GENÇLER İÇİN ORTAK VATAN

Nikos Yuannu

AKEL Mağusa İlçe Sekreteri

Köyüm Ayos Sergios’un olan biraz dışında, Salamina’ya doğru Şaban adlı bir  Kıbrıslıtürke ait  hemen hemen yıkılmış  bir evi  hatırlıyorum.  Kocaman avlusu ile iki katlı büyük bir evdi ve  evin sahibi büyük bir ihtimalle zengin biriydi.

Bilmiyorum  neden ama  bisikletimle bu evin önünden her geçişimde  korkuya kapılırdım. Belki de korkum evin harap olmasından ve  sakinlerinin bazı sürüngenler ile vahşi güvercinler olmasından veya  büyüklerin konuşmalarından  ve özellikle de öğretmenimizin bize 1964’de Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürkler arasında çatışmalar olduğunu anlatmasından kaynaklanıyordu.   Şaban efendi bu güzel evi o olaylar nedeniyle terk etmişti.

İçimi sürekli kemiren çocukluk merakımı giderme duygusu beni bir gün bu evin içine itti. Büyüklerin anlattıklarından bu evin kıbrıslırumların yaşadığı evlerden farklı olduğu yönünde bir izlenim edinmiştim.  Araştırınca  bizim evlerden bir farkı olmadığını gördüm. Belki   çocukluk akılsızlığı, belki  büyüklerin 1964 olayları ile ilgili olarak anlattıkları  veya belki de  hayatımda daha önce hiç Kıbrıslıtürk  görmemem, beynime  bu evde  cinlerin yaşadığı düşüncesini enjekte etmişti.

Birkaç ay önce öğrencilerle bir toplantıdaydım ve  Kıbrıslırum bir öğrencinin “Bilmiyorum, fakat kıbrıslıtürklerin hep büyük ayaklı oldukları ve büyük postallar giydiklerini düşünürdüm. Lidra -Palas’ta Kıbrıslıtürk öğrencilerle ilk buluşmamda yaptığım ilk iş masanın altından ayakkabılarına bakmak oldu” dediğini duydum. Her iki toplumdan da buna benzer yüzlerce düşünce olduğunu biliyorum.

Birbirimiz tanımadığımızdan ve dahası kuşkucu bir ortam içerisinde bulunduğumuzdan çocuk olarak  bazı şeyleri büyütme ve olağanüstü büyütme özelliğimiz olabilir.

Bu duyguları,  EDON ile ilişkiye girdiğim ve özellikle de bir zamanlar “cin” olarak tahayyül ettiklerim ile  iletişim kurmaya başladığım zaman terk  etmeye başladım. Fakat herkese  tanışma ve karşılıklı konuşma olanağı verilmiyor. Aşılması gereken şüpheler ve ün yargılar var.

Özellikle gençler arasında iletişim kanalları bulmamız gerekir.  Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler mutlu ve barış günlerinde yaşamayı öğrenmelidir.  İnsanlar geçmişte birlik halinde sınıfsal mücadeleler verdiler. Onları o dönem ayıran sadece Kemal veya Andreas diye çağrıldıkları vakit adlarıydı. “Böl ve yönet” politikası ne yazık ki milliyetçiliği ve şovenizmi besledi  uzun yıllar bizi zehirledi.

Fakat gençler öğrenmelidir. Gençlerin kendi aralarında tanışıp konuşmalarının bir başka önemi var.

Ben eminim ki bizi ayıran olgular birleştirenlerden daha azdır.  Bu gençler için daha da  geçerlidir.  7 yaşındaki kızımın bu koşular altında da olsa, benim küçüklüğümde sahip olduğum düşüncelere sahip olmamasından büyük bir mutluluk duyuyorum.  Kıbrıslıtürklerin küçük Andreas’a Pergama’da nasıl kan verdiklerini gördü ve bu olayda ilgili duygularını defterine yazdı.

Kendi yaşındaki Kıbrıslıtürk çocuklar ile birlikte resim yaptı ve üzerine EIPHNH - BARIŞ yazdı.

Gençler, bu çileli ve barış görmeyen adanın umudu ve geleceğidir.

Eğer Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk gençlere kendi ortak vatanlarını inşa olanağı verilirse onlar bunu Türk-Rum dostluğunun sembolü olan Kavazoğlu ile Mişaulis kadar iyi inşa edecektir.

 

Haziran - 2000

 

                    ANA SAYFAYA DÖNÜŞ