KAVAZOĞLU VE MİŞAULİS’İ ANMA TÖRENİNDE

AKEL M.K GENEL SEKRETERİ DİMİTRİS HRİSTOFYAS

TARAFINDAN YAPILAN KONUŞMA

Dali,10 Nisan 2005

 

 

 

          “Denktaş, tüm namuslu ve idealist Türkleri Kıbrıslırumlara hizmet eden kişiler ve hainler olarak suçladı. Susturabileceklerini susturdu ve susturamayacaklarını ya ülkeyi terke zorladı ya da katletmek için birilerini koydu.”

 

Bu sözler 1964 Haziranında burada Dali’li Kıbrıslıtürklere Derviş Ali Kavazoğlu tarafından söylendi.

Yaşama tapan fakat ölümün her adımda kendisini izlediği düşüncesi ile dost olan bir insanın sözleri... O, başkaları için konuşurken aynı kaderin kendisini de beklediğini biliyordu.

Bunlar, halkımızın düşmanlarını işaret etmekten, isimlerini vermekten çekinmeyen cesur bir mücadele insanının sözleri. O, bu sözleriyle, halkımızın düşmanlarının maskelerini düşürürken ve ne kadar küstah olduklarını açıklarken aynı zamanda milliyetçi kaba söylemelerini de açığa çıkarıyordu.

Kavazoğlu namuslu ve idealist bir Kıbrıslıtürk yurtseverdi. Denktaş ve faşist TMT onu ihanetle suçladı. Onu susturmaları ya da çok sevdiği yurdundan uzağa göçe zorlayabilmeleri mümkün değildi. Bundan dolayı onu katlettiler. Bir ilkbahar Pazarı göreve giderken, emperyalistlerin, şovenlerin ve yabancıların işbirlikçilerinin yaktığı yangını söndürmek için koşarken, ona tuzak kurdular.

O anda kendisine, ölümünde olduğu gibi yaşamında da dostu ve mücadele arkadaşı Kostas Mişaulis yoldaşlık ediyordu.

O günden bugüne tam kırk yıl geçti.

Otomatik silahların mermileri Kavazoğlu ile Mişaulis’i yaşamdan kopardı fakat onlara aynı anda bir ölümsüzlük verdi. Ölümleri, özgürlük, Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürklerin dostluğu, yeniden yakınlaşma, yabancı işgalden kurtulma ve bölünmüş ülkelerini yeniden birleştirme mücadelesi veren tüm bir halkın sembolü oldu.

Denktaş ve emperyalizmin organları yanlış hesap yaptılar. Bir mücadele insanını öldürebilirsin, fakat onun binlerce insanın kalbinde yaşayan akıllarını ve bilinçlerini aydınlatan düşüncelerinin öldüremezsin.

Fazıl Önder, Ahmet Yahya, Ahmet İbrahim, Ayhan Hikmet, Ahmet Gürkan, Derviş Ali Kavazoğlu, Savvas Menikos, Mihalis Petru, İlias Trofaris, Andreas Sakkas, Kostas Mişaulis.

Sadece adları farklı. Öldürülen bu insanların ideolojik kimlikleri aynı. Katillerinin de ideolojik kimliklerinin aynı olduğu gibi.

Derviş Ali Kavazoğlu AKEL’ciydi. AKEL Merkez Komitesi üyesiydi.

Kostas Mişaulis de AKEL’ci PEO kadrosuydu.

Kavazoğlu ile Mişaulis’in, mücadele yolunu seçmeleri bir rastlantı değildi. Onlar, Kıbrıs için, Kıbrıs’ın insanları için, Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar için, onların ortak geleceği için, mutlulukları için bu yolu seçtiler. Bu yol inandıkları ideallerinin yoluydu. Emekçi Halkın Partisi’nin binlerce mücadeleci insanının belirlediği yoldu. Parti, birbirlerine kin duysun diye Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk ayrımı yapmıyordu, tam tersine birlikte mücadele etmeleri, haklarını birlikte talep etmeleri için onları birleştiriyordu.

Kavazoğlu’nun bir rüyası vardı. Kıbrıs’ı özgür ve refah içinde görmek. Her tür emperyalist ve yabancı bağımlılıktan kurtulmuş iki toplumun uyum içerisinde yaşamalarını istiyordu. “Bizim inancımıza göre, Kıbrıstürk toplumunun davası Kıbrısrum toplumu ile saygı temelinde bağımsız ve gerçekten demokrat bir Kıbrıs’ta barış içerisinde onurlu bir yaşamdır” vurgusu yapıyordu.

O, vatanımızın çektiği acıların sorumlusunun emperyalizm olduğuna içten inanıyordu. Türk milliyetçilerinin Türk bayrakları ile katıldıkları “Made in England” ve “Made in American” planlar hakkında konuşmalar yapıyordu. Aynı zamanda bazı çevrelerin suç eylemleri ile yabancıların geçmesi için yollarına halı döşedikleri tespiti de vardı. “Sömürgeciler, Orta-Doğu’daki çıkarlarını korumak için Kıbrıs’ı bir uçak gemisi olarak ellerinde tutmak istiyorlar. Bu nedenden dolayı ülkemizde iki toplum arasında zıtlık ve çatışma onların planlarına yarar sağlar ve onların çıkarınadır” yaklaşımını özel olarak vurguluyordu.

Kavazoğlu Kıbrıstürk toplumunun hakları için mücadele veriyordu. Aynı zamanda yüksek adalet duygusuna sahipti. “Gerçek haklarımızın ve çıkarlarımızın sağlanmasını talep etmemiz yasal ve demokratiktir, fakat Kıbrıslırum vatandaşlarımızın haklarına müdahale etme hakkımız yoktur ve ne de böylesi bir arzumuz vardır.” diyordu.

Gelecekteki çözümün işler olması yönünde çok yoğun tartışmaların yaşandığı bizim dönemimizde de Kavazoğlu’nun bu sesine kulak vermemizin büyük yararı vardır. Kavazoğlu “Toplumumuz tabii ki ülkenin yönetiminde söz ve kontrol hakkı istiyor. Bu demokratik ve mutlak bir hakkıdır. Fakat bu devletin normal işleyişini sabote etmek anlamına gelmiyor” diyordu.

Toplumlararası çatışmalar döneminde her iki tarafça da suç işlendi, aşırılıklara gidildi. Biz AKEL olarak bunları net bir biçimde mahkum ediyoruz. Kavazoğlu da net bir biçimde mahkum ediyordu ve o trajik koşullarda Kıbrıslırumlara “Kıbrıs davasının anti-emperyalist karakterinin size yüklediği olumlu tavrınız ve eylemlerinizle Kıbrıslıtürk vatandaşlarınıza olanaklar yaratabilirsiniz ve onlara yardım edebilirsiniz. Kıbrısrum toplumunun sorumsuz unsurlarının olumsuz faaliyetleri sadece sömürgecilerin ve Denktaş’ın taksimci politikalarına hizmet eder” diyordu.

Yurttaşlar,

Yukarıda Kavazoğlu’nun konuşmalarına atıfta bulundum ve bunu onun düşünce sistematiği içerisinde bugünkü tavrının ne olacağını öngörmek için yaptım. Ve bunu, yurdunu seven gerek bu toplumdan, gerek diğer toplumdan her Kıbrıslı’nın ve Sol’un ilerici insanlarının yapması bin kez daha fazla gereklidir.

1960 yılında tepeden inme bir çözümle başladık ve içimizden çoğu bağımsızlığa inanmıyordu. Bazıları enosisi arzuladı, bazıları taksim rüyasını gördü. Ülke, doruk noktası Cunta ile EOKA B’nin faşist darbesi ve tüm trajik sonuçları ile Türk istilası olan maceralara sürüklendi. Tarihin tekerleğinin geri döndürülemeyeceğini biliyoruz. Kıbrıs’ın bugünkü acılardan kurtulması için tüm faturaları ödeyeceğiz. Bu fatura belki de Kıbrısrum toplumu için daha ağır olacaktır. Fakat zaman içinde bu karşılanmalıdır. Çünkü hedefimiz acı geçmişi tekrarlamak değil, barışçıl ve mutlu bir yaşamın koşullarını yaratmaktır. Kıbrıs sorununun çözümü bir uzlaşmadan başka bir şey olamaz. Ve bu uzlaşma da iki bölgeli iki toplumlu federasyondur.

Tabi ki bu federasyon iki toplumun eşitliği temelinde inşa edilecektir. Fakat giriş kapısı insan haklarının elde edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi de olmalıdır. İnsan haklarının ortadan kaldırılması her namuslu insan için ve özellikle de solcu ve ilerici insanlar için akıl dışıdır.

Gelecekteki çözüm her iki toplumun da hakları ve önceliklerine saygı üzerinde inşa edilecektir. Kavazoğlu’nun da dediği gibi toplumlardan birinin hakları diğer toplumun aleyhine elde edilemez.

İki bölgelilik ve iki toplumluluk devletin, ülkenin ve ekonominin birliğini ortadan kaldıramaz. Özellikle biz solcuların hedefi iki toplum arasına aşılmaz engeller koymayacak bir devlettir. Hedefimiz etnik farklılıkları aşarak – ve farklılıklara her zaman saygı duyarak- sınıfsal, sosyal ve ideolojik siyasi temelde yakınlaşma olmalıdır. İki toplum arasındaki yaşam standartı farkı ancak bu şekilde aşılabilir. Geçmişin olumsuzlularının yeniden ortaya çıkmamasını istiyorsak, ekonomik dengesizliğin ortadan kaldırılması gerekliliktir.

Çözümün yaşayabilir olması için işler olması gerekmektedir. Sürekli sorun ve çatışma getirecek olguların olması toplumlardan hiç birinin çıkarına değildir. İşlerlik her iki toplumun da haklarına saygı ile birlikte var olabilir. Diğer taraftan Avrupa Birliği üyesi olarak Kıbrıs’ın işler bir devlet oluşturması bir zorunluluktur.

Sol, bu ülkede her zaman Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürklerin evin sahibi ve efendisi olması için mücadele etti. Eğer adamızda her şeyden önce Kıbrıstürk toplumunun fizyonomisini ve iradesini değiştirecek olan on binlerce yerleşik kalmaya devam ederse bu nasıl olabilir?

Sol Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi için mücadele verdi. Yabancı askerlerin bir sihirle uzaklaşmasını beklemiyoruz. Fakat Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin askersizleştirilmesi hedefinin uygulanmasının ileri götürülmesi için mücadele edelim.

Eğer bakışlarımızı güney sahillerine çevirirsek kendi devletimiz içinde sömürgeciliğin bir kalıntısı olarak bir Britanya devleti göreceğiz. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler olarak birleşik gücümüzle üslerin kaldırılması mücadelesini vereceğimiz koşulların ve olanakların yaratılması için Kıbrıs sorunun çözümü için kavga verelim. Üslere Kıbrıs’ta yer yoktur. Kıbrıs toprağı saldırganların mevzi değil barış toprağı olmalıdır.

Sömürgecilik bize garantör güçleri “miras” bıraktı. Hem bağımsız devlet olalım, Birleşmiş Milletler’e üye olalım, Avrupa Birliği üyesi olalım, hem de garantörlerimiz olsun, bu çelişkidir. Fakat sahte umutlara sahip değiliz. Ne yazık ki garantiler çözümün bir parçası olacak. Fakat yabancıların Kıbrıs’a tek taraflı müdahale hakkı olmaması için mücadele edelim. Bu hem hakkımızdır, hem de halkımıza karşı böylesi bir sorumluluğumuz vardır.

Yabancılara değil, Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk Kıbrıslılara hizmet verecek bir çözüm için çalışalım. Kavazoğlu ile Mişaulis bugün bizimle birlikte olsalardı, böylesi bir çözüm için mücadele veriyor olacaklarına kalpten inanıyorum.

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin Kıbrıs halkının güvenlik duygusunu güçlendirdiği herkes tarafından kabul ediliyor. Bugün Kıbrıs ile Yunanistan Avrupa Birliği’ne üyedir ve Türkiye de Birlik kapısındadır. Biz Türkiye’nin Avrupa sürecini destekliyoruz çünkü bu demokratikleşme anlamına geliyor ve Türk halkının yararınadır. Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de daha fazla güvenlik ve istikrar demektir. Kalıcı barış demektir. Kıbrıs sorunun çözüleceği gün Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye’nin geçmişi geride bırakıp geleceğe güven ve iyimserlikle bakacağız inancı taşıyoruz.

Bu görüşlerin Kıbrısrum Kıbrıstürk, Kıbrıs solunun ortak tezleri olduğuna inanıyoruz. Bunlar ortak tezlerimiz olmalıdır.

Yurttaşlar,

Son bir yıl içerisinde Genel Sekreter’in planında Kıbrısrum toplumunun düşüncelerine ve endişelerine yanıt verecek zorunlu değişlilikler konusunda ikna uğraşılarımızın sonuç verdiği görünümü var. Bir hareketlilik yaşanmasını bekliyoruz ve Kıbrısrum tarafının tezi yeni bir müzakere sürecinin dara takvim ve hakemlik rolü olmaksızın olması gerektiği yönündedir. Eğer hedefimiz üzerinde anlaşmaya varılacak bir çözümse ki bu olmalıdır o zaman buna ne dar takvim ne de hakemlik rolü gerekir. Genel Sekreterden kısa süre içerisinde Kıbrıs sorununa olan ilgisini harekete geçirmesini ve sorunun çözümü için uğraşılarını yenilemesini bekliyoruz. Bu yönde Güvenlik Konseyi kararlarının kendisine verdiği görev de vardır. Yeni bir girişim doğru bir şekilde hazırlanmalıdır çünkü yeni bir başarısızlık lüksümüz yoktur. Birleşmiş Milletler Sekreterliği diplomatik yollardan tarafların niyetleri ve arzuları ile ilgili zemin yoklamalı ve iki tarafı diyaloga çağırmalıdır. Kıbrısrum tarafı çözüme varmak için tüm siyasi iradesi ile buna olumlu yanıt vermeye hazırdır. Karşı tarafın da aynı şekilde davranmasını dileriz. Ankara’nın ve Kıbrıstürk liderliğinin önceliğinin Kıbrıs sorununun çözümü mü yoksa 1983 yılında işgal bölgesinde yaratılan ve bugüne kadarki faaliyetlerinden ortaya çıkan sonucun ayrılıkçılık olan yasadışı varlığın statüsünün yükseltilmesi mi olduğunu pratikte görülecektir.

Her iki toplumdan ilerici güçler kendi aralarındaki diyaloga devam ederek ve ortak tezler üzerinde çalışarak görüşmelerin yeniden başlaması için daha iyi koşulların yaratılmasına katkı koyabilirler. Biz AKEL olarak bu yöndeki çalışmalara katkı koymak için tüm gücümüzle çalışmaya hazırız.

Yurttaşlar,

Derviş Ali Kavazoğlu bir zamanlar yüreği acı duyarak şöyle diyordu “kuşaklar boyu Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum gençlerin yaşam ve barışın tatlı melodilerini söyledikleri ve bu tatlı melodileri dinlemeye alışan Kıbrıs‘ın güzel dağlarındaki onurlu çınar ağaçları şimdi, sanki silahların seslerinden duydukları üzüntü nedeniyle sarı yapraklarını döküyor”

Bir daha asla silah seslerinin duyulmasına müsaade etmeyelim.

Bir daha asla çınar ağaçlarının yapraklarının korku ile hışırdamasına müsaade etmeyelim.

Milliyetçilik ve şovenizmin karşısına sağlam siperler oluşturalım

Değerli yoldaşlarımız Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’i anarken mezarlarına Kıbrıs’ın kurtuluş mesajını taze çiçeklerle mezarlarına götüreceğimiz güne kadar mücadeleye devam edelim.

Yaşasın Kıbrıs!

Yaşasın Kıbrıslırum, Kıbrıslıtürk, Maronit, Ermeni, Latin Kıbrıs halkı!

Kahramanlarımıza şan ve şeref!

 

 

                    ANA SAYFAYA DÖNÜŞ