. AKEL, nereden gelirse gelsin, milliyetçilik ve şovenizmin her türlü ifadesine karşı çıkarak, yeniden yakınlaşma için mücadeleyi sürdürecektir.
  5. Yeniden yakınlaşma konusunda bizim anlayışımızın temelinde enternasyonalist ideolojimiz ve ortak vatanımıza sevgimiz bulunmaktadır. Yeniden yakınlaşma anlayışımız, daha önceki dönemlerde Halk hareketi çerçevesinde gerçekleştirilmiş olan Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin ortak mücadelelerinin günümüz koşullarında devamıdır. Kıbrıs halkının işgale karşı mücadelesinin temel unsuru olarak gördüğümüz yeniden yakınlaşmaya öncelikle siyasal, toplumsal ve sınıfsal içerik veriyoruz. Bu nedenle de AKEL, yeniden yakınlaşmayı psikolojik uygulamalar düzeyine indirgeyen apolitik ve sınıf anlayışından yoksun yaklaşımlara karşı çıkmaktadır. Yeniden yakınlaşma öncelikle ve esas olarak, Kıbrıslıların ve örgütlü yapılanmalarının meselesidir. Yabancı merkezlerin yeniden yakınlaşma hareketini yönlendirme çabaları, yurdumuzun yeniden birleşmesi için Kıbrıs halkının mücadelesine hiç bir iyi hizmet sunmamaktadır.
  6. 1974’ten itibaren Kıbrıs sorununun çözümü için ortaya konulan bütün çabalar Türkiye’nin uzlaşmaz tutumuna, Kıbrıs üzerinde egemenlik haklarına sahip olması ve iki ayrı devletin var olması yönünde ısrarıyla karşı karşıya kaldılar. Bu yıllarda Kıbrısrum tarafından ortaya konulmuş olan yanlış yaklaşımlar, Türkiye’nin ve Kıbrıstürk şoven liderliğinin Kıbrıs sorununun çözülememiş olmasındaki sorumluluklarını hiç azaltmamakta, en küçük derecede dahi suçsuz kılmamaktadır.
  7. Türk tezleri her zaman Ankara’nın NATO’daki müttefikleri içerisinde yankı bulmuşlardır ve gerek Kıbrıs sorunun ortaya çıkmasında, gerekse sorunun sürmesinde bu müttefiklerin sorumlulukları büyüktür. 1990 yılından sonra Kıbrıs sorununun durumu daha da zor hale gelmiştir. Bir yandan Kıbrıs, Sovyetler Birliği, sosyalist ülkeler toluluğu ve Bağlantısızlar Hareketi gibi geleneksel dostlarından ve destekleyicilerinden mahrum kalmıştır. Diğer yandan da “Yeni Dünya Düzeni” diye adlandırılan koşulların çerçevesinde Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’la ilgili kararlarının öz ve biçiminde aşamalı bir şekilde sapma kaydedilmiştir. Annan planı da bunun ürünüdür. Bu sapma konusunda, DİSİ hükümetinin de -hataları, eksiklikleri, çelişkileri ve attığı geri adımlarla-  sorumluluğu yok değildir.
  8. AKEL, Annan Planı’nın olumlu ama olumsuz da unsurlar içerdiği değerlendirmesini yaparak, bu planı müzakereler için zemin olarak kabul etti. Planın iki toplum tarafından da kabul edilmesine izin verecek ve Kıbrıs sorununa kalıcı ve işlerliği olacak bir çözümü sağlayacak şekilde gerekli değişikliklerin yapılması için bütün gücüyle mücadele etti. Sıkışık takvimler ve BM Genel Sekreteri’nin hakemliğini öngören işlem, iki tarafın plan üzerinde özlü müzakere yapmasına ve üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözüme ulaşılmasına izin vermediler. BM Genel Sekreteri’nin hakemliği adaletsiz ve dengesizdi ve Türk tezlerinden yana oldu. Partimizin 14 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen Konferansı, Kıbrısrum tarafında endişelere neden olan hususlar üzerinde müzakere yapılması ve planın boşluklarının giderilmesi için zaman verilmesi için referandumların ertelenmesini istedi. AKEL’in önerisi ne yazık ki gerek Türk tarafı, ama genel olarak uluslararası unsur tarafından da  kabul edilmedi. Bu nedenle de AKEL halkı, referanduma sunulduğu şekliyle Annan Planı aleyhine oy kullanmaya çağırmak zorunda kaldı. AKEL, referandumun sonucunu tamamen saygıyla karşıladı. Partimizin aldığı tutum,  müzakere sürecinin yeniden başlaması ve Kıbrıs sorununun mümkün olan en kısa süre içerisinde çözümü perspektifini açık bıraktı.
  9. AKEL dogmatik bir parti olmadığı için, dünya çapında yeni verilerin ışığı altında, Kıbrıs sorunun çözülmesi ve halkımızın geleceğinin güvence altına alınması ana kriteriyle, Kıbrıslıtürk yurttaşlarımızın duygularını da göz önüne alarak, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne girmesi konusundaki tezimizi değiştirdik. Kıbrıs’ın AB’ye girmesinin, Türkiye’nin AB’ye girme arzularıyla paralel biçimde, Kıbrıs sorununa doğru bir çözüm bulunması için katalizör rolü oynayabileceğini düşünerek, Topluluk Müktesebatı’nın böylesi bir çözüm için bazı ek “silahları” sunabileceğini bilerek, AKEL 18.Kongresi’nin kararıyla Kıbrıs’ın AB’ye girmesinden yana tavır aldı. AB’nin imkanları konusunda kendimizi aldatmaksızın ve AB içerisinde çıkarların Avrupa değerleri hakkında bildirgelerden daha fazla belirleyici olduğunu bilerek, AB’yi değerlendiriyoruz. Aynı zamanda eleştirel görüşlerimizi, AB içindeki sosyo-politik ve ekonomik konjonktür hakkındaki değerlendirmelerimizi muhafaza ediyoruz.
  10. Kıbrıs sorunun bu aşamasında, partimiz, Cumhurbaşkanı ve Ulusal Konsey ile işbirliği içerisinde, Birleşmiş Milletler çerçevesinde Kıbrıs sorunun çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasının önkoşullarının yaratılması için yoğun olarak çalışmaktadır. Çözüm bulunmasında yeni bir başarısızlığın Kıbrıs meselesinde büyük bir yara olacağı verisiyle,  müzakereler için doğru önkoşulların yaratılmasının büyük önemi vardır. Sıkışık takvimler ve hakemlikler olmaksızın, üzerinde anlaşmaya varılan çözüme ulaşmak için özlü müzakerelerin en kısa süre içerisinde yeniden başlamasını arzulamaktayız. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine inanan Kıbrıstürk partileriyle temaslarımıza büyük önem veriyoruz. BM Genel Sekreteri’nin planında, Kıbrıslırumların da planı kabul etmesine izin verecek, kalıcı ve işlerliği olan bir çözüme götürecek özlü değişikliklerin yapılması gerektiği konusunda ikna etmeye çalışıyoruz. Arzu ettiğimiz değişiklikler, ne planın felsefesini değiştiriyorlar, ne de Kıbrıstürk toplumunun haklarını azaltıyorlar. Biz, yabancılara değil, Kıbrıslırum-Kıbrıslıtürk, tüm Kıbrıslılara hizmet edecek bir çözümü hedefliyoruz.  

 

Halkın Partisi

  1. AKEL Kıbrıslı emekçilerin partisidir. Mevcudiyet ve faaliyetinin 80 yılı boyunca her zaman emekçilerin ve geniş halk kitelerinin haklarının, arzularının ve vizyonlarının tutarlı sözcüsü; daha iyi ve saygın bir yaşam mücadelelerinin önderi olmuştur. Kıbrıslı çalışanların sosyo-ekonomik kazanımları kendi mücadelelerinin ürünüdür ve bu mücadelelere AKEL ve Sol Halk Hareketi’nin katkısı belirleyici olmuştur. Geçen yıllar içerisinde, çalışanlar, geniş halk katmanları ve AKEL arasındaki kopmaz bağlar çelikleştiler. Görevimiz, bu bağları geliştirmek ve sürekli olarak güçlendirmektir. Emekçilerin Partisi, gücünü bu bağlardan almaktadır. 
  2. Kıbrıs’ın sosyo-ekonomik ve kültürel gelişmesinde, halkımızın siyasal mücadelelerinde önemli bir yeri olan ve bu yerini korumaya devam eden, güçlü ve kitlesel Halk Hareketi AKEL’in insiyatifi ve liderliği ile yaratılmış ve geliştirilmiştir.Halk Hareketi bütün Kıbrıs halkının başlı başına büyük bir kazanımıdır. Halk Hareketi, Tüm Kıbrıs Sendikal Komitesi’nin (PSE) ve daha sonra da PEO’nun, Gençliğin İlerici Örgütü’nün (AON) ve daha sonra da EDON’un, Kıbrıs Çiftçiler Birliği’nin (EAK) ve sonra da EKA’nın, Tüm Kıbrıs Demokratik Kadınlar Örgütü’nün (POGD) ve sonra da POGO’nun ve Tüm Kıbrıs Öğrencilerinin Birleşik Örgütü’nün (PEOM) mevcudiyetleri, faaliyetleri ve mücadeleleri ile ifade edilmiştir. Halk Hareketi ayrıca kırsal kesimde ve kentlerin semtlerinde yüzlerce kültür ve spor derneklerinin kuruluşları ve faaliyetleriyle ifade edilmiştir. Sol dernekler yazın ve sanat alanında yüzlerce insanın yetiştiği kültür hizmeti sunan yerler olmuşlardır. Sol kadrolar, küçük ve orta boyutlardaki işletmelerdeki meslek sahiplerinin örgütlerinin yaratılması ve bu örgütler aracılığıyla nüfusun bu katmanlarının haklarını alabilmeleri için çalışmışlardır. AKEL ve Halk Hareketi’nin örgütleri halkımızın değerli bir kazanımı olan kooperatifçilik hareketinin yaratılması, desteklenmesi ve gelişmesinde öncü olmuşlardır. Bilimsel, mesleki ve öğrenci örgütleri içerisinde faaliyet gösteren Sol yapılanmalar, üyelerinin haklarının talep edilmesi ve savunulmasına ve genel olarak ilerici anlayış ve politikaların öne çıkarılmasına en iyi biçimde katkıda bulunmaktadırlar.  
  3. Partimiz yaşam ve faaliyetinin 80 yılı boyunca mücadele etti ve aşağıda da belirtilen pek çok alanda önemli hizmetleri ve katkıları sundu:
    1. Sömürgeciliğin boyunduğundan kurtulmak için, yabancı müdahalelere ve komplolara karşı vatanımızın bağımsızlığının savunulması için, faşizme ve şovenizme karşı Kıbrıslırumların, Kıbrıslıtürklerin ortak mücadelesi ve adanın bütün toplumlarının barış içerisinde bir arada yaşamaları için siyasal mücadeleler alanında,
    2. halkımızın demokratik hak ve özgürlüklerinin kazanılması, genişletilmesi ve güçlendirilmesi alanında,
    3. işçilerin, memurların, çiftçilerin, zanaatkarların, kadınların, gençliğin, emeklilerin örgütlenmeleri ve haklarının talep edilmesi alanında,
    4. kültür, eğitim, spor ve çevre korunması alanında,
    5. Kooperatifçilik alanında,
    6. yerel yönetimler alanında ve yaşamımızın daha pek çok alanında,
    7. Darbe ve Türk işgalinin korkunç sonuçlarına karşı koyma alanında. AKEL, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması için, göçmenlerin örgütlenmeleri için, mağdur olanların sorunlarının çözümü için mücadele etti ve mücadele etmeye devam ediyor. AKEL ve Sol Hareket, çok yönlü eylemleriyle, Kıbrıs toplumunun daha iyiye doğru değişimi için azami derecede katkıda bulundular ve katkıda bulunmaya devam ediyorlar.
  4. KKP-AKEL 80 yıllık sürecinde, doğal olarak hatalar da yaptı. Ancak hatalarını tanıma cesaretini göstererek, politikasını düzeltme çabasıyla özeleştiride bulunan Kıbrıs’taki yegane siyasal güç, yine o oldu. EOKA ve kadroları için kullanılmış olan nitelemelere dair 1957’de yapılan özeleştiri bunun bir örneğidir. Parti, kitlesel siyasal mücadele hakkındaki tezinin doğruluğunu ve mücadelenin silahlı biçimine karşı olduğunu tekrar onayladı, aynı zamanda da kullanılmış olan nitelemelerin doğru olmadıkları, birlik atmosferinin inşasında yardımcı olmadıkları ve partiye karşı saldırılar için vesile oldukları değerlendirmesinde bulundu. Parti özeleştirisini yaparak, EOKA kadrolarının verdikleri kurbanlar için saygı ve onur ifade etti. AKEL, 1964-67 dönemindeki “kendi kaderini tayin-enosis” yönündeki parti politikası için de özeleştiride bulundu. O dönemdeki bu politika, bağımsızlığın tamamlanmasından söz eden Parti Programı ve 10. Kongre kararının ihlal edilmesi ve hata olarak nitelendi.
  5. Uzun yıllar süren yaşam ve faaliyetinde partimiz, meşakkatlar çektiren, birlik ve sonuç alıcılığını yaralayan bazı parti içi krizlerin sınavından da geçti. 1940’lı yılların ikinci yarısında ya da 1988-1990 yıllarında yaşananlar gibi, parti içi krizlerin her birinin kendine özgü özellikleri ve kendi ideolojik-siyasi parametreleri vardı. Ancak, kollektif organların kararlarını bazı kadroların reddetmeleri ve fraksiyon faaliyetinde bulunmaları gibi, bazı ortak noktaları da vardı. Parti, ideolojik ve örgütsel ilkelerine sadık kalarak ve ülkemiz emekçilerinin en geniş katmanlarının desteğinden güç alarak, krizleri aşma ve ardından daha da güçlenmeyi her zaman başardı. 
  6. İlk adımlarından itibaren KKP-AKEL, Marksizm-Leninizm’i bir doktrin olarak değil, eylemine yol gösteren dünya görüşü olarak gördü. AKEL, Kıbrıs’ın koşulları içerisinde partinin halkla bağlarını güçlendiren, AKEL’i Kıbrıs halkının mücadelelerinde öncü, ülkenin siyasal ve sosyal ortamında belirleyici güç kılan bu dünya görüşünü yaratıcı bir şekilde uygulamaktadır. AKEL, Uluslararası düzeyde işçi ve komünist hareketin, Marksizm-Leninizm dünya görüşünün, aldığı yaraya rağmen, bilginin durmayan gelişimiyle, ekonomik, sosyal ve siyasal ilerlemeyle birlikte gelişmesi ve yenilenmesi gerektiğine ve daha iyi bir dünya için, barış, demokrasi, sosyal adalet ve sosyalizm dünyası için mücadelede en sağlam ideolojik temel olmaya devam ettiği sarsılmaz inancına sahiptir.
  7. “Birbirlerine kırdırılmaları için Rumlar ve Türkler diye Kıbrıs’ın insanları ikiye ayrılamaz” şiarını KKP’nin ilan ettiği dönemden itibaren, KKP-AKEL milliyetçiliğe ve şovenizme karşı mücadeleye yılların eskitemediği, istikrarlı ve tutarlı bir biçimde devam etmektedir. Partimiz, ulusal kökenlerinden bağımsız olarak, bütün Kıbrıslılar arasında dostluk, işbirliği, karşılıklı anlayış ve karşılıklı saygı için mücadele etti. Partinin ve Halk Hareketi’nin saflarında, sadece Kıbrıslırum değil, Kıbrıslıtürk mücadeleciler de yer aldılar. Solun Kıbrıslıtürk kadroları defalarca faşist ve şoven güçlerin hedefi oldular. Fazıl Önder (Sellas), Ahmet Yahya, Derviş Ali Kavazoğlu gibi, niceleri katledildiler ya da cani saldırılara maruz kaldılar, Ahmet Sadi gibi göç etmek zorunda bırakıldılar. Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin kardeşliği Sol Hareket’in çerçevesinde ortak mücadelelerle ve verilen kurbanlarla daha da pekişti. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında yeniden yakınlaşma için, AKEL, sabır ve tutarlılıkla 1974’ten beri mücadele etmektedir. 
  8. Partimiz, zamanın gereklerine yanıt vererek, yenilenme ve çağdaşlaşma yeteneğini  pratikte kanıtlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yeni koşullar değerlendirilerek, 1941’de AKEL’in kuruluşuyla da buna bir örnektir. 1980’li yılların sonu, 1990’lı yılların başında da aynısı olmuştur ve AKEL yenilenme ve çağdaşlaşma yönünde cesaretle ilerlemiştir. Parti içi demokrasinin ufuklarını genişleterek, Sosyalizm anlayışını ve daha geniş anlamıyla ideolojik yaklaşımlarını çağdaşlaştırarak, daha geniş demokratik alanlara yönelik açılımlar gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda, çalışanların çağdaş Marksist-Leninist partisi olarak niteliğini belirleyen temel ideolojik ve örgütsel ilkelerine sadık kalmıştır. Her zaman  ve özellikle de  büyük değişikliklerin ve yeniden düzenlemelerin yaşandığı çağdaş dönemde, yenilenme ve çağdaşlaşma, AKEL için partiyi ilgilendirmesi gereken sürekli bir görevdir. Tarihimiz karşısında saygıyla duruyoruz. Tarihimize her zaman eleştirel gözle bakıyoruz, ama hiç bir zaman bu tarihi yerle bir etmiyoruz. Tarihimiz onurlu ve şerefli bir tarihtir. Ülkeye, halka, emekçi insana hizmetlerle doludur. Haklı olarak gurur duyduğumuz bir tarihtir. Mücadeleleri, özverileri ve kurbanlarıyla bu tarihi yazan lider kadrolarımızın, kadrolarımızın, parti üyelerimizin tümünü onur ve saygı ile anıyoruz. Onların mücadeleleri ve onların verdikleri örnek, AKEL’lilerin genç nesillerini aynı düzeyde , hatta daha da iyi çalışmaya güçlü bir şekilde teşvik etmektedir. Yaşamlarının nice yıllarını mücadeleye adamış olan yoldaşlarımız, biz AKEL’lilerin en çok saygı duyduğumuz, en onurlu parçamızdır.
  9. AKEL sadece siyasal tezler, ideolojik ve örgütsel ilkelerden ibaret değildir. AKEL aynı zamanda, AKEL’lileri tavırlarında farklı kılan, başkalarından ayıran ve partiyi güçlendiren bir ahlaki değerler bütününü de temsil etmektedir. AKEL yoldaşlığın, insanlığın ve dayanışmanın temsilcisidir. Her insana saygıyı, samimiyeti ve açık sözlülüğü temsil etmektedir. Toplumun iyiliğini, iyi niyetli de olsa her tür şahsi beklenti ve hırsın üzerine koyar. Eleştiri ve özeleştiri ile işler. İçerisinden geldiği, uğrunda varolduğu ve mücadele ettiği halk ve emekçilere saygı duyar, hizmet eder. Halk ile, halktan insanlar ile bağlarını korur ve güçlendirir. Tezleriyle, mücadeleleriyle, verdiği örnek ile toplumun saygısını kazanır.
  10. Bireyselliği öne çıkaran, kibiri geliştiren, kazancı yücelten, ne pahasına olursa olsun yükselmeyi meşru gören, değer ve idealleri yaralayan bir dönemde ve bir toplumda yaşıyoruz. Bu ortam Solun insanlarını da etkilemektedir. AKEL, bu olumsuz unsurlara karşı mücadele etmek ve her onurlu insanın saygı duyduğu, takdir ettiği farklı bir yaşam tutumunu ortaya koymak için gereken yürekliliğe, direniş gücüne ve ideolojik silahlara sahiptir.
  11. Kıbrıslı emekçilerin partisi 80 yıllık faaliyeti boyunca Enternasyonalizm ve uluslararası dayanışma ilkelerine sadık kalarak bağımsızlık, demokrasi, toplumsal ilerleme ve sosyalizm için mücadele eden bütün halklarla dayanışma içerisinde oldu. Sömürgeciliğe, yeni sömürgeciliğe, emperyalizme, faşizme, gericiliğe, ırkçılığa, siyonizme, baskı ve sömürüye karşı mücadele eden halkların mücadelelerinden yana Kıbrıs halkını duyarlı hale getirdi ve harekete geçirdi. AKEL’in enternasyonalist eylemi, Kıbrıs halkının mücadelesine yönelik uluslararası dayanışmanın büyümesine katkıda bulundu ve AKEL’in halkımızın davasına sunduğu bir katkı da budur.
  12. Kıbrıs’taki yabancı üslerin kaldırılması ve adanın askerlerden arındırılması için partimiz mücadele etti ve etmeye devam ediyor. Üslerin Kıbrıs’ta hiç bir yeri yoktur. Halkımız için acıların kaynağı olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Türk işgali, bizi Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için mücadeleye dikkatimizi yöneltmek zorunda bırakıyor. Bu, adadaki üslerin varlığı ile uzlaştığımız anlamına gelmez. Yeniden birleşmiş ortak vatanda Kıbrıslırumların, Kıbrıslıtürklerin üslerin sökülmesi için birlikte mücadele edecekleri günün beklentisi içerisindeyiz.
  13. AKEL, nükleer savaş tehdidine ve toplu kıyım silahlarına karşı mücadele etti. Her halkın kendi seçtiği yolu izleme hakkı için, barış içerisinde bir arada var oluş için mücadele etti. Bu yönde, özellikle Kıbrıs Barış Konseyi’nin faaliyeti önemlidir. Kıbrıs Barış Konseyi’nin kuruluşu ve faaliyeti için AKEL tutarlı bir şekilde çalışmıştır. Sözde “Yeni Dünya Düzeni”ne ve yol açtığı savaşlara karşı AKEL bugün de mücadele etmektedir. 
  14. Kıbrıs’ın özgürlük, yeniden birleşme ve haklılık mücadelesinde AKEL, bütün halkın çıkarlarını savunan yurtsever bir politika izlemektedir. Bu açıdan partimiz, Kıbrıs halkının mücadelesinde öncü rol oynayan, genelin saygınlığını ve takdirini kazanan, ulusal siyasal bir güç haline gelmiştir. İdeolojik-politik olarak Solun geleneksel alanı içerisinde yer almayan halk kesimleri bugün AKEL’in kendilerini de ifade ettiğini ve kapsadığını hissetmektedirler. AKEL, Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, Maronit, Ermeni ve Latin, bütün Kıbrıslıların partisidir.
  15. KKP’nin sömürgeciliğe karşı birleşik cephe politikasını ilan ettiği dönemden itibaren, partimiz, Kıbrıs’ın özgürlüğünü kazanmasının ve korumasının önkoşulu olan,  halkımızın güçlerinin birliğine dikkatini yoğunlaştırmıştır. AKEL, tarihi boyunca ülkeninin çıkarını herşeyin üzerinde tutarak, birlik uğruna çok büyük fedakarlıklarda bulundu. Demokrasiye, demokratik kurumlara ve halkın isteğine saygı ilkesi başta olmak üzere, birliğin belirli ilkelere dayalı olması gerektiği inancına AKEL her zaman sahipti ve bu inanca sahip olmaya da devam etmektedir.
  16. Önceliğin Kıbrıs’ın selameti olduğu bugünkü kurtuluş mücadelesi sürecinde AKEL, toplumun kökten değişimini amaçlayan uzun vadeli programını hayata geçirme arzusu içerisinde değildir. Bu elbette ki, sosyalist vizyonumuzdan ve yönelimimizden ödün verdiğimiz anlamına gelmemektedir. Nihai hedefimiz, 17. Kongremizin “Bizim Sosyalizm Anlayışımız” program dökümanında genel hatlarının çizildiği, demokratik sosyalist bir toplumun inşa edilmesi olmaya devam etmektedir.
  17. Partimizin belirleyici katkısıyla Cumhurbaşkanlığı makamına Tasos Papadopulos’un seçilmesiyle, AKEL ülke yönetimine katıldı. Cumhurbaşkanı ve hükümette yer alan diğer güçlerle yakın işbirliği içerisinde bulunmaktayız. Bugünkü hükümet, Kıbrıs sorunun zor bir döneminde iktidarı üstlendi. On yıllık DİSİ hükümeti, başta kamu açıkları olmak üzere, büyük sorunları ardında miras olarak bırakmıştı. Ne AB’ye giriş koşulları için doğru müzakere, ne de sorunlara karşı koymak için gerekli önhazırlıklar yapılmıştı. Kıbrıs toplumunun ve ekonomisinin karşı karşıya olduğu ve partimizin yıllar boyunca hakkında uyarıda bulunduğu büyük sorunların var olduğu ve AB’ye girişin beraberinde getirdiği yeni koşullara uyum sürecinin yaşadığı bir dönemde, bugünkü hükümet işbaşına geldi. Tüm bunlara rağmen, Değişim hükümeti, temelinde halkın kendisine yönetme emrini verdiği programı hayata geçirme yönünde hedeflerini gerçekleştirmeye başladı. AKEL hükümette yer alarak, ama bunun yanı sıra büyük bir siyasal ve toplumsal güç olarak, geniş halk katmanlarının hakları ve çıkarları için mücadele etmeye devam edecektir. Hükümet programının hayata geçirilmesi için, Kıbrıs toplumunun ayrıcalıkları olmayan katmanlarından, emekçilerden, halktan yana politikaların hayata geçirilmesi için sıkı bir şekilde çalışmaya devam edecektir.

 

Günümüzün dünyası

  1. Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist devletler topluluğunun dağılmasının ardından, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, emperyalizm daha da saldırgan hale geldi. Sözde “Yeni Dünya Düzeni”, aşırı neo-liberalizm ile çokuluslu şirketlerin ve tekellerin küreselleşmesi, emperyalizmin bugünkü çağdaş ifadesidir. “Yeni Dünya Düzeni”  uluslararası hukuku ihlal etmekte, Birleşmiş Milletler’i yönlendirmeye ve yerinden kaydırmaya teşebbüs etmektedir ve bir çok ülkelerin halklarına savaş açmıştır. Teröre karşı mücadele, güya insan haklarını ve demokrasiyi savunuyormuşçasına tavırlar, ABD’nin ve yakın müttefiklerinin sadece ve sadece kendi ekonomik ve jeo-stratejik çıkarlarını arkasına sakladıkları sahte bahanelerdir. Terörle mücadele adına demokratik özgürlükler de daraltılmaktadır. Neo-liberalizm halkların yaşam düzeyini aşağıya indirmekte, emekçilerin uzun yıllar boyunca mücadeleler ve kurbanlar vererek elde ettikleri sosyo-ekonomik kazanımları kısıtlamaktadır. Çokuluslu şirketlerin ve tekellerin küreselleşmesi dünya nüfusunun büyük bir kesimini yoksulluk ve sefalete mahkum etmektedir. Doğada büyük felaketlere yol açmaktadır. Medeni insanlık, pazar mantıklarıyla emperyalizmin günümüzdeki kurbanı olmakta, düşük kültür sanayisi ile yozlaştırılmakta ve emperyalizmin propaganda mekanizmalarının boyunduruğu altına sokulmaktadır. 
  2. Bugün Avrupa Birliği’nin geleceğini belirleyenler, bazı konularda Birleşik Devletler’den farklı bir tutum içerisinde olmaya teşebbüs ediyorlarsa da, “Yeni Düzen”in, neo-liberalizmin ve tekellerin küreselleşmesinin aynı mantık ve politikalarıyla hareket etmektedirler. AB içerisinde göndeme getirilen Anayasal Sözleşme, muhafazakar neo-liberal modeli kurumsallaştırma girişimidir. Bir yandan AB’nin ortak savunmasından söz ederken, diğer yandan teröre karşı mücadele adına başka ülkelere müdahale hedefiyle, Avrupa Birliği’ni ABD ve NATO’nun savaş arabasına bağlı halde bırakmaktadır. Avrupa halkları, tekellerin ve emperyalizmin Avrupası için değil, farklı bir Avrupa için, halkların ve emeğin Avrupası için mücadele etmek ve kazanımlarını savunmak için, uzun yıllar boyunca verdikleri mücadeleleri ve devrimci geleneklerini dayanak alabilirler. Avrupa’daki Radikal Sol güçler Avrupa halklarının mücadelelerinde öncü konumundadır.
  3. Emperyalizmin günümüzdeki barbarlığı karşısında yegane umut veren perspektif barış, demokrasi, toplumsal adalet ve sosyalizm için mücadeledir. Emperyalizmi korkutan rakip, halkların ve insanlığın en ilerici güçlerinin mücadelesinden başka bir şey değildir. Hiç kimse tarihin akışını durduramaz. Doğuşundan var olan çelişkileriyle kapitalizmin kendisi, sınıf savaşımına neden olmaktadır ve yaratılması mümkün olan farklı bir dünyayı hedefleyen toplumsal ve siyasal mücadelelerin yoğunlaşmasına yol açmaktadır. AKEL, enternasyonalist ideolojisine sadık olarak, özgürlük, demokrasi ve sosyal adalet için mücadele eden halklarla dayanışma içerisinde olduğunu ifade etmeye devam etmektedir. Dünyanın yeniden düzenlenmesi sürecinde, Solun üzerine düşen görevleri yerine getirmesi için, Avrupa’da ve uluslararası düzeyde Sol güçlerin bir araya gelmeleri ve koordinasyonu için, AKEL olanakları ölçüsünde çalışmaya devam etmektedir.

 

Geleceğe yönelik bakış  

  1. Emekçilerin partisinin tarihi için, Kıbrıs’a ve halkımıza sunduğu hizmetleri ve katkıları için, yaptığı fedakarlıkları, verdiği kurbanları ve mücadeleleri için haklı olarak gurur içinde, KKP-AKEL’in 80 yılını onurla anıyoruz. Bu parti, ilerleme, özgürlük ve demokrasi için her zaman sıkı bir şekilde çalıştı. Hiç bir şekilde ülkemiz ve Kıbrıs halkı için bir kötülüğe neden olmadı. Ellerimiz asla yurttaşlarımızın kanıyla boyanmadı. Komplolar, kan dökmeler ve ihanetler her zaman AKEL’e yabancı unsurlar oldu. Çoğu kez bunların hedefi olduk ve ağır bedeller ödedik.

Seksen yıllık sürecimiz, şairin dediği gibi talihin rastgele yeşeren bir tohumu değil, gereksinimin olgun evladı olan partimizin kuruluşu için büyük kararı alan öncüleri tamamen haklı çıkarmıştır. Ülke için kritik anlarda AKEL’in öne sürdüğü tezler ve politika, başkaları tarafından da izlenmiş olsaydı, maceralar ve trajedilerden kaçınılıp, halkımız için daha iyi bir yazgı oluşturulacaktı.  

80 yılın zirvesinden geleceğe güven ve inançla bakıyoruz. Bu parti, halkımızın ve çalışanların beklentilerini haklı çıkarmaya ve onurlandırmaya devam edecektir. Genç nesillere ilham vermeye devam edecektir. Kıbrıs için, Kıbrıs’ın haklılığı için mücadeleye devam edecektir. Emekçi halk için mücadele etmeye devam edecektir.

KKP-AKEL’in 80. yıldönümünü kendisine layık olan bir parlaklıkla kutlayacağız. Bütün AKEL’lilerin, bütün Sol kesimin, AKEL’e değer veren herkesin, AKEL’i daha fazla güçlendirmek, günümüzün gereksinimlerine ve insanlarımızın beklentilerine yanıt vermede daha yetkin hale getirmek için çalışması bu tarihi yıldönümü için en büyük onur olacaktır. İdeallerimizin solmamasını sağlamak kendi ellerimizdedir. Rüyalarımıza ve vizyonlarımıza hayat vermeye devam etmek kendi ellerimizdedir.      

 

29 Mart 2005

 

 

 

 

    SAYFA BAŞINA DÖNÜŞ

 

 
 
 

 

 
 

       ANA SAYFAYA DÖNÜŞ